DİSK GENEL BAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP

 

Bay Süleyman Çelebi

Genel Başkan

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK)

İstanbul

 

Bay Süleyman Çelebi,

Son üç yıl içinde Avrupa Birliği (AB)’den yaklaşık bir milyon Avro hibe aldınız. İşte ayrıntıları:

 

 Projenin Adı: DİSK Üyelerine İnsan Haklarına Saygıyı Öğretme.

AB’den Alınan Hibe: 550.128 Avro

Projenin Adı: Kütahya-Tavşanlı İlçesinde İşsiz Kalan Maden İşçilerine İş Bulma.

 AB’den Alınan Hibe: 141.950,11 Avro

Projenin Adı: Özel Sektör Madencilik Alanlarında Ekonomik ve Sosyal Hakların Tanımı, İyileştirilmesi ve Uygulanması.

 AB’den Alınan Hibe: 83.189 Avro

Projenin Adı: Özelleştirme Sürecinde Olan İş Yerlerindeki İşçilerin Eğitimi.

 AB’den Alınan Hibe: 161.062,14 Avro

 

Bay Süleyman Çelebi,

AB’den almış olduğunuz bu hibeler hakkında size birkaç soru soracağız:

Şimdi size soruyorum: AB’den almış olduğunuz 550.128 Avro ile, bu sendikaların tümüne, İnsan Haklarına Saygılı Olmayı öğretebildiniz mi? Bu sendikaların arasından;

 “Biz, binlerce yıldır insan haklarına saygılıyız! AB gitsin, Irak’ta, Bosna’da, Afganistan’da ve Filistin’de soykırım yapanlara, kütüphaneleri yakıp müzeleri yağmalayanlara insan haklarına saygılı olmayı öğretsin!”

 diyen çıkmadı mı?

 “Bugün AB ülkelerinde toplam 3 milyon insan işsiz, aşsız, evsiz sokaklarda sefalet içinde yaşamaktadır. Siz, AB’nin hibesin onlara geri verin, önce kendi insanlarının haklarına saygılı olmayı öğrensin!” demedi mi?

“Bugün AB ülkelerinde toplam 37 milyon fakir bedensel ya da zihinsel engelli insan bulunmaktadır. Kendi engelli insanlarının bile fakirlikle boğuşmasına seyirci kalanlar, ne hakla bizlere insan haklarına saygılı olmayı öğretmeye kalkışıyor? Siz bu hibeyi alın, AB’nin başına çalın!”demedi mi?

Bay Süleyman Çelebi,

Emperyalist AB’den yaklaşık bir milyon Avro hibe almayı, DİSK’in Tüzüğündeki hangi maddeye dayandırdınız?

 DİSK Tüzüğü’nün 3. Bölümü, Gelirler ve Giderlere ayrılmıştır. Bu bölümün 28. Maddesinin (e) bendine göre DİSK, üyesi bulunduğu uluslararsı örgütlerden bağış sağlayabilmektedir. Ancak AB’yi uluslararası bir örgüt olarak nitelesek bile, DİSK bu örgütün üyesi olmadığı için, bu maddeye dayanmak olası değildir. 28. Maddenin (c) bendinde ise, uluslararası örgütlerden yardım sağlanabileceği yazılıdır. Siz, AB’yi sıradan bir uluslararası örgüt olarak niteleyip, yaklaşık bir milyon Avro’yu bu maddeye dayandırarak mı aldınız?

 Bay Süleyman Çelebi,

 Söz, DİSK Tüzüğü’nden açılmışken, şu çok önemli noktaya dikkatleri çekmemiz gerekmektedir:

 DİSK Tüzüğü’nde, Madde 3’de, Konfederasyon’un Amaç ve İlkeleri dile getirilirken şunlar yazılmıştır:

 - “DİSK; demokratik, bağımsız bir sınıf ve kitle örgütüdür.”

 - “DİSK; faşizme, cuntacılığa, oligarşiye, baskıya, zulme ve işkenceci tüm rejim ve dikta yöntemlerine karşı, mücadele etmeyi Temel Amaç edinmiştir.”

