Ermeni Sorununun Tarihsel Gelişimi - I

 

Orhan Çekiç

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, imparatorluk sınırları içinde yaşayan pek çok ulus ve kavim arasında " millet-i sadıka " -sadık millet- diye anılan Ermenilerin daima çok özel bir yeri olmuştur.

 

XIX. yüzyıl ortalarına kadar Ermeniler, Türkiye'de büyük bir huzur ve refah içinde yaşamışlar, Tanzimat'tan sonra kendilerine devlet memurluğuna da girme hakkı tanınınca kamu yönetiminde de çok önemli görevlerde bulunmuşlardır.

 

'93 Harbi'

Daha çok ticaret ve sarraflık, kuyumculuk gibi meslek ve sanatlarla uğraşan Osmanlı Ermenileri arasından 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos ve konsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur, Osmanlı yönetiminde görev almıştır. Ermeni bakanlar arasında Dışişleri, Maliye, Ticaret ve Posta Bakanlıkları gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde bulunanlar olmuştur. Balkan Savaşı esnasındaki dışişleri bakanımız Gabriel Nuradunghiyan , buna güzel bir örnektir.

 

Müslümanlara tanınan her türlü haktan yararlanan Ermeniler, askere alınmamak gibi bazı ayrıcalıkları nedeniyle ailelerinin sürekliliğini, dolayısıyla refahını sağlamışlardır. Böylece, o dönemin Çarlık Rusyası'nda yaşayan Ermenilerle kıyaslandığı takdirde Osmanlı Ermenilerinin büyük bir huzur ve refah ortamında, geniş bir din, dil, eğitim serbestliği içinde özgürce yaşadıkları kolaylıkla gözlenebilir.

 

XIX. yüzyıl ortalarına kadar devam eden bu durum, özellikle Tanzimat ve Islahat dönemlerinden itibaren yavaş yavaş değişmeye başlamış, tarihimizde '93 Harbi' diye geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra ise dış görünüşü ile milliyetçi akımların etkisiyle, gerçekte ise emperyalist güçlerin kışkırtmalarıyla giderek tehlikeli boyutlara ulaşmaya başlamıştır.

 

"Master planı"

Bu neden böyle olmuştur? Neden adeta birdenbire Osmanlı Devleti'nin başına Ermeni Sorunu diye bir gaile çıkarılmıştır? Bu sorun, beklenmez bir şekilde, aniden mi çıkmıştır veya çıkarılmıştır, yoksa büyük bir " master planın" zaman içerisinde uygulanmaya konulan birer parçası olarak, beklenen bir olgu mudur? Arkasında kimler vardır? Şimdi de bu noktaya daha yakından bakalım.

 

Osmanlı İmparatorluğu'nu içten yıkmak için azınlık unsurları kullanan emperyalist güçler, kendi çıkarları doğrultusunda Ermenileri de kullanmışlar ve bir Doğu Sorunu'nun yaratıcısı olmuşlardır. Daha önce Balkanlar'da oynanan ve başarılı olan oyun, bu defa Doğu Anadolu'da tekrar sahneye konmuş, bölgenin özellikle stratejik ve jeopolitik konumu İngiltere ile Çarlık Rusyası'nı bu kez bu sahnede karşı karşıya getirmiştir.

 

Çarlık Rusyası'nın I. Petro'dan bu yana izlemekte olduğu temel dış politikası, sıcak denizlere, yani Akdeniz'e inmek olmuştur. Genelde yayılmacı (expansiyonist) bir politika güden Rusya, Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Akdeniz'e inmeyi ulusal bir hedef olarak görmüş, tüm dış politika hesaplarını bu amaca yöneltmiştir. Rusya'nın bu hedefe ulaşmasında ise en büyük engel Osmanlı İmparatorluğu'dur. İşte bu sebepledir ki Osmanlı İmparatorluğu, tarihi boyunca en çok Rusya ile savaşmıştır, savaşmak zorunda kalmıştır. Zira Ruslar I. Petro'nun siyasi vasiyetine sıkı sıkıya bağlanmışlardır.

