PEYGAMBERE
SALDIRI VE DİYALOGCULAR
Ahmet GÜRSOY
Hz. Muhammed''i terörist gösteren
karikatürlerin yayınlanmasından sonra İslam dünyasından gelen tepkiler artınca,
Danimarka''ya destek vermek için çok sayıda Avrupa ülkesi
devreye girerek, aynı karikatürleri yayınladı. Böylece, Danimarka, Norveç ve
Fransa''dan sonra İtalya, Almanya ve Portekiz gazeteleri de hakareti
paylaştıklarını gösterdiler.
Bu tür gelişmeler,
hepimize içinde bulunduğumuz çağı doğru okumamızı sağlayacak ipuçları veriyor.
Bir hususa
dikkatinizi çekerim: Bir gazetede yapılan yanlış, kınanacağı yerde tam tersi
yapılarak tüm AB ülkeleri basınının ortak paydası haline getiriliyor. Bu da
gelişmelerin fevri olmadığını, ortak kanaatler üzerine kurulan ve paylaşılan
bir değer olduğunu gösteriyor. Öyle ise karşımızda yek vücut olmuş bir kuvvet
vardır.
Hâl böyle oluca
benim öncelikle AB''ci olanlara ve "dinler arası
diyalog" diyerek İslam''ı sefil bırakanlara sormam gerekiyor: Bu bir Haçlı
hareketi değilse nedir!
Demek ki dinler
arası diyalogcuların Haçlıya etkisi hiç olmamış.
Demek ki AB''ci olanların iddia ettiği gibi Avrupa medeni, kendini aşmış
üst kültür değilmiş.
Ve demek ki AB ile
ilgili olarak muhalifler hiç de boş konuşmuyor, salt önyargıdan hareketle söz
söylemiyormuş.
Ve yine demek ki,
siz hüsrandasınız.
Benim gibi
düşünenler, böyle olacağını biliyordu ve öteden beri bunu her fırsatta
söylüyordu. Lakin kimilerine anlatamıyorduk.
Özellikle bazı
dindar kimseler, söylediklerimizin abartılı olduğunu belirtiyordu.
İslam peygamberine
yapılan saygısızlığın dalga dalga yayılarak Avrupa''yı bütünleştirmesi ile
hakikat kendini açığa vurdu.
Bakalım şimdi ne
diyecekler.
AB taraftarlarının
"AB dini bir kimlik değil, bir üst kültür ve ekonomik birliktir" tezi
artık işlevsiz kalmıştır.
Ya diyalogcuların fetvası! İslam
üzerinden yürüttükleri politika? Asıl ona bakacağız.
Diyalogcuların tek
ve en önemli silahı, biçimini ve niteliklerini kendilerinin ortaya koyduğu
İslam algısını mümkün olduğu kadar çok sayıda kimseye benimseterek, İslam''ı
bir teslimiyet aracı olarak kullanmak ve dinin ektin psikolojisinden hareketle,
ikna edilmiş kitlerinin beynini kontrol etmekti.
Bu en üst düzeyde
yapılıyor.
Böylece koca
kalabalıklar birer kurşun askere dönecekti. Her biri merkezin ateşlediği işaret
fişeğinin peşinden koşarken, yolundan sapmayacak, köleleştirilmiş (bağımlı)
Müslüman olduğunu fark etmeyecekti. Çünkü imanî
bağlılıkla ideolojik bağlılık iç içe geçirilmiş ve kişiler hangisinin hangisi
olduğunu ayırt edecek durumda olmayacaktı.
Hiçbir zaman birey
olmasına müsaade edilmeyen cemaatçi dindar kişi, sürünün bir parçası olarak
yaşayacaktı.
Zaten öyle
yaşıyor.
Bu sorgulamasız
akılın en önemli özelliği, dışa kapalı, geçirgen olmayan, içe olabildiğince
açık olarak çalışmasıdır. Böylece iç pazar otomatik olarak kurulmaktadır. İçe
kapanık, dışa kapalı kültürün tüketim kaynakları da gazete, radyo, tv gibi iletişim araçları ve kültür yaratıcılar yine cemaat
tarafından ortama sokulmaktadır.
Diyalog, "İbrahimî dinler"den yeni bir din yaratma sevdasında
oladursun, Hıristiyan gelenek, "diyalog"un dinler atlasında hangi
pozisyonda durduğunu Hz. Muhammed''e yapılan
saldırılarla bize gösterdi.
"Medeniyetler
savaşı"nda buyurun İstiklal cephesine!
Bütün Türkler bir
ordu, katılmayan kaçaktır.