Görüldüğü gibi, DİSK’in Temel Amaçları arasında, Emperyalizme karşıtlık artık yer almamaktadır! Oysa DİSK’in Kuruluş Bildirgesinde şöyle denilmekteydi:

 “Emperyalizmin, devletimizin ve milletimizin hayatına, yeniden kastetme çabalarının arttığı ve bir avuç aracının, kapkaççının ve sömürücünün bu çabalara katıldığını gören bizler, büyük Atatürk’ün daha 1921’de ilan ettiği gibi, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmaya and içmiş sendikacılarız.”

 Bay Süleyman Çelebi,

 Eğer Tüzüğünüzde hala ‘emperyalizme karşıtlık’ yazılı olsaydı, siz hiç Emperyalist AB’den yaklaşık bir milyon Avro hibeyi alma ayıbını işleyebilir miydiniz?

 Bay Süleyman Çelebi,

 “Türkiye’de emperyalizme ve faşizme karşı çıkmak her Türk vatandaşının görevidir, namus borcudur, insan olma haysiyetinin gereğidir. Faşizme ve emperyalizme karşı çıkmayan bir toplumun mevcut dünya koşulları içinde, insanca yaşamaya, insan olmaya, haysiyetli hayat sürmeye hakkı yoktur.” [1]

Bay Süleyman Çelebi,

Emperyalizme karşı çıkmadığınız gibi, Emperyalist AB’den yaklaşık bir milyon Avro hibe alarak, vatandaşlık görevinizi çiğnemiş ve namus borcunuzu da ödememiş olduğunuzun farkında mısınız? İnsan olma haysiyetinin gereğini yapmamış olduğunuzu göremiyor musunuz?

 Bay Süleyman Çelebi,

“Emperyalizme karşı kanun sınırları içinde kalarak, mücadele etmenin suç olarak kabulüne imkân görülmemiştir.”[2]

Peki, siz, DİSK genel Başkanı olarak, Emperyalist AB ile mücadele edeceğinize, neden avuç açıp yaklaşık bir milyon Avro hibe aldınız? Niçin Emperyalist AB’den korkup teslim oldunuz?

“Emperyalizm, devletin ekonomik ve siyasal bağımsızlığını zedeleyen, başka ülke çıkarlarına öncelik veren, devletin milli olma niteliğine aykırı, dış sömürüye dayanan yabancı bir saldırıdır. Bunlara karşı olmanın,‘Kahrolsun Emperyalizm’ demenin suç olarak kabulü asla düşünülemez.”[3]

Bay Süleyman Çelebi,

Yaklaşık 300 bin Türk işçisinin başkanı olarak, korkmadan ‘Kahrolsun AB Emperyalizmi’ diye haykıracağınıza, avuç açıp Emperyalist AB’den yaklaşık bir milyon Avro hibe almış olmanız, utanç vericidir!

Bay Süleyman Çelebi,

DİSK Tüzüğü’nde cuntacılıktan, baskıdan, zulümden ve demokrasiden söz edilmekte, ama üzerine titrenilmesi gereken ‘Ülke Bağımsızlığına’ hiç değinilmemektedir. Oysa DİSK’in üyesi olduğu Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu, ICFTU’nun Anatüzügü’nün ‘Başlangıç Bölümü’nde şöyle denilmektedir:

 “Konfederasyon, bütün insanların tüm ulusal bağımsızlık ve kendilerini yönetme hakkını ilan ederek, bu hakların mümkün olan en kısa zamanda gerçekleştirilecek koşulların yaratılmasına yönelik çabaları destekler.”

Bay Süleyman Çelebi,

 AB’ye girmek demek, ulusal bağımsızlıktan vazgeçmek demektir. Bunu bildiğiniz için mi DİSK Tüzüğü’ne, ‘Ulusal Bağımsızlığın Korunması’ ile ilgili bir cümle koydurmadınız? Oysa bir zamanlar DİSK, ulusal bağımsızlıktan ödün vermemeye son derecede kararlıydı. Ulusal bağımsızlığımızın savunucusu yiğit DİSK üyeleri, bir zamanlar şöyle haykırmaktaydılar:

“Türkiye’yi bu duruma getirenler, Atatürk’ün bağımsızlık ilkesine sırt çevirenlerdir… Emperyalizmin ekonomik, siyasi ve askeri dayatmalarına, emperyalizmin, IMF, OECD gibi örgütlerin direktiflerine yıllardır boyun eğilerek, mazlum ülkelere örnek olan ve ilk başarılı Kurtuluş Mücadelesi veren, Mustafa Kemal’in ulusal bağımsızlık ilkesi açıkça çiğnenmiştir.”[4]

Bay Süleyman Çelebi,

 Atatürk’ün bağımsızlık ilkesine sırt çevirmemiş olsaydınız, AB’ye yanaşıp avuç açarak, yaklaşık bir milyon Avro hibe alabilir miydiniz?

