Geçen hafta bu sütunda Türkiye'nin dörde
bölünmesini öngören bir komplo teorisinden söz etmiş ve Milli
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı 'nın ulus
devlet konusundaki uyarılarının bu teoriden etkilenip etkilenmediğini
sorgulamıştım.
Doğrusu bu teorinin somut sonuçlarının bir
hafta içinde ortaya çıkacağını düşünmemiştim.
Pek çok kişi, bu teorinin uluslararası
temelinin çok geçerli olduğunu, Sovyetler'in
çökmesinden sonra Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu bölgelerinde olupbitenlerin bunu açıkça gösterdiğini söyledi.
Peki ama, uluslararası temeller geçerli de
olsa bu komplo teorisi Türkiye'ye nasıl uygulanabilirdi ki ?
Türkiye'nin etrafı "ateş çemberi" ile
çevrili de olsa, ABD komşu Irak 'a yerleşmiş de bulunsa, Doğu'da
ve Güneydoğu'da etnik bir ayrılıkçı ayaklanmanın kıvılcımları Amerikan
işgali altındaki Kuzey Irak'tan desteklenerek devam etse de, dünya
devletleri birbiri ardından Ermeni Soykırımı 'nı
kabul eden yasa tasarılarını kabul etseler de, Lozan 'dan beri
(Kıbrıs'taki hukuksal dayanakları geçerli olan ve oradaki Türklerin canlarını
kurtaran yerel harekât hariç) barış içinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti nasıl
bölünecekti?
Siyasal bölünmenin temelleri, kültürel
(farklılıklarda değil) ayrılıkçılıkta yatar:
Dili, dini, mezhebi, ırkı, milliyeti,
farklılıkları vurgulayarak ayrılıkçılık amacıyla gündeme getirdiniz mi, Küresel
Yeni Dünya Düzeni 'nde bunun gideceği yer siyasal
özerklik , yani ulus devletin sonudur .
Bunu ister çoğunluk adına "birlik
beraberlik" için yapınız, isterse azınlık adına "haklar"
için yapınız, dinci ve milliyetçi ideolojiler son tahlilde ayrılıkçı
işlev görür .
Türkiye'de dini, mezhebi, ırkı, milliyeti politikada
kullanmanın sonu kaçınılmaz olarak kamplaşmalar, ayrılıkçı eğilimlerin
güçlenmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmesi olacaktır.
Hrant Dink'in katili , tetiği çeken kim olursa olsun, dinci,
mezhepçi, ırkçı, milliyetçi, yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kimlik
bağlamında birbirine düşüren politikalardır .
Nitekim yakalanan zanlının kimliği ve ilişkileri
(şimdilik de olsa) dinci-milliyetçi çizgiyi işaret etmektedir.
Dışarıdan da önemli bir siyasal, kültürel ve
parasal destek alan ayrılıkçı akımlar ve suçlamalar ülkemizde gün geçtikçe
güçlenmektedir:
Alevi-Sünni ayrılığı sürekli gündemde
tutulmakta, Alevi kardeşlerimiz Sünni baskısı altına alınmaya çalışılmaktadır.
Türk-Kürt farklılığı ayrılıkçı etnik terör
bağlamında vurgulanmaktadır.
Toplum din ekseninde örgütlendikçe, Müslüman
olmayan vatandaşlarımız üzerindeki baskı artmaktadır.
Antisemitik
bağlamda Yahudi düşmanlığı körüklenmekte, örneğin artık hiçbir toplumsal
gerçekliği ve geçerliliği kalmamış olan Sabetayistlik
(Selaniklilik veya dönmelik) üzerinde, içi yalanlarla dolu ciltlerce
kitap yayımlanmaktadır.
Bütün bunların üzerinde, AKP iktidarı sırasında
artık rejimi iyice tehdit eder hale gelen dinci siyasal örgütlenme ve
eğitim, kendi içinde ve kendi başına bölücü bir işlev sahibi olmuş
görünmektedir.
İşte Hrant Dink 'in öldürülmesi, Türkiye Cumhuriyeti 'nin karşı karşıya olduğu bütün bu bölünme eksenlerini içte
ve dışta güçlendiren, derinleştiren bir etkiye sahiptir.
Cinayet zanlısının aşırı dinci-milliyetçi
kimliği, komplo teorisinin hangi kaynaklardan beslendiğinin bir işaretidir.
Bu cinayetle Türkiye Cumhuriyeti bölünmeye bir
adım daha yaklaşmıştır.