DİSK GENEL BAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP
Bay Süleyman Çelebi
Genel Başkan
Devrimci İşçi
Sendikaları Konfederasyonu(DİSK)
İstanbul
Bay Süleyman Çelebi,
Son üç yıl içinde Avrupa Birliği (AB)’den yaklaşık bir milyon Avro hibe aldınız. İşte
ayrıntıları:
Projenin Adı: DİSK Üyelerine İnsan Haklarına
Saygıyı Öğretme.
AB’den Alınan Hibe: 550.128 Avro
Projenin Adı: Kütahya-Tavşanlı
İlçesinde İşsiz Kalan Maden İşçilerine İş Bulma.
AB’den Alınan Hibe: 141.950,11 Avro
Projenin Adı: Özel Sektör
Madencilik Alanlarında Ekonomik ve Sosyal Hakların Tanımı, İyileştirilmesi ve
Uygulanması.
AB’den Alınan Hibe: 83.189 Avro
Projenin Adı: Özelleştirme
Sürecinde Olan İş Yerlerindeki İşçilerin Eğitimi.
AB’den Alınan Hibe: 161.062,14 Avro
Bay Süleyman Çelebi,
AB’den almış olduğunuz bu hibeler hakkında size birkaç
soru soracağız:
Şimdi size soruyorum: AB’den almış olduğunuz 550.128 Avro ile, bu
sendikaların tümüne, İnsan Haklarına Saygılı Olmayı öğretebildiniz mi? Bu
sendikaların arasından;
“Biz, binlerce yıldır insan haklarına
saygılıyız! AB gitsin, Irak’ta, Bosna’da, Afganistan’da ve Filistin’de soykırım
yapanlara, kütüphaneleri yakıp müzeleri yağmalayanlara insan haklarına saygılı
olmayı öğretsin!”
diyen çıkmadı mı?
“Bugün AB ülkelerinde toplam 3 milyon insan
işsiz, aşsız, evsiz sokaklarda sefalet içinde yaşamaktadır. Siz, AB’nin hibesin
onlara geri verin, önce kendi insanlarının haklarına saygılı olmayı öğrensin!” demedi
mi?
“Bugün AB ülkelerinde toplam 37 milyon
fakir bedensel ya da zihinsel engelli insan bulunmaktadır. Kendi engelli
insanlarının bile fakirlikle boğuşmasına seyirci kalanlar, ne hakla bizlere
insan haklarına saygılı olmayı öğretmeye kalkışıyor? Siz bu hibeyi alın, AB’nin
başına çalın!”demedi
mi?
Bay Süleyman Çelebi,
Emperyalist AB’den yaklaşık bir
milyon Avro hibe almayı, DİSK’in Tüzüğündeki hangi maddeye dayandırdınız?
DİSK Tüzüğü’nün 3. Bölümü, Gelirler ve
Giderlere ayrılmıştır. Bu bölümün 28. Maddesinin (e) bendine göre DİSK, üyesi
bulunduğu uluslararsı örgütlerden bağış sağlayabilmektedir. Ancak AB’yi
uluslararası bir örgüt olarak nitelesek bile, DİSK bu örgütün üyesi olmadığı
için, bu maddeye dayanmak olası değildir. 28. Maddenin (c) bendinde ise,
uluslararası örgütlerden yardım sağlanabileceği yazılıdır. Siz, AB’yi sıradan
bir uluslararası örgüt olarak niteleyip, yaklaşık bir milyon Avro’yu bu maddeye dayandırarak mı aldınız?
Bay
Süleyman Çelebi,
Söz, DİSK Tüzüğü’nden açılmışken,
şu çok önemli noktaya dikkatleri çekmemiz gerekmektedir:
DİSK Tüzüğü’nde, Madde 3’de, Konfederasyon’un
Amaç ve İlkeleri dile getirilirken şunlar yazılmıştır:
- “DİSK;
demokratik, bağımsız bir sınıf ve kitle örgütüdür.”
- “DİSK; faşizme, cuntacılığa,
oligarşiye, baskıya, zulme ve işkenceci tüm rejim ve dikta yöntemlerine karşı,
mücadele etmeyi Temel Amaç edinmiştir.”
Görüldüğü gibi, DİSK’in Temel
Amaçları arasında, Emperyalizme
karşıtlık artık yer almamaktadır! Oysa DİSK’in Kuruluş Bildirgesinde şöyle
denilmekteydi:
“Emperyalizmin,
devletimizin ve milletimizin hayatına, yeniden kastetme çabalarının arttığı ve
bir avuç aracının, kapkaççının ve sömürücünün bu çabalara katıldığını gören
bizler, büyük Atatürk’ün daha
1921’de ilan ettiği gibi, bizi mahvetmek
isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmaya
and içmiş sendikacılarız.”
Bay Süleyman Çelebi,
Eğer Tüzüğünüzde hala ‘emperyalizme karşıtlık’ yazılı
olsaydı, siz hiç Emperyalist AB’den yaklaşık bir milyon Avro hibeyi alma ayıbını işleyebilir miydiniz?
Bay
Süleyman Çelebi,
“Türkiye’de
emperyalizme ve faşizme karşı çıkmak her Türk vatandaşının görevidir, namus
borcudur, insan olma haysiyetinin gereğidir. Faşizme ve emperyalizme karşı
çıkmayan bir toplumun mevcut dünya koşulları içinde, insanca yaşamaya, insan
olmaya, haysiyetli hayat sürmeye hakkı yoktur.” [1]
Bay Süleyman Çelebi,
Emperyalizme karşı çıkmadığınız
gibi, Emperyalist AB’den yaklaşık bir
milyon Avro hibe alarak, vatandaşlık görevinizi çiğnemiş ve namus borcunuzu
da ödememiş olduğunuzun farkında mısınız? İnsan olma haysiyetinin gereğini
yapmamış olduğunuzu göremiyor musunuz?
Bay
Süleyman Çelebi,
“Emperyalizme karşı kanun sınırları içinde kalarak, mücadele etmenin
suç olarak kabulüne imkân görülmemiştir.”[2]
Peki, siz, DİSK genel Başkanı
olarak, Emperyalist AB ile mücadele edeceğinize, neden avuç açıp yaklaşık bir milyon Avro hibe aldınız? Niçin
Emperyalist AB’den korkup teslim oldunuz?