Yalnız siz değil, tüm AB’ciler Mustafa Kemal’in ulusal bağımsızlık ilkesini açıkça çiğnemektedirler. Hele bunların bir bölümü var ki, halkımıza kendilerini Aydınlanmanın Yazarları olarak tanıtmakta ve hiç utanmadan, hiç sıkılmadan, Mustafa Kemal’i de neredeyse AB’ci gösterecek kadar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde bulunmaktadırlar.

Bay Süleyman Çelebi,

 Siz bir yandan AB’ye yanaşıp avuç açarak, yaklaşık bir milyon Avro hibe alır, bir yandan da Türkiye’deki milli olmayan sermayenin büyük patronlarıyla kol kola gezerken, bakalım AB’deki sendikacılar ne tür söylemlerde bulunup ne tür eylemler yapıyorlarmış. 

 

“Tüm konuşmacılar, bir Avrupa Süper Devletinin yaratılmasına karşı çıktılar. AB’nin emekçilerden yana değil, büyük şirketlerin çıkarlarından yana olduğunu anlattılar. Çalışanların ve ailelerinin çıkarlarını gözetecek bir işbirliğinden yana olduklarını vurguladılar.”[5]

Bay Süleyman Çelebi,

 Avrupalı sendikacılar, AB’nin emekçilerden yana olmadığını söylerken, siz nasıl oluyor da yaklaşık 300 bin işçinin başı olarak AB’ci oluyorsunuz?

 

Avrupa Komisyonu’nun (yani AB Hükümetinin) Hollandalı üyesi Frits Bolkestein, “Hizmetler Yönetmeliği” adlı bir yasa tasarısını ortaya attı. Bu tasarının esasları şunlardı:

-          ‘Kamu Hizmetleri’ ve ‘Özel Sektör Hizmetleri’ diye bir ayrım olamaz. Tüm hizmetler bir ücret karşılığı verilir, öyleyse tüm hizmetler serbest piyasa koşullarına uymak zorundadır

         ‘Kamu Hizmetleri’ olarak bilinen devletin sunduğu sağlık, eğitim ve belediye hizmetleri özelleştirilmelidir.

         Tüm ticari alış-verişlerin önündeki ulusal kurallar ortadan kaldırılmalıdır. Bu bağlamda, işverenler ile işçi sendikaları arasındaki toplu sözleşmeler dönemine de artık bir son verilmelidir.

         Avrupalı bir şirket, herhangi bir AB ülkesinde geçici süreli bir iş ihalesini kazandığında, o işin yapılması sürecinde kullanacağı işçilere, şirket merkezinin bulunduğu ülkedeki ücret ve çalışma yasalarını uygulayabilecektir. Örneğin, bir Polonya inşaat şirketi, Almanya’da bir inşaat ihalesi kazandığında, o inşaatta Polonyalı işçileri çalıştırabilecek ve bu işçilere Almanya’daki işçi ücretlerinin çok altında bir ücret ödeyebilecektir. Çünkü Polonya’daki daha düşük olan işçi ücretleri standardını uygulayabilecektir. Bu işçilere, Almanya’daki değil, Polonya’daki sağlık sigortası ve sosyal hakları tanıyabilecektir.

Frits Bolkestein’ın kendi adını taşıyan bu tasarıya karşı, AB’deki tüm işçi sendikaları ayaklandılar. Britanya’nın en büyük işçi sendikası UNISON’un Genel Sekreteri ve Kamu Çalışanları Sendikaları, EPSU’nun Başkan Yardımcısı Dave Prentis, bu tasarıyı şöyle değerlendirdi: “Kamu Hizmetleri, herhangi bir Sosyal Avrupa Modelinin temel taşıdır. Oysa AB, Kamu Hizmetleri kavramını bile kabul etmiyor! Her tür hizmete, sadece parasal kazanç açısından bakıyor!”

