Ermeni Sorununun Tarihsel Gelişimi - V

 

Orhan Çekiç

 

İsyanların bir tertibin ürünü olduğu açıkça belliydi

 

Osmanlı devleti savaşa girince, Ermeniler bekledikleri fırsatın doğmuş olduğu inancıyla toplu olarak harekete geçerler ve Kafkas Ordusu'nun geri hatlarını vururlar. Rus ordularıyla işbirliğine giderler ve Van içerden vurularak 15 Nisan 1915'te Rus ordularına teslim edilir.

 

Ermenilerin başlattığı isyanların Akhisar'dan sonrakiler ise şöyleydi.

 

Erzincan İsyanı ( 21 Ekim 1895), Gümüşhane İsyanı (25 Ekim 1895), Bitlis İsyanı (25 Ekim 1895), Bayburt İsyanı (26 Ekim 1895), Maraş İsyanı (27 Ekim 1895), Urfa İsyanı (29 Ekim 1895), Erzurum İsyanı (30 Ekim 1895), Diyarbakır İsyanı (2 Kasım 1895), Siverek (Diyarbakır) İsyanı (2 Kasım 1895), Malatya İsyanı ( 4 Kasım 1895), Harput İsyanı (7 Kasım 1895), Arapkir İsyanı (9 Kasım 1895), Sıvas İsyanı ( 15 Kasım 1895), Merzifon İsyanı (15 Kasım 1895), Gaziantep (Ayıntap) İsyanı (16 Kasım 1895), Maraş İsyanı (18 Kasım 1895), Muş İsyanı (22 Kasım 1895), Kayseri İsyanı (3 Aralık 1895), Yozgat İsyanı (3 Aralık 1895), Zeytun İsyanı (1895-1896), Birinci Van İsyanı (2 Haziran 1896), Osmanlı Bankası Baskını (14 Temmuz 1896), İkinci Sasun İsyanı ( Temmuz 1897), Sultan Abdülhamit'e Suikast (Yıldız Suikastı) (21 Temmuz 1905), Adana İsyanı (14 Nisan 1909).

 

Olayların birbirine ne kadar yakın tarihlerde cereyan ettiği görülürse, hepsinin bir tertip eseri olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır. Sadece 1897'ye kadar 40'a yakın ilde tedhiş ve cinayet eylemlerine tanık olunacak, gene de sabır gösterilecektir.

 

Böyle bir hükümetin, bir de üstelik 1. Dünya Savaşı gibi, var olup olmama savaşının verildiği bir ortamda, benzer tedhiş hareketleri ne maruz kalınca, Ermenileri savaş alanının dışına toplaması veya sürmesi kadar doğal ne olabilir? Hangi devlet benzer durumda aynı kararı almazdı, sormak gerekir.

 

İşte 1. Dünya Savaşı günlerine bu koşullarla gelinir. Osmanlı devleti savaşa girince, Ermeniler bekledikleri fırsatın doğmuş olduğu inancıyla toplu olarak harekete geçerler ve Kafkas Ordusu'nun geri hatlarını vururlar. Rus ordularıyla işbirliğine giderler ve Van içerden vurularak 15 Nisan 1915'te Rus ordularına teslim edilir, büyük bir Müslüman kıyımı yaşanır.

 

Bunun üzerine 24 Nisan 1915'te hükümet, Ermeni ileri gelenleri olarak 2345 kişiyi tutuklar. Bu olayı Ermeniler sanki bir kıyımın yıldönümüymüş gibi, her yıl 24 Nisan'da protesto eylemlerine dönüştürürler.

 

Oysa o gün kimsenin burnu bile kanamamıştır. Olayların yatışmayıp, üstelik daha da artması üzerine hükümet, 27 Mayıs 1915 günü, zorunlu olarak, bazı Ermenileri " zorunlu göçe " tabi tutar. Çıkan yasanın adı " Sevk ve İskân Yasası "dır ve yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı zorunlu olarak çıkarılmıştır.

 

Ermeniler hükümetin aldığı bu kararı " bir soykırım " olarak nitelemekte ve bu ısrarlarını inatla sürdürmektedirler.

 

Oysa olayların bir soyu kırma amacını taşımadığı son derecede açıktır ve aksini kanıtlayacak tek bir belgeye rastlanmamıştır.

 

Esasen benzer iddialar Lozan Konferansı esnasında da dile getirilmiş, olayı 3.5 yıl boyunca inceleyen ve araştıran İngiliz Harp Divanı, Malta'da tutuklu bulunan tüm zanlıları serbest bırakmıştır.

 

Avrupa Adalet Divanı, 29 Ekim 2004 tarihinde aldığı bir kararla Marsilya'daki bir Ermeni derneğinin açtığı davayı reddetmiş, Ermenilerin ortaya attıkları "soykırım" iddialarının hiçbir " hukuki " dayanağı olmadığını, Avrupa Parlamentosu'nun 1987 yılında aldığı ve "... Türkiye soykırımı tanımadığı takdirde Avrupa Birliği'ne giremez " yolundaki kararın da siyasi bir karar olduğunu, hukuki bir temele dayanmadığını, bir fiilin soykırım olup olmadığının hukuki bir konu olduğunu ve ancak buna bir mahkemenin karar verebileceğini, oysa Avrupa Parlamentosu'nun bir yargı organı olmadığını ifadeyle davanın reddine karar vermiştir.

 

Bu sonuç da Ermenilerin hâlâ ne boş hayaller peşinde koştuklarını göstermektedir.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 30.04.2008