“Emperyalizm, devletin ekonomik ve siyasal bağımsızlığını zedeleyen,
başka ülke çıkarlarına öncelik veren, devletin milli olma niteliğine aykırı,
dış sömürüye dayanan yabancı bir saldırıdır. Bunlara karşı olmanın,‘Kahrolsun Emperyalizm’ demenin suç
olarak kabulü asla düşünülemez.”[3]
Bay Süleyman Çelebi,
Yaklaşık 300 bin Türk işçisinin
başkanı olarak, korkmadan ‘Kahrolsun AB
Emperyalizmi’ diye haykıracağınıza, avuç açıp Emperyalist AB’den yaklaşık bir milyon Avro hibe almış olmanız,
utanç vericidir!
Bay Süleyman Çelebi,
DİSK Tüzüğü’nde cuntacılıktan,
baskıdan, zulümden ve demokrasiden söz edilmekte, ama üzerine titrenilmesi
gereken ‘Ülke Bağımsızlığına’ hiç değinilmemektedir. Oysa DİSK’in üyesi olduğu
Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu, ICFTU’nun Anatüzügü’nün
‘Başlangıç Bölümü’nde şöyle denilmektedir:
“Konfederasyon,
bütün insanların tüm ulusal bağımsızlık ve kendilerini yönetme hakkını ilan
ederek, bu hakların mümkün olan en kısa zamanda gerçekleştirilecek koşulların
yaratılmasına yönelik çabaları destekler.”
Bay Süleyman Çelebi,
AB’ye girmek demek, ulusal
bağımsızlıktan vazgeçmek demektir. Bunu bildiğiniz için mi DİSK Tüzüğü’ne, ‘Ulusal
Bağımsızlığın Korunması’ ile ilgili bir cümle koydurmadınız? Oysa bir zamanlar
DİSK, ulusal bağımsızlıktan ödün vermemeye son derecede kararlıydı. Ulusal
bağımsızlığımızın savunucusu yiğit DİSK üyeleri, bir zamanlar şöyle
haykırmaktaydılar:
“Türkiye’yi bu duruma getirenler, Atatürk’ün
bağımsızlık ilkesine sırt çevirenlerdir… Emperyalizmin ekonomik, siyasi ve
askeri dayatmalarına, emperyalizmin, IMF, OECD gibi örgütlerin direktiflerine
yıllardır boyun eğilerek, mazlum ülkelere örnek olan ve ilk başarılı Kurtuluş
Mücadelesi veren, Mustafa Kemal’in ulusal
bağımsızlık ilkesi açıkça çiğnenmiştir.”[4]
Bay Süleyman Çelebi,
Atatürk’ün bağımsızlık ilkesine sırt
çevirmemiş olsaydınız, AB’ye yanaşıp avuç açarak, yaklaşık bir milyon Avro hibe alabilir miydiniz?
Yalnız siz değil, tüm AB’ciler Mustafa Kemal’in ulusal bağımsızlık ilkesini
açıkça çiğnemektedirler. Hele bunların bir bölümü var ki, halkımıza kendilerini
Aydınlanmanın Yazarları olarak tanıtmakta ve hiç utanmadan, hiç sıkılmadan, Mustafa Kemal’i de neredeyse AB’ci
gösterecek kadar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde bulunmaktadırlar.
Bay Süleyman Çelebi,
Siz bir yandan AB’ye yanaşıp avuç
açarak, yaklaşık bir milyon Avro hibe alır,
bir yandan da Türkiye’deki milli olmayan sermayenin büyük patronlarıyla kol
kola gezerken, bakalım AB’deki sendikacılar ne tür söylemlerde bulunup ne tür
eylemler yapıyorlarmış.
“Tüm konuşmacılar, bir Avrupa Süper Devletinin yaratılmasına karşı
çıktılar. AB’nin emekçilerden yana değil, büyük şirketlerin çıkarlarından yana
olduğunu anlattılar. Çalışanların ve ailelerinin çıkarlarını gözetecek bir
işbirliğinden yana olduklarını vurguladılar.”[5]
Bay Süleyman Çelebi,
Avrupalı sendikacılar, AB’nin
emekçilerden yana olmadığını söylerken, siz nasıl oluyor da yaklaşık 300 bin
işçinin başı olarak AB’ci oluyorsunuz?
Avrupa Komisyonu’nun (yani AB
Hükümetinin) Hollandalı üyesi Frits
Bolkestein, “Hizmetler Yönetmeliği” adlı bir yasa tasarısını ortaya attı.
Bu tasarının esasları şunlardı:
-
‘Kamu
Hizmetleri’ ve ‘Özel Sektör Hizmetleri’ diye bir ayrım olamaz. Tüm hizmetler
bir ücret karşılığı verilir, öyleyse tüm hizmetler serbest piyasa koşullarına
uymak zorundadır
–
‘Kamu
Hizmetleri’ olarak bilinen devletin sunduğu sağlık, eğitim ve belediye
hizmetleri özelleştirilmelidir.
–
Tüm
ticari alış-verişlerin önündeki ulusal kurallar ortadan kaldırılmalıdır. Bu
bağlamda, işverenler ile işçi sendikaları arasındaki toplu sözleşmeler dönemine
de artık bir son verilmelidir.
–
Avrupalı
bir şirket, herhangi bir AB ülkesinde geçici süreli bir iş ihalesini
kazandığında, o işin yapılması sürecinde kullanacağı işçilere, şirket
merkezinin bulunduğu ülkedeki ücret ve çalışma yasalarını uygulayabilecektir.
Örneğin, bir Polonya inşaat şirketi, Almanya’da bir inşaat ihalesi
kazandığında, o inşaatta Polonyalı işçileri çalıştırabilecek ve bu işçilere
Almanya’daki işçi ücretlerinin çok altında bir ücret ödeyebilecektir. Çünkü
Polonya’daki daha düşük olan işçi ücretleri standardını uygulayabilecektir. Bu
işçilere, Almanya’daki değil, Polonya’daki sağlık sigortası ve sosyal hakları
tanıyabilecektir.
Frits Bolkestein’ın kendi adını
taşıyan bu tasarıya karşı, AB’deki tüm işçi sendikaları ayaklandılar.
Britanya’nın en büyük işçi sendikası UNISON’un Genel Sekreteri ve Kamu Çalışanları
Sendikaları, EPSU’nun Başkan Yardımcısı Dave
Prentis, bu tasarıyı şöyle değerlendirdi: “Kamu Hizmetleri, herhangi bir Sosyal Avrupa Modelinin temel taşıdır.