 UNISON, Avrupa’daki tüm işçi sendikalarıyla birlikte, bu tasarının hemen geri çekilmesi için harekete geçti. AB Komisyonu, tasarıyı geri çekmeyi reddetti, Avrupa Parlamentosu kararını açıkladıktan sonra bazı değişiklikler yapılabileceğin bildirdi.

AB’deki işçi sendikaları, Bolkestein Tasarısı Avrupa Parlamentosu’nda görüşülürken, büyük değişiklikler yapılmasını sağlamak amacıyla toplu eylemler yapacaklarını duyurdular.

 Bay Süleyman Çelebi,

 26 Kasım 2005 tarihinde, Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi, KİK’in başı olarak Brüksel’de katıldığınız toplantıda, ortaya bir ‘Emeğin Avrupası’  deyimini atmışsınız ve KİK’in eşbaşkanı Jan Olsen ile varmış olduğunuz anlaşmayı şöyle anlatmışsınız :[6]

“…Oysa bizim Türkiye’de işçi sınıfı ve diğer çalışanların çalışma koşullarını, sosyal standartlarını hızla yükseltmemiz lazım. Avrupalı iş ve işçi kesimlerine anlatmamız lazım ki, sosyal standartları yükselmiş bir Türkiye işçi sınıfı Avrupa’yı, Avrupa’nın işini tehdit etmez. Ama standartları düşük kalan, ucuz emek deposu görülen bir Türkiye eder. Bu yüzden emeğin Avrupa’sı diyoruz.”

Bay Süleyman Çelebi,

 Sizin, AB’de olup bitenlerden gerçekten hiç haberiniz yok mu? Aylardır Avrupa’daki işçi sendikaları, Avrupa Komisyonu üyesi Frits Bolkestein’ın ‘Hizmetler Yönetmeliği’ adı verilen tasarısına karşı savaşım verirken sizin bunlardan nasıl oluyor da haberiniz olmuyor? DİSK’in büyük masraflar yaparak Brüksel’de görevlendirdiği Avrupa Temsilciniz ne yapıyor? O da mı, bu can alıcı bilgileri toplayıp size göndermiyor?

Bay Süleyman Çelebi,

 AB’nin mimarları, yalnız Türkiye’de değil, Avrupa’da da ucuz emek depolarının oluşmasını istiyorlar! AB’nin emekçilerden yana olmadığını, büyük sermayenin çıkarlarına göre yapılandığını, Avrupa’da duymayan kalmadı! Lütfen en kısa zamanda Bolkestein Tasarısı’nı okuyunuz ve ‘Emeğin Avrupa’sı’ diye söylemler uydurarak gülünç duruma düşmeyiniz!

AB Anayasasının 29 Mayıs 2005 tarihinde Fransa ve 01 Haziran 2005 tarihinde de Hollanda tarafından halk oylamasıyla reddiyle ilgili, İngiltere Demiryolları, Denizyolları ve Ulaşım İşçileri Sendikası, RMT’nin Genel Sekreteri Bob Crow şunları söylüyordu:

“AB Anayasasının reddi, AB’nin yüreğindeki anti-demokratik yapının açığa çıkmasını sağlamıştır. Anayasanın Fransa ve Hollanda tarafından reddi, bu belgenin, dizginlenemez neo-liberalizmin, militarizmin ve üye devletlerin ulusal demokratik haklarını ellerinden alınışının bir tüzüğü olduğunun geniş çapta ilan edilişi anlamına gelmektedir.”

Bay Süleyman Çelebi,

Avrupalı sendika başkanlarının demeçlerini okuyup incelediğim gibi, sizin de demeçlerinizi okuyorum. 10 Aralık 2004 tarihinde, ‘Solda Yenilenme’ konferansında yapmış olduğunuz açış konuşmanızı da okudum. Saydım, bu kısa konuşmanızda, tam 38 kez ‘sol’, 16 kez de ‘demokrasi’ sözcüklerini kullanmışsınız. 16 kez ‘demokrasi’ demişsiniz, ama İngiliz sendikacı meslektaşınız Bob Crow gibi, bir kez olsun AB’nin ‘anti-demokratik’ olduğu ağzınızdan çıkmamış!