 

"Doğu Sorunu"

Bilindiği gibi, emperyalist Hıristiyan Batı dünyası, İslam dünyasının lideri konumundaki Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak için, bu devletin içindeki Hıristiyan unsurları ayaklandırmayı planladığı zaman, bu konuyu " Doğu Sorunu " ana başlığı altında ifade etmiştir.

 

Artık Batı'nın, Doğu'da önemli bir sorunu vardır, bu da " hasta adam " olarak nitelediği Osmanlı Devleti'ni yıkmak ve topraklarını paylaşmaktır.

 

Bu planın başarılı olabilmesi için, imparatorluk bünyesinde yaşamakta olan " azınlıklardan" büyük ölçüde yararlanılacaktır. Nitekim, kısa bir sürede, imparatorluğun batısında yaşayan çeşitli Hıristiyan unsurlar bağımsızlıklarını birer birer kazanacaklardır. Tüm imparatorluğa dağılmış olmakla birlikte, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşamakta olan Ermeniler ise aralıksız 35 yıl süren ve tüm Anadolu'yu kana bulayan terör eylemlerine rağmen başarılı olamayacaklar, sonuçları günümüze kadar uzanan pek çok trajedinin yaşanmasına yol açacaklardır. Böylece "Doğu Sorunu", "Ermeni Sorunu" na dönüşecektir.

 

Bu incelemenin kapsamı ve amacı, bu trajedinin tarihsel gelişimini özetlemek ve Ermenilerin çıkış yolu olarak benimsedikleri "terör " yönteminin boyutunu irdelemek olacaktır.

En büyük engel Rusya

 

Petro, daha tahta çıkmamış bir prensken, Hollanda'ya geçmiş, işçi olarak gemilerde çalışmış ve deniz aşırı ülkeleri görerek sömürgeleşmenin önemini kavramıştır. O günlerde Moskova çevresinde küçük bir kara devleti olan Rusya'yı büyütmek için Petro, denizlere açılmanın gerektiğini görmüş ve Rusya'nın 200 yıl boyunca uygulayacağı dış politikasının temelini atarak iki önemli karar almıştır: 1. Rusya'nın hiçbir limanı yoktur. Oysa denizlere çıkmalıdır. Kuzeyde Baltık Denizi'ne çıkacaktır. O halde, bu kıyıları elinde tutan İsveç'le savaşacaktır. Başka türlü yaşaması mümkün değildir. İsveç'le savaşır ve Şarlken' i 1706'da Paltova'da yenerek Baltık kıyısında ilk limanını, kendi adını taşıyan Petrograd' ı kurar ve Baltık Denizi'ne çıkar. 2. Karadeniz üzerinden Boğazlar yoluyla sıcak denizlere, Akdeniz'e inmeli, İskenderun Limanı'nı ele geçirmelidir. Oysa Karadeniz ve Akdeniz'e egemen güç Osmanlı Devleti'dir. O halde kaçınılmaz olarak Osmanlı Devleti ile savaşacaktır. Bunu göze alır ama 1711 yılında Prut Savaşı'nı kaybeder, hayatını zor kurtarır.

 

Rusya ana hedeften sapmayacak

Bu mağlubiyete rağmen Rusya ana hedeften sapmayacaktır. Hele ileriki yıllarda Süveyş Kanalı açılıp da Kızıl Deniz üzerinden Hint Okyanusu'na kolayca çıkmak, en büyük rakip İngiltere'nin Hint yolunu kesmek olanağı doğunca, Rusya, Osmanlı Devleti'ni yaşam alanı içindeki en büyük engel olarak görmeye başlayacaktır. O halde Boğazlar'dan geçemediği takdirde Balkanlar üzerinden Ege'ye çıkmak, Kafkaslar üzerinden de Basra Körfezi'ne çıkarak Hint Okyanusu'na açılmak, bu yol kapatılırsa bu kez de Kilikya üzerinden Akdeniz'e inmek Rusya'nın temel dış politikası olacak, bu politikanın da uygulanmasında baş aktörler, Osmanlı Devleti bünyesindeki " azınlıklar " olacaktır. Ortodoks dünyasının hamisi rolünü üstlenen Rusya, bu azınlıklar silahını başarıyla kullanacaktır.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 26.04.2008