Oysa AB, Kamu Hizmetleri kavramını bile kabul etmiyor! Her tür hizmete, sadece
parasal kazanç açısından bakıyor!”
UNISON, Avrupa’daki tüm işçi
sendikalarıyla birlikte, bu tasarının hemen geri çekilmesi için harekete geçti.
AB Komisyonu, tasarıyı geri çekmeyi reddetti, Avrupa Parlamentosu kararını
açıkladıktan sonra bazı değişiklikler yapılabileceğin bildirdi.
AB’deki işçi sendikaları,
Bolkestein Tasarısı Avrupa Parlamentosu’nda görüşülürken, büyük değişiklikler
yapılmasını sağlamak amacıyla toplu eylemler yapacaklarını duyurdular.
Bay
Süleyman Çelebi,
26 Kasım 2005 tarihinde, Türkiye-AB Karma
İstişare Komitesi, KİK’in başı olarak Brüksel’de katıldığınız toplantıda,
ortaya bir ‘Emeğin Avrupası’ deyimini atmışsınız ve KİK’in eşbaşkanı Jan
Olsen ile varmış olduğunuz anlaşmayı şöyle anlatmışsınız :[6]
“…Oysa bizim Türkiye’de işçi sınıfı ve diğer çalışanların çalışma
koşullarını, sosyal standartlarını hızla yükseltmemiz lazım. Avrupalı iş ve
işçi kesimlerine anlatmamız lazım ki, sosyal standartları yükselmiş bir Türkiye
işçi sınıfı Avrupa’yı, Avrupa’nın işini tehdit etmez. Ama standartları düşük kalan,
ucuz emek deposu görülen bir Türkiye eder. Bu yüzden emeğin Avrupa’sı diyoruz.”
Bay Süleyman Çelebi,
Sizin, AB’de olup bitenlerden
gerçekten hiç haberiniz yok mu? Aylardır Avrupa’daki işçi sendikaları, Avrupa
Komisyonu üyesi Frits Bolkestein’ın
‘Hizmetler Yönetmeliği’ adı verilen tasarısına karşı savaşım verirken sizin
bunlardan nasıl oluyor da haberiniz olmuyor? DİSK’in büyük masraflar yaparak
Brüksel’de görevlendirdiği Avrupa Temsilciniz ne yapıyor? O da mı, bu can alıcı
bilgileri toplayıp size göndermiyor?
Bay Süleyman Çelebi,
AB’nin mimarları, yalnız
Türkiye’de değil, Avrupa’da da ucuz emek depolarının oluşmasını istiyorlar!
AB’nin emekçilerden yana olmadığını, büyük sermayenin çıkarlarına göre
yapılandığını, Avrupa’da duymayan kalmadı! Lütfen en kısa zamanda Bolkestein Tasarısı’nı okuyunuz ve
‘Emeğin Avrupa’sı’ diye söylemler uydurarak gülünç duruma düşmeyiniz!
AB Anayasasının 29 Mayıs 2005
tarihinde Fransa ve 01 Haziran 2005 tarihinde de Hollanda tarafından halk oylamasıyla
reddiyle ilgili, İngiltere Demiryolları, Denizyolları ve Ulaşım İşçileri
Sendikası, RMT’nin Genel Sekreteri Bob
Crow şunları söylüyordu:
“AB Anayasasının reddi, AB’nin yüreğindeki anti-demokratik yapının
açığa çıkmasını sağlamıştır. Anayasanın Fransa ve Hollanda tarafından reddi, bu
belgenin, dizginlenemez neo-liberalizmin, militarizmin ve üye devletlerin
ulusal demokratik haklarını ellerinden alınışının bir tüzüğü olduğunun geniş
çapta ilan edilişi anlamına gelmektedir.”
Bay Süleyman Çelebi,
Avrupalı sendika başkanlarının
demeçlerini okuyup incelediğim gibi, sizin de demeçlerinizi okuyorum. 10 Aralık
2004 tarihinde, ‘Solda Yenilenme’ konferansında yapmış olduğunuz açış
konuşmanızı da okudum. Saydım, bu kısa konuşmanızda, tam 38 kez ‘sol’, 16 kez
de ‘demokrasi’ sözcüklerini kullanmışsınız. 16 kez ‘demokrasi’ demişsiniz, ama
İngiliz sendikacı meslektaşınız Bob Crow gibi, bir kez olsun AB’nin
‘anti-demokratik’ olduğu ağzınızdan çıkmamış!
Kısa bir konuşmada, 38 kez ‘sol’ sözcüğünü
kullanmışsınız, ama bir kez olsun ‘anti-emperyalist’ diyememişsiniz! Sözde
‘Devrimci’ olan bir sendika başkanına, ‘Anti-emperyalist olunmadan, sol
olunamayacağını’ anımsatmak zorunda kalışımız, gerçekten ibret vericidir!
Açış konuşmanızda, demokrasiyi temel bir ilke
ve rehber olarak kabul etmiş olduğunuzu anlatıp;
“Temel ihtiyacımız, demokrasidir”
diyerek vurgulamışsınız.
Bay Süleyman Çelebi,
Siz, Türk Ulusu için temel ilkenin
ne olduğunu bile unutmuşsunuz! Büyük
Devrimci’nin sözlerini size anımsatmak zorundayım:
“Temel ilke, Türk Ulusu’nun onurlu
ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla
sağlanabilir.”
Bay
Süleyman Çelebi,
Bugün AB’de toplam işsiz sayısı 20
milyonu aştı, Mayıs 2005’de katılan 10 yeni üye buna dâhil değil! Yalnız
Almanya’da işsiz sayısı 5 milyondan fazla. Yıllar önce Almanya’ya gidip orada
yerleşmiş, önce Alman pasaportu şimdi de AB pasaportu almış her 5 Türk
işçisinden biri işsiz! Halen bir işi olup da çalışan Alman işçiler, işlerini
kaybetme korkusu içinde, hem de öylesi bir korku ki, daha düşük ücretle
çalışmayı bile kuzu kuzu kabul ediyorlar!
Şimdi size soruyorum: Siz, tüm bu
gerçekleri bile bile mi AB’ci oldunuz, hiç sıkılmadan el açıp onlardan yaklaşık
bir milyon Avro hibe aldınız!