 Kısa bir konuşmada, 38 kez ‘sol’ sözcüğünü kullanmışsınız, ama bir kez olsun ‘anti-emperyalist’ diyememişsiniz! Sözde ‘Devrimci’ olan bir sendika başkanına, ‘Anti-emperyalist olunmadan, sol olunamayacağını’ anımsatmak zorunda kalışımız, gerçekten ibret vericidir!

 Açış konuşmanızda, demokrasiyi temel bir ilke ve rehber olarak kabul etmiş olduğunuzu anlatıp;

“Temel ihtiyacımız, demokrasidir”

diyerek vurgulamışsınız.

Bay Süleyman Çelebi,

 Siz, Türk Ulusu için temel ilkenin ne olduğunu bile unutmuşsunuz! Büyük Devrimci’nin sözlerini size anımsatmak zorundayım:

“Temel ilke, Türk Ulusu’nun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir.”

 Bay Süleyman Çelebi,

 Bugün AB’de toplam işsiz sayısı 20 milyonu aştı, Mayıs 2005’de katılan 10 yeni üye buna dâhil değil! Yalnız Almanya’da işsiz sayısı 5 milyondan fazla. Yıllar önce Almanya’ya gidip orada yerleşmiş, önce Alman pasaportu şimdi de AB pasaportu almış her 5 Türk işçisinden biri işsiz! Halen bir işi olup da çalışan Alman işçiler, işlerini kaybetme korkusu içinde, hem de öylesi bir korku ki, daha düşük ücretle çalışmayı bile kuzu kuzu kabul ediyorlar!

Şimdi size soruyorum: Siz, tüm bu gerçekleri bile bile mi AB’ci oldunuz, hiç sıkılmadan el açıp onlardan yaklaşık bir milyon Avro hibe aldınız!

DİSK’in yaklaşık 300 bin üyesine, AB ile ilgili yukarıdaki gerçekleri anlattınız mı, yoksa kişisel çıkarlarınızı AB ile birleştirdiğiniz için mi bu kahredici gerçekleri Türk işçilerinden hep sakladınız?

Şimdi size duyuruyorum: AB ile ilgili acı gerçekleri Türk işçisinden sonsuza dek saklamanız asla mümkün olamayacaktır!

Fransız Hükümeti, çıkardığı bir kararnameyle şirketlere işçi çıkarmada yeni kolaylıklar sağladı. Bu kararnameye göre şirketler, işe almış oldukları işçileri, ilk iki yıl içinde, hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir tazminat ödemeden işten atabilecekler. Fransa Başbakanı Dominque de Villepin, bu kararnameyi, ‘Fransız sosyal modelini kurtarmak için son şans’ olarak niteledi.

Bay Süleyman Çelebi,

AB’nin kurucu üyesi Fransa’da, işçileri artık işten atmanın kolaylaşmış olduğunu DİSK üyelerine duyurdunuz mu? Hep beraber bu kararı şiddetle kınayan bir protesto mektubunu Fransa Başbakanı’na gönderdiniz mi?

İngiltere Demiryolları, Denizyolları ve Ulaşım İşçileri Sendikası, RMT’nin Genel Sekreteri Bob Crow’un yaptığı şu uyarıya bir bakar mısınız:

“İşçi sendikalarının Brüksel’e karşı, demokrasiyi ve kamu hizmetlerini savunma zamanı gelmiştir. AB, neo-liberal dayatmalarla her şeyi özel sektöre devretmekte, sonuçlarını ise dikkate almamaktadır!”

Bob Crow, aynı zamanda, ‘AB Anayasasına Karşı Olan İşçi Sendikaları’nın da Başkanıdır.

Bay Süleyman Çelebi,

 Bir İngiliz sendika başkanı AB’de demokrasi olmadığını öne sürerken, siz hala DİSK üyelerine AB’yi demokratik bir yapı olarak mı tanıtıyorsunuz?     

İngiliz Komünikasyon İşçileri Sendikası, CWU’nun Genel Sekreteri Billy Hayes konuşuyor:

“Le Monde gazetesinin bir kamuoyu araştırmasına göre, AB Anayasasına halk oylamalarında ‘hayır’ oyu kullanan Fransız ve Hollandalıların yüzde 46’sı, işlerini kaybetmekten korktukları için ‘hayır’ demişlerdir.”

