17 Mayıs 2005

ULUSAL EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK TARTIŞMASI
"KURTULUŞ" VE "KURULUŞ" TARTIŞMASI DEMEKTİR


Müdafaa-i Hukuk Bülteni
No: 42

 
Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler Işığında Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımları Sempozyumu” açış konuşmasında ileri sürdüğü “21. yüzyıl ilişkiler ağında tam bağımsızlık kavramı üzerinde de düşünmek zorundayız. Ulusal Egemenlik haklarının belirli bir alanını, kendi arzusu ve kendi iradesiyle, o kuruluşun karar mekanizmalarından yer alması kaydıyla ve o kuruluştan kendi arzusuyla çekilebilmesi mümkün olduğu sürece, uluslar arası bir kuruluşa devretmesi acaba tam bağımsızlığı zedeler mi? Sanırım bu soruyu tartışmalı ve bir uzlaşmaya varmalıyız” sözleri “Ulusal Egemenliğimiz ve Bağımsızlığımız’ın tartışılması yolunu açmıştır.
Türk Milleti, Ulu Önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, Mondros ve Sevr dayatmalarına karşı milli mücadelesini “Kurtuluş ve Bağımsızlık” adı altında “Ya istiklal, ya ölüm” andıyla yapmıştır.
Türk milli mücadelesi, ebedi önderimiz, eşsiz insan, o yüce komutan tarafından, Baş kitabımız Nutuk’ta, “ Temel ilke, Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, İstiklâlden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.
Halbuki, Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..
O halde, ya istiklâl ya ölüm!..” şeklinde tarif edilmiştir.
Bu itibarla, tartışmaya açılmak istenen ve üzerinde uzlaşıya varılması çağrısında bulunulan husus, bir anlamda, “kurtuluş ve kuruluş felsefemiz” le, onun önderi ve yaratıcısı Mustafa Kemal’de olmaktadır.
Milletin, bu asla görmezden gelebileceği ve kabul edebileceği bir husus değildir. Bu, millette hayal kırıklığı yaratan bir açıklamadır.
Milletimizi üzmüştür; çünkü konuşma, AİHM’in terör örgütü PKK’nın başının yeniden yargılanmasını isteyen kararının açıklandığı güne rastlamıştır. Bu nasıl bir tesadüftür? Bu günde, PKK başının yeniden yargılanmasına dair AİHM kararı konusunda “biz tarafız” diyerek konuyu geçiştirmek yerine, milletimizin acısını dindirecek bir açıklama beklenirken, “ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık tartışılarak uzlaşmaya varılmalı” açıklamasının yapılması elem vericidir; başka ne söylenebilir ki!..
Düş kırıcıdır; çünkü Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyelik talebine karşı Kıbrıs, Ege, Patrikhane, yeni azınlık hakları talepleri ile sözde insan hakları ve demokrasi söylemleriyle ülkemizi etnik ve mezhepsel bölünmeye götürme niyetinin 17 Aralık kararıyla tamamen gün ışığına çıkmış olmasına rağmen, bu durum, demek ki hala görmezlikten gelinmektedir. İki ucu açık, her zaman askıya alınabilir olduğu karşı tarafça açıklanmış olan sözde müzakerelere, nasıl bel bağlanmaktadır?
Ayrıca; “Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık” kavramlarının, bir asker, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst komuta kademesinin bir mensubu tarafından tartışmaya açılmak istenmesi yanlış anlamalara neden olabilecektir. Belki de, Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık kavramlarını tartışma ve bir uzlaşmaya varma çağrısı sanki, Türk Silahlı Kuvvetleri adına yapılmış gibi sonuç çıkaranlar da olabilecektir…
Ancak, Türk Milleti “Ulusal Egemenliği’nin ve Bağımsızlığı’nın” koruyucusu ve teminatı olarak ordusunu bilmektedir; O’na güvenmektedir ve inanmaktadır. Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün milletine vasiyeti ve buyruğu böyledir. Çünkü Ata’sı, O’na: “Türkiye devletinin bağımsızlığı kutsaldır. O, sonsuza kadar güven içinde ve her çeşit tehlikeden korunmuş olmalıdır. Devletin bağımsızlığının, millet ve memleket hayatının tek koruyucusu kahraman ordumuzdur” demiştir. Türk Ordusu’nun Ebedi Başkomutanı, bu buyruğunu “Türkiye yalnız iki şeye güvenir. Biri Millet kararı diğeri ...... dünyanın takdirlerine hakkıyla layık olma niteliği kazanan ordumuzun kahramanlığı; bu iki şeye güvenir.” tespitiyle de ebedileştirmiştir.
İşte! Bu nedenlerden dolayı; “Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık” kavramının tartışılmasına ilişkin isteğin Genelkurmay II. Başkanı’ndan gelmiş olması, hüzünden öte acı vermekte ve yaratacağı sonuçlar itibariyle de kaygı uyandırmaktadır.
Böyle bir açıklama olmamalıydı! Yapılmamalıydı! Bu milleti derinden üzmüştür, yeise düşürmüştür…
Sevinenler elbette vardır. Bunlar II. Cumhuriyetçiler, AB ve ABD’nin içimizdeki uzantıları ve diğer tüm ulusalcılık karşıtlarıdır. Bu açıklamayı fırsat bilip, malum medya desteğinde, amaçları doğrultusunda, yeni bir kampanya başlatmakta gecikmeyeceklerdir. Öncüleri, fırsatı ganimet görüp, çoktan işe koyuldular bile.
Görüş ve inançlarımızı, şimdilik, bu kadar açıklamakla yetinmekteyiz. Çünkü, yetkililerin açıklamanın yanlış anlaşıldığını, maksadın başka olduğunu, ifade de eksiklik bulunduğunu belirtecek ikinci bir açıklama yapabileceklerini beklemekteyiz, ümit etmekteyiz.
İlkemiz; Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Egemenlik, hiçbir anlam, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve yönde ortaklık kabul etmez” sözüdür.
İnancımız; “Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti” ne “yokluk ve yoksulluk içinde” dahi sahip çıkmaktır.
Bu “kudret” de Türk Milleti’nde “mevcut”tur.