DİSK’in yaklaşık 300 bin üyesine,
AB ile ilgili yukarıdaki gerçekleri anlattınız mı, yoksa kişisel çıkarlarınızı
AB ile birleştirdiğiniz için mi bu kahredici gerçekleri Türk işçilerinden hep
sakladınız?
Şimdi size duyuruyorum: AB ile
ilgili acı gerçekleri Türk işçisinden sonsuza dek saklamanız asla mümkün
olamayacaktır!
Fransız Hükümeti, çıkardığı bir
kararnameyle şirketlere işçi çıkarmada yeni kolaylıklar sağladı. Bu kararnameye
göre şirketler, işe almış oldukları işçileri, ilk iki yıl içinde, hiçbir
gerekçe göstermeden ve hiçbir tazminat ödemeden işten atabilecekler. Fransa
Başbakanı Dominque de Villepin, bu kararnameyi, ‘Fransız sosyal modelini
kurtarmak için son şans’ olarak niteledi.
Bay Süleyman Çelebi,
AB’nin kurucu üyesi Fransa’da,
işçileri artık işten atmanın kolaylaşmış olduğunu DİSK üyelerine duyurdunuz mu?
Hep beraber bu kararı şiddetle kınayan bir protesto mektubunu Fransa Başbakanı’na gönderdiniz mi?
İngiltere Demiryolları,
Denizyolları ve Ulaşım İşçileri Sendikası, RMT’nin Genel Sekreteri Bob Crow’un yaptığı şu uyarıya bir
bakar mısınız:
“İşçi sendikalarının Brüksel’e karşı, demokrasiyi ve kamu hizmetlerini
savunma zamanı gelmiştir. AB, neo-liberal dayatmalarla her şeyi özel sektöre
devretmekte, sonuçlarını ise dikkate almamaktadır!”
Bob Crow, aynı zamanda, ‘AB
Anayasasına Karşı Olan İşçi Sendikaları’nın da Başkanıdır.
Bay Süleyman Çelebi,
Bir İngiliz sendika başkanı AB’de
demokrasi olmadığını öne sürerken, siz hala DİSK üyelerine AB’yi demokratik bir
yapı olarak mı tanıtıyorsunuz?
İngiliz Komünikasyon İşçileri
Sendikası, CWU’nun Genel Sekreteri Billy
Hayes konuşuyor:
“Le Monde gazetesinin bir kamuoyu
araştırmasına göre, AB Anayasasına halk oylamalarında ‘hayır’ oyu kullanan Fransız ve Hollandalıların yüzde 46’sı,
işlerini kaybetmekten korktukları için ‘hayır’ demişlerdir.”
Bay Süleyman Çelebi,
AB’de 20 milyonu aşkın işsiz
bulunduğu gerçeğini ve çalışanların da işlerini kaybetmekten korktuklarını
üyelerinize duyurdunuz mu, yoksa bu acı gerçekleri onlardan saklayıp, asılsız
masallar anlatarak hala AB’yi övmeye devam mı ediyorsunuz?
AB’nin parası Avro’yu, AB’nin
üyeleri İsveç ve Danimarka reddetmiş, İngiltere ise kararını askıya almıştır.
Eylül 2003’de yapılan halk oylamasında İsveçlilerin büyük çoğunluğu Avro’ya ‘hayır’
dediler. En güçlü muhalefet, işçi sınıfından geldi ve işçi sınıfının da kadın
ve genç işçileri yoğunluktaydı. ‘Hayır’ oyu verenler arasında yapılan kamuoyu
araştırması, Avro’ya karşı duruşun en önemli nedeninin ‘demokrasi’ olduğunu ortaya koymuştur. İsveçliler, hâlihazır yapısıyla,
AB’yi demokratik bulmuyorlar! Avro’yu kabul ederek, anti-demokratik AB’ye daha fazla güç devretmek istemediklerini
söylüyorlar. İsveçliler, AB Anayasasına da karşılar. Yasama, yürütme ve yargı
güçlerinin ulus devletlerin elinden alınıp Brüksel’e verilmesine,
merkezileştirilmesine karşı çıkıyorlar.
İsveç Ticaret Sektörü İşçileri
Sendikası, HANDELS’in Baş Ekonomisti Stefan
Carlen şunları söylüyor:
“Avro’ya karşı her zaman güçlü bir muhalefetin İsveçli işçilerden gelmiş
olması, beni çok etkilemiştir. İşçi sınıfında, hangi biçimde olursa olsun, bir Avrupa Federal Devletine karşı duruşun böylesi kök salmış olması da
beni derinden etkilemiştir. İşçilerimize, AB’nin bir Avrupa Federal Devletine
dönüşümüne niçin karşı olduklarını sorduğumda, hep aynı yanıtı almışımdır:
‘Eğer bizlerin hayatını ilgilendiren kararlar, bizden çok uzak bir
yerlerde, hem de bizlerin o kararları etkileme şansımızın hiç olmadığı bir
biçimde verilirse, bizler her zaman kaybetmeye mahkûmuz. Başkentimiz Stockholm
da bize uzak sayılabilir, ama hiç kuşkusuz Brüksel’den daha yakındır!’
Avro’nun halk oylamasında büyük bir çoğunluk tarafından reddinden
sonra geçen süreçte, İsveçli işçiler arasında AB Federalizmi karşıtlığı çok
daha güçlendi. Yaşanan olaylar, AB’nin giderek artan gücünün, sahip olduğumuz
sosyal haklara karşı bir tehdit oluşturduğunu apaçık ortaya koymuştur.”
Bay Süleyman Çelebi,
Eğer Türk işçileri de AB ile
ilgili gerçekleri bilmiş olsalardı, İsveçli işçilerden geri kalırlar
mıydı? Yakanıza yapışıp, ‘Ankara,
Brüksel’den daha yakın!’ diye haykırıp sizden hesap mı sormazlar mıydı?