Bay Süleyman Çelebi,

 AB’de 20 milyonu aşkın işsiz bulunduğu gerçeğini ve çalışanların da işlerini kaybetmekten korktuklarını üyelerinize duyurdunuz mu, yoksa bu acı gerçekleri onlardan saklayıp, asılsız masallar anlatarak hala AB’yi övmeye devam mı ediyorsunuz?

AB’nin parası Avro’yu, AB’nin üyeleri İsveç ve Danimarka reddetmiş, İngiltere ise kararını askıya almıştır. Eylül 2003’de yapılan halk oylamasında İsveçlilerin büyük çoğunluğu Avro’ya ‘hayır’ dediler. En güçlü muhalefet, işçi sınıfından geldi ve işçi sınıfının da kadın ve genç işçileri yoğunluktaydı. ‘Hayır’ oyu verenler arasında yapılan kamuoyu araştırması, Avro’ya karşı duruşun en önemli nedeninin ‘demokrasi’ olduğunu ortaya koymuştur. İsveçliler, hâlihazır yapısıyla, AB’yi demokratik bulmuyorlar! Avro’yu kabul ederek, anti-demokratik AB’ye daha fazla güç devretmek istemediklerini söylüyorlar. İsveçliler, AB Anayasasına da karşılar. Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ulus devletlerin elinden alınıp Brüksel’e verilmesine, merkezileştirilmesine karşı çıkıyorlar.

İsveç Ticaret Sektörü İşçileri Sendikası, HANDELS’in Baş Ekonomisti Stefan Carlen şunları söylüyor:

“Avro’ya karşı her zaman güçlü bir muhalefetin İsveçli işçilerden gelmiş olması, beni çok etkilemiştir. İşçi sınıfında, hangi biçimde olursa olsun, bir Avrupa Federal Devletine karşı duruşun böylesi kök salmış olması da beni derinden etkilemiştir. İşçilerimize, AB’nin bir Avrupa Federal Devletine dönüşümüne niçin karşı olduklarını sorduğumda, hep aynı yanıtı almışımdır:

 ‘Eğer bizlerin hayatını ilgilendiren kararlar, bizden çok uzak bir yerlerde, hem de bizlerin o kararları etkileme şansımızın hiç olmadığı bir biçimde verilirse, bizler her zaman kaybetmeye mahkûmuz. Başkentimiz Stockholm da bize uzak sayılabilir, ama hiç kuşkusuz Brüksel’den daha yakındır!’

Avro’nun halk oylamasında büyük bir çoğunluk tarafından reddinden sonra geçen süreçte, İsveçli işçiler arasında AB Federalizmi karşıtlığı çok daha güçlendi. Yaşanan olaylar, AB’nin giderek artan gücünün, sahip olduğumuz sosyal haklara karşı bir tehdit oluşturduğunu apaçık ortaya koymuştur.”

 Bay Süleyman Çelebi,

Eğer Türk işçileri de AB ile ilgili gerçekleri bilmiş olsalardı, İsveçli işçilerden geri kalırlar mıydı?  Yakanıza yapışıp, ‘Ankara, Brüksel’den daha yakın!’ diye haykırıp sizden hesap mı sormazlar mıydı?

İsveç işçi sendikası HANDELS’in Baş Ekonomisti Stefan Carlen, eğer İsveç’te AB Anayasası halk oylamasına sunulsaydı, sonuç hiç kuşkusuz Fransa ve Hollanda’kiyle aynı olacaktı, diyor ve İsveçli işçilerin AB Anayasasına karşı oluşlarının nedenlerini şöyle sıralıyor:

- İsveçli işçiler, AB’nin serbest piyasa ekonomisini kabul etmiyorlar,

- Avro’nun ortak para olarak dayatılmasını anti-demokratik buluyorlar,

- Avro’yu kabul eden AB ülkelerinin çoğunda geniş çaplı işsizliğin ortaya çıktığını, bunun sonucu olarak da sosyal devletin kamu harcamalarını kısmak zorunda kaldığını öne sürüyorlar,

- AB’nin uyguladığı Ortak Tarım Politikası, CAP’ın ve gümrük vergilerinin, kalkınmakta olan ülkelere zarar vermekte olduğunu gösteriyorlar,

- Ulusal ölçekte yapılmakta olan Toplu Sözleşmelerin, gelecekte tehlikeye düşeceğini, işçilerin sağlık ve iş güvenliğinin ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu vurguluyorlar,