İsveç işçi sendikası HANDELS’in
Baş Ekonomisti Stefan Carlen, eğer
İsveç’te AB Anayasası halk oylamasına sunulsaydı, sonuç hiç kuşkusuz Fransa ve
Hollanda’kiyle aynı olacaktı, diyor ve İsveçli işçilerin AB Anayasasına karşı
oluşlarının nedenlerini şöyle sıralıyor:
- İsveçli işçiler, AB’nin serbest
piyasa ekonomisini kabul etmiyorlar,
- Avro’nun ortak para olarak
dayatılmasını anti-demokratik buluyorlar,
- Avro’yu kabul eden AB
ülkelerinin çoğunda geniş çaplı işsizliğin ortaya çıktığını, bunun sonucu
olarak da sosyal devletin kamu harcamalarını kısmak zorunda kaldığını öne sürüyorlar,
- AB’nin uyguladığı Ortak Tarım
Politikası, CAP’ın ve gümrük vergilerinin, kalkınmakta olan ülkelere zarar vermekte
olduğunu gösteriyorlar,
- Ulusal ölçekte yapılmakta olan
Toplu Sözleşmelerin, gelecekte tehlikeye düşeceğini, işçilerin sağlık ve iş
güvenliğinin ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu vurguluyorlar,
- Kamu hizmet kurumları ve
kuruluşlarının, salt çıkar amaçlı özelleştirilmesi sonucunda, daha çok kadın
işçilerin zarar göreceğini anlatıyorlar,
- İşçi sendikalarının, yalnız AB’ye
yetki devrine karşı olmakla kalmadıklarını, bugüne kadar ulus devletlerin
elinden alınmış gücün geri verilmesini ve AB’nin elindeki gücün azaltılmasını
istiyorlar. Bu tavırlarının bir tür milliyetçilik olmadığını vurgulayıp,
demokrasiye sahip çıkmanın güçlü göstergesi olarak niteliyorlar.
Stefan Carlen, bu sıralamayı
yaptıktan sonra şöyle diyor:
“İsveçli işçiler, bugüne kadar kurmuş oldukları siyasi kurumların
değerini çok iyi bilmektedirler. İşte bu nedenledir ki, İsveç’te yapılan genel
seçimlerde katılım, çoğunlukla yüzde 80 oranında gerçekleşir. Oysa İsveçli
işçiler, Brüksel’deki AB kurumlarına kuşkuyla bakmakta ve Brüksel’deki siyasi
otoriteye sahip kurumları benimsememektedirler. İşte bu nedenle de, AB’nin
ortak parası olan Avro’nun halk oylamasında katılım sadece yüzde 30 oranında
olmuştur.”
Bay Süleyman Çelebi,
14/15 Kasım 2005 tarihinde, DİSK Genişletilmiş
Başkanlar Kurulu Bolu’da toplandı. Toplantının gündemi, AB ile müzakere
sürecine sendikal hareketin de aktif şekilde katılmasıydı. Bu şatafatlı
toplantının sonunda medyaya duyurulan vurucu ileti şuydu: “AB Sürecinde Aktif
Olacağız”. Bu çıkışıyla DİSK, sanki işçi sınıfı adına ortaya atılıyor, AB ile
yapılacak müzakereler sırasında başta tüm ulus olmak üzere işçilerin de
haklarını koruma ve savunmaya hazır ve kararlı olduğunu duyuruyordu! Oysa
yapılan, tam bir aldatmaca ve göz boyama gösterisiydi! İşte, açıklaması:
-
AB,
daha önceden Türkiye’ye, müzakereler sırasında, içinde DİSK’in de bulunduğu, sivil
toplum örgütlerinin de yer alması buyruğunu zaten vermişti bile! 02.06.2005
tarihinde yayımlanan ‘Avrupa Parlamentosu, 2004–2009 Dönem Raporu’nun 10.
Maddesini birlikte okuyalım:
“Türk hükümeti, sivil toplumla anlamlı bir diyalog sürdürmeli ve AB’ye
katılım aşamasındaki müzakerelere Sivil Toplum Örgütlerinin de katılımı
sağlanmalıdır.”
Yani, DİSK’in Bolu’daki gösterişli
toplantısından yaklaşık altı ay önce, AB-Türkiye Müzakerelerinde DİSK’in de
taraf olarak yer alacağı AB tarafından Türk hükümetine buyrulmuştu bile! Nasıl
olsa bundan Türk halkının haberi yoktur, diye düşünen DİSK Bolu’da gösteri
yapıyordu!
—
Peki,
DİSK yapılacak müzakerelerde masada oturacaktı da ne yapacaktı? Tıpkı İsveçli
işçi sendikaları gibi, AB Anayasasına karşı olduklarını mı söyleyecekti? Bir
gün AB’ye katılınsa bile, Avro’yu kabul etmeyeceklerini mi duyuracaktı? Devletin
sunduğu sağlık hizmetlerinin özelleştirmesine karşı savaşacaklarını mı ilan
edecekti? Elbette hayır! DİSK’in Bolu’daki ‘Genişletilmiş Başkanlar
Toplantısı’nda bu konuların hiçbiri dile getirilmemişti!
Bay Süleyman Çelebi,
AB’nin kurnaz mimarları, önce
Türkiye’de Sivil Toplum Örgütü denilen sendikalara, vakıflara, derneklere ve
odalara milyonlarca Avro dağıttılar, onların hepsini birer TRUVA ATI’na
dönüştürdüler ve sonra dönüp Türk hükümetine, bu Truva Atları da müzakere
masasında bulunacak, buyruğunu verdiler! AB’den hibe almış olanlar, müzakere
masasında hiç AB’ye karşı gelebilirler mi? Kıbrıs’ı savunabilirler mi? Sözde
Ermeni Soykırımını reddedebilirler mi? Fener Kilisesi’nin Başpapazının
‘ekümenik’ isteklerine karşı durabilirler mi? Güneydoğu Anadolu’da federe bir
Kürt devletinin kurulması projesine hayır, diyebilirler mi?
Bay Süleyman Çelebi,
“Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar!”
DİSK’in de, AB ile yapılacak
müzakerelerde oturacağı masada, AB yanlısı olacağı gerçeğini yaklaşık 300 bin
üyenizden uzun süre saklayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
İsveç İşçi Sendikası HANDELS’in Baş Ekonomisti Stefan Carlen’ i dinlemeyi sürdürelim.
“Eğer bugünkü AB,
sonunda bir Avrupa Federe Devletine dönüşecek olursa, şundan çok eminim ki,
böyle bir devlette gerçek güç, tıpkı ABD’de olduğu gibi, patronların,
lobicilerin, merkeziyetçi bürokratların ve sağcı yargıçlardan oluşan mahkemelerin
eline geçecektir. Bu nedenle, işçilerin böylesi bir yapıyı reddetmeleri son
derecede akılcıdır.
İsveç’te, tıpkı Avrupa ülkelerinin çoğunda
olduğu gibi, AB söz konusu edildiğinde, işçi sendikalarının üst düzey
yöneticileri ile temsil ettikleri işçiler arasında, demokrasi açısından çok
geniş bir uçurum bulunmaktadır. Umarım, Avrupa’nın dört bir yanından yükselen
işçi muhalefeti, işçi liderlerini uyarmaya yeterli olur, yönetim gücünü AB’ye
devretmenin yanlış yol olduğuna onları inandırabilir. Aksi takdirde,
seçmenlerle elit tabaka arasındaki uçurum, her an patlamaya hazır bir
demokratik saatli bombaya dönüşecektir!” Bay Süleyman Çelebi,
İsveçli sendikacı, elit tabaka ile işçi sınıfı arasında
her an patlamaya hazır bir saatli bombadan söz ederken, siz, elit tabakanın
örgütü TOBB Başkanı ile al gülüm-ver gülüm oynuyor, toplantılarda onun adına
konuşmalar bile yapıyorsunuz! Yoksa siz, Türkiye’de de, elit tabaka ile yoksul
halkımız arasında her an patlamaya hazır bir saatli bomba olabileceğine hiç
ihtimal vermiyor musunuz?
Ocak 2004’de Britanya’da, 20’den
fazla işçi sendikası AB Anayasasına karşı bir kampanya başlattılar. İşçiler, AB
Anayasasının demokrasiyi ve istihdamı tehdit ettiği uyarısında bulundular.
Ülkedeki işçilerin çoğunluğunu temsil ettiklerini belirten sendika temsilcileri,
AB Anayasasının, ulusların kendi kendilerini yönetme hakkını ellerinden
aldığını vurguladılar. AB Anayasasının, işçilerin haklarını vermeyeceklerini
anlatan sendika liderleri, AB Anayasasının imalat sanayi ve kamu hizmetleri
sektöründe geniş çaplı özelleştirmeler talep ettiğini açıkladılar. AB
Anayasası, büyük sermayeye büyük güç ve yetkiler vererek hem işçilerin hem de
doğal çevrenin sömürüsüne yol açmakta ve Britanya ekonomisine ağır bir darbe
vurmaktadır, dediler.[7]
Bay Süleyman Çelebi,
Demokrasinin beşiği olarak kabul
edilen ve Sosyal Devlet yapısına sahip olan İngiltere’de 20’den fazla işçi
sendikasının AB Anayasasına, açıkçası AB’ye karşı birleşip kampanya
başlatmasının sizce hiçbir anlamı ve değeri yok mu? 20’den fazla İngiliz işçi
sendikası bir araya gelip, AB’nin demokrasiyi tehdit ettiğini ilan ederken,
sizin Türk işçilerine AB’yi demokratik bir kuruluş olarak göstermeye çalışmanız
ibret vericidir!
Britanya İşçi Sendikaları
Konfederasyonu, TUC’nin 2005 yılı olağan kongresinde yapılan oylamada, işçi
sendikalarının büyük bir çoğunluğu AB Anayasasını reddetti. AB Anayasası işçi
sendikaları tarafından ‘Elitist,
Militarist, Büyük Sermaye Yanlısı ve Anti-Demokratik’ olarak damgalandı.[8]
Oylama önergesi; Demiryolları, Denizyolları ve Ulaşım İşçileri Sendikası, RMT
tarafından verildi, UNISON tarafından desteklendi. Bu oylamanın sonuçları,
Britanya işçi sendikalarında kökten bir tavır değişikliğini de ortaya
çıkarmıştır. Çünkü 1987 yılından beri sendikalar, AB ile daha sıkı bütünleşmeyi
genel olarak desteklemişti. Her ne kadar bazı sendikalar geçmişte de AB’ye
karşı olmuşlarsa da, bu sendikaların muhalefeti, AMICUS gibi AB yanlısı
sendikalar tarafından dengelenmişti. Oysa şimdi, Britanya’nın imalat sanayinde
çalışan, hem kamu sektöründe hem de özel sektörde toplam 1 milyon 200 bin üyesi bulunan AMICUS da taraf değiştiriyor, AB’ye
karşı olanlarla aynı safta yerini alıyor ve AB Anayasasını reddediyordu.
Kongrede konuşan RMT Genel Sekreteri Bob
Crow, şu çarpıcı açıklamalarda bulunuyordu:
“AB Anayasası bir Avrupa Süper Devleti yaratacak ve bu devlet, tüm
kamu hizmetlerini özelleştirerek büyük sermayeye teslim edecektir. Oysa
halkımızın büyük bir çoğunluğu, kamu hizmetlerinin özel sektör eline geçmesine
karşı gelmekte, bu kurumların geleceklerinin ‘sorumsuz AB Merkez Bankası’ nın
ellerine teslim edilmesini istememektedir.”
1 milyon 600 bin üyesi ile Britanya’nın en büyük işçi sendikası olan UNISON’un
kongre delegesi Bob Oram, şunları
söylüyordu:
“Fransa ve Hollanda’daki halk oylamalarında AB Anayasasına verilmiş
olan ‘hayır’ oyları, özelleştirmeye ve kamu harcamalarında yapılmış olan
kısıtlamalar karşı duyulan büyük öfkenin bir göstergesidir.”
Bay Süleyman Çelebi,
Gördünüz mü, Britanya İşçi Sendikaları
Konfederasyonu TUC, AB Anayasasını nasıl ele alıp irdelemiş, tartışmaya açıp
oylatmış!
Peki, siz de AB Anayasasını
Türkçeye çevirtip üyelerinize dağıttınız mı? En azından, 400 Genel Kurul delegenize
bu hizmeti verdiniz mi?
AB Anayasasının geniş bir
değerlendirmesini yapıp, tartışmaya açtınız mı?
Tıpkı Britanya’da TUC’nin yaptığı
gibi, bir kongre yapıp AB Anayasasını oylamaya sundunuz mu?
DİSK’e bağlı sendikalar arasında AB
Anayasasına karşı olanlara söz hakkı tanıdınız mı?
AB Anayasasını oylamaya koyup,
işçilerin AB konusundaki eğilimlerinin ortaya çıkmasına fırsat verdiniz mi?
Bay Süleyman Çelebi,
Nasıl oluyor da İngiltere’de en
büyük işçi sendikaları birleşip AB’ye karşı tavır alıyorlar da, Türkiye’de
Türk-İş, DİSK ve Hak-iş hepsi birden AB’nin ateşli birer yanlısı olup çıkıyor?