- Kamu hizmet kurumları ve kuruluşlarının, salt çıkar amaçlı özelleştirilmesi sonucunda, daha çok kadın işçilerin zarar göreceğini anlatıyorlar,

- İşçi sendikalarının, yalnız AB’ye yetki devrine karşı olmakla kalmadıklarını, bugüne kadar ulus devletlerin elinden alınmış gücün geri verilmesini ve AB’nin elindeki gücün azaltılmasını istiyorlar. Bu tavırlarının bir tür milliyetçilik olmadığını vurgulayıp, demokrasiye sahip çıkmanın güçlü göstergesi olarak niteliyorlar.

Stefan Carlen, bu sıralamayı yaptıktan sonra şöyle diyor:

“İsveçli işçiler, bugüne kadar kurmuş oldukları siyasi kurumların değerini çok iyi bilmektedirler. İşte bu nedenledir ki, İsveç’te yapılan genel seçimlerde katılım, çoğunlukla yüzde 80 oranında gerçekleşir. Oysa İsveçli işçiler, Brüksel’deki AB kurumlarına kuşkuyla bakmakta ve Brüksel’deki siyasi otoriteye sahip kurumları benimsememektedirler. İşte bu nedenle de, AB’nin ortak parası olan Avro’nun halk oylamasında katılım sadece yüzde 30 oranında olmuştur.”

Bay Süleyman Çelebi,

 14/15 Kasım 2005 tarihinde, DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Bolu’da toplandı. Toplantının gündemi, AB ile müzakere sürecine sendikal hareketin de aktif şekilde katılmasıydı. Bu şatafatlı toplantının sonunda medyaya duyurulan vurucu ileti şuydu: “AB Sürecinde Aktif Olacağız”. Bu çıkışıyla DİSK, sanki işçi sınıfı adına ortaya atılıyor, AB ile yapılacak müzakereler sırasında başta tüm ulus olmak üzere işçilerin de haklarını koruma ve savunmaya hazır ve kararlı olduğunu duyuruyordu! Oysa yapılan, tam bir aldatmaca ve göz boyama gösterisiydi! İşte, açıklaması:

-          AB, daha önceden Türkiye’ye, müzakereler sırasında, içinde DİSK’in de bulunduğu, sivil toplum örgütlerinin de yer alması buyruğunu zaten vermişti bile! 02.06.2005 tarihinde yayımlanan ‘Avrupa Parlamentosu, 2004–2009 Dönem Raporu’nun 10. Maddesini birlikte okuyalım:

“Türk hükümeti, sivil toplumla anlamlı bir diyalog sürdürmeli ve AB’ye katılım aşamasındaki müzakerelere Sivil Toplum Örgütlerinin de katılımı sağlanmalıdır.”

Yani, DİSK’in Bolu’daki gösterişli toplantısından yaklaşık altı ay önce, AB-Türkiye Müzakerelerinde DİSK’in de taraf olarak yer alacağı AB tarafından Türk hükümetine buyrulmuştu bile! Nasıl olsa bundan Türk halkının haberi yoktur, diye düşünen DİSK Bolu’da gösteri yapıyordu!

      Peki, DİSK yapılacak müzakerelerde masada oturacaktı da ne yapacaktı? Tıpkı İsveçli işçi sendikaları gibi, AB Anayasasına karşı olduklarını mı söyleyecekti? Bir gün AB’ye katılınsa bile, Avro’yu kabul etmeyeceklerini mi duyuracaktı? Devletin sunduğu sağlık hizmetlerinin özelleştirmesine karşı savaşacaklarını mı ilan edecekti? Elbette hayır! DİSK’in Bolu’daki ‘Genişletilmiş Başkanlar Toplantısı’nda bu konuların hiçbiri dile getirilmemişti!

Bay Süleyman Çelebi,

AB’nin kurnaz mimarları, önce Türkiye’de Sivil Toplum Örgütü denilen sendikalara, vakıflara, derneklere ve odalara milyonlarca Avro dağıttılar, onların hepsini birer TRUVA ATI’na dönüştürdüler ve sonra dönüp Türk hükümetine, bu Truva Atları da müzakere masasında bulunacak, buyruğunu verdiler! AB’den hibe almış olanlar, müzakere masasında hiç AB’ye karşı gelebilirler mi