Hem katkısız bir AB yanlısı
olacaksınız ve el açıp onlardan yaklaşık bir
milyon Avro hibe alacaksınız, hem de alnınıza ‘Sarı Sendika’ damgası vurulduğunda
kızacaksınız!
İngiltere’deki sendikacıların
yüzüne nasıl bakabiliyorsunuz?
26/27 Mayıs 2005 tarihlerinde
Finlandiya’da toplanan Avrupa Ulaşım İşçileri Sendikaları Federasyonu, ETF’nin
Kongresine şu sendikalar katıldılar: Fransa’dan CGT, İsveç’ten ST,
Lüksemburg’dan FNCTTFEL ve OGBL, Avusturya’dan GdG ve GdEÖ, Norveç’ten NL ve
Fagforbundent, Büyük Britanya’dan TNSA ve TGWU.
Kongrede, o güne kadar ETF’nin, Avrupa
Komisyonu’na karşı en sert tavrını sergilediğini görüldü. Kongrede şu kararlar
alındı:[9]
-
Avrupa
Komisyonu’nun özelleştirmeyi ön plana çıkaran neo-liberal politikaları
reddedildi.
–
Avrupa
Komisyonu, tüm kamusal hizmetlerin özelleştirilmesini dayatmaktadır. Buna;
kara, deniz ve havayolları ulaşımı da dâhildir. Bu özelleştirmeler; işçi
ücretlerini, iş güvenliğini, çalışma koşullarını ve toplu sözleşmeleri büyük
çapta tehlikeye düşürecektir. ETF Kongresi, bu özelleştirmelerin hedef ve
amaçlarını en şiddetli bir biçimde reddetmektedir.
–
Kongre,
AB’nin ‘Limanları Özelleştirme’ girişimine karşı çok etkili bir kampanya yürüterek
müthiş bir zafer kazanan ETF’nin ‘Liman İşçileri Bölümü’ nü kutlamaktadır.
–
–
Kongre, AB’nin sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini ve ulusal sağlık
sistemlerinin yıkılmasını öngören ‘Hizmetler Yasa Tasarısı’na karşı olduğunu
duyurur.
–
–
ETF Kongresi, AB’nin özelleştirme politikalarına karşı çıkmada gösterilen
çabaları yoğunlaştırmakta kararlıdır. Bu amaçla, işçi sendikaları güç birliği
yaparak, gerekirse eylemler gerçekleştirmeye hazırdır. Bay Süleyman Çelebi,
–
Türkiye’de de devlet, açıkça sağlık hizmeti sunmaktan
vazgeçiyor ve yakın gelecekte bunu tümü ile özel sektöre devretmeye
hazırlanıyor. Özellikle yoksul halkımıza ihanet içeren bu dönüşüme, “Sağlıkta
Dönüşüm Programı” diyorlar. Ülkemizin, devrimci gelenekten gelen ulusalcı
hekimleri yaptıkları konuşmalarla, yazdıkları raporlarla bu programın hain
yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydular. Sizin bunlardan hiç haberiniz olmadı
mı?
Türkiye’de bugün hastaneler, üniversite
klinikleri dâhil, birer para kesen işletme haline getirilmektedir. Yalnız
hastaneler değil, sağlık ocakları, ana çocuk sağlık merkezleri, verem savaş
dispanserleri de özelleştirme kapsamına alınıyor. Bugüne kadar ücret ödemeden
sağlık hizmeti alan sigortalı işçiler, öncelikle özel hastanelerde müşteri
muamelesi görmektedirler. Daha hastaneye adım atar atmaz katkı payı adı altında
ödemeler başlamaktadır.
Bay Süleyman Çelebi,
Sizin, bütün bu olup bitenleri
bilmiyor olmanız mümkün müdür?
Hastane ücretini ödeyemedikleri
için, hastanelerde adeta tutsak kalan işçilerin, işçi emeklilerinin ve
çocuklarının acı dramlarını medyada da mı izlemiyorsunuz?
Bay Süleyman Çelebi,
Göstermelik toplantılarla ‘Solun
Geleceğini’ tartışacağınıza, Sosyal Devletin temel direklerinden biri olan
sağlık hizmetlerinin devletin elinden alınıp paragözlü özel sektöre devredilmesine
karşı, tüm işçilerle eylemler yapmanız gerekmiyor mu? Devletin vermesi gereken
sağlık hizmetleri ve eğitim eğer toptan özel sektöre teslim edilirse, ortada
Sosyal Devlet diye bir kurum kalır mı? Sosyal Devletin olmadığı bir yerde,
‘sol’ olur mu? Ulusalcı hekim Prof.Dr.Coşkun Özdemir, sağlık
hizmetleri özelleştirildikten sonra geriye, ‘Kahrolsun Sosyal Devlet’ diye haykırmak kalıyor, diyor.[10]
Yalan mı? AB’den almış olduğunuz yaklaşık bir
milyon Avro, ‘Kahrolsun Sosyal Devlet’ diye bağırmanıza yetecek mi?
Bay Süleyman Çelebi,
AB’nin avucunuza koyduğu yaklaşık bir milyon Avro ile yola çıkıp, tüm
Türk halkını türlü oyunlarla oyalayıp kandırabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Avrupa Ulaşım İşçileri Sendikaları
Federasyonu, ETF başta olmak üzere, AB’deki tüm büyük sendikalar ulusal sağlık
sisteminin yıkılmasına, devletin sunduğu sağlık hizmetlerinin
özelleştirilmesine karşı ayaklanırken, sizin Türkiye’de dut yemiş bülbül gibi,
daha doğrusu Avro yutmuş bülbül gibi, suspus oturmanız, utanç vericidir!
Avrupa Birliği Projesi’nin temel
amacı, ulusların egemenlik haklarını ellerinden almaktır. Ancak AB’nin kurnaz
mimarları, bu temel amacı hep gizlemişler, hedefe sinsi sinsi ulaşma taktiğini
uygulamışlardır. İşte, bunun bir kanıtı olarak size, İtalya Başbakanı Prof. Guiliano Amato’nun 13 Temmuz 2000 tarihinde
İtalyan gazetesi La Stampa’nın muhabiri Barbara Spinelli’ye anlatmış
olduklarını aktarıyorum:[11]
“Avrupa Birliği Anayasası, cesur bir projedir. Ancak politikada
engelleri aşmak için, onları gizlemek gereklidir. Avrupa’da bir kimsenin rol
yapması şarttır. Çok şey elde etmek için, ‘sanki’
az bir şey istiyormuş gibi davranılmalıdır. Ellerinden egemenliklerini
almak istediğimiz devletler, ‘sanki’ egemen
kalacaklarına inandırılmalıdır. Örneğin, Brüksel’deki Avrupa Komisyonu, bir
hükümet gibi muamele görebilmek için, ‘sanki’
sıradan teknik bir araçmış gibi davranmalıdır. Bu örnekler böyle uzar
gider, işin özü, asıl amacı gizleyerek ve aldatıp kandırarak sinsi sinsi yol
almaktır…”
Bay Süleyman Çelebi,
Dikkat edin, yukarıdaki sözleri
söyleyen, sıradan bir Avrupalı değildir! İtalya Başbakanlığı’ndan sonra, AB
Anayasasını hazırlayan komisyonun da başkan yardımcılığını yapmış seçkin ve etkili
bir kişidir.
Eski İtalya Başbakanı
Prof.Guiliano Amato, egemenlik konusundaki sözlerini bakın nasıl sürdürüyor:
“Gerçek
şudur ki, ulus devletlerin elinden alınacak egemenlik gücü, buharlaşıp
kaybolacaktır. Artık, açıkça tanımlanabilir egemenlikler kalmayacaktır.”
Eski İtalya Başbakanı
Prof.Guiliano Amato, ulus devletlerin elinden egemenliklerinin nasıl
alınacağının yolunu da gösteriyor:
“Ben, yavaş yavaş hareket edilmesini tercih ederim. Egemenlik, azar azar ufalanmalıdır. Egemenliğin
ulus devlet elinden alınıp federal güce tesliminde, sert davranışlardan
kaçınılmalıdır.”
Bay Süleyman Çelebi,
AB yanlısı olduğunuza göre,
kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne ait olan egemenliği de Brüksel’e teslime hazırsınız
demektir. Siz bu tavrınızı, açık seçik DİSK üyelerine de açıkladınız mı, yoksa
Eski İtalya Başbakanı Prof.Guiliano Amato’nun öğütlediği gibi rol yapıyor,
ulusal egemenliğimizin elden gitmeyeceğini mi söyleyip duruyorsunuz? Yalnız
şunu unutmayınız ki, bu mektubumda örnekleriyle anlattığım gibi, AB’nin kurnaz
mimarlarının tüm sinsiliklerine rağmen, Avrupa’da işçi sendikaları artık
uyanmışlar, ayağa kalkmışlar ve AB’ye karşı birlikte savaşma kararı
vermişlerdir. Türkiye’de de işçi sınıfı, tüm halkımız gibi, çok kısa sürede
uyanacak, AB’nin gerçek yüzünü görüp, Türkiye’ye dönük emellerinin neler
olduğunu anlayacak ve sizden hesap soracaktır! İşte o zaman, nasıl rol
yaparsanız yapın, hiçbir yararı olmayacaktır!
AB ile müzakereler başladığında,
masada, İngilizcesi 80 bin sayfa olan, Türkler için dört bölüm artırılarak 35
bölüme çıkarılan Avrupa Müktesebatı bulunacaktır.
Türkiye, diğer tüm üyeler gibi, Avrupa Müktesebatında yazılı tüm yasa,
kararname, düzenleme ve kuralları kabul etmek zorundadır. İşte bu Müktesebat’ın
içinde, bir de ‘Trade Discription Act’ diye
bir yasa bulunmaktadır. Bunu Türkçeye, ‘Ticarette Tanım Yasası’ diye
çevirebiliriz. Bu yasanın özü şudur: Satılan bir ürünün ya da hizmetin
tanımında kullanılan deyimler, o ürün ya da hizmetin gerçek niteliğine uymak
zorundadır. Örneğin, bal satıyor ve sattığınız balın yüzde yüz saf çiçek balı
olduğunu duyuruyorsanız, satılan balın gerçekten de yüzde yüz saf çiçek balı
olması şarttır! Yoksa AB’de size o balı sattırmazlar! Peki, bu yasanın sizinle,
daha doğrusu DİSK ile ne ilgisi var?
İlgisi şudur: Sendikanızın adının
başında ‘Devrimci’ sözcüğü bulunmaktadır. Oysa hâşâ sümme hâşâ, sizler
artık devrimci değilsiniz! Öyleyse, artık ‘Devrimci’ sözcüğünü de kullanmamanız
gerekmektedir. Sakın yanlış anlamayınız, bu kişisel bir öneri değildir, Avrupa
Müktesebatına göre mutlaka uymak zorunda olduğunuz bir şarttır.
Bay
Süleyman Çelebi,
Emperyalist, anti-demokratik,
merkeziyetçi ve emek karşıtı AB’ye yanaşarak Türk işçi sınıfına yaptıklarınızı;
onurlu, şerefli, vatansever ve ulusçu işçilerimiz ne unutacak ne de affedecektir!
Sağlıklar diliyorum,
Yılmaz Dikbaş
Araştırmacı-Yazar
[1] Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi, 25.06.1975 günü kararı, 975/106 esas ve 297 sayılı karar.
[2] Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi, 04.09.1975 gün ve 975/39-35 sayılı karar.
[3] Abdullah Baştürk, DİSK Genel Başkanı, Yargı Önünde Savunma, Çağdaş yayınları, Mayıs 1986, İstanbul, sf.132
[4] DİSK Yürütme Kurulu, Kamuoyu Açıklaması, DİSK Ajansı, Sayı2, 04.01.1980
[5] Centre for a Social Europe, “Building a Social Europe-The Trade Union Case for EU Reform”, September 2005
[6] Murat Yetkin, “Sıra Emeğin Avrupa’sında”, Radikal, 27.11.2005
[7] “Trade Unions Oppose EU”, UK&Ireland News, 24.01.2004
[8] “Britain’s Trade Unions Oppose EU Constitution”- www.peoplesmovement.org/tu2.pdf
[9] Martin Mayer, “European Transport Workers’ Congress Oppose Neo-liberalizm”, 05.06.2005 - www.labournet.net/world/056/etfl.html
[10] Prof.Dr.Coşkun Özdemir, “Sağlık Özelleşirken”, Cumhuriyet, 30.12.2005
[11] Hugh McDonald, “Building the EU by Stealth”, Conolly Publication Ltd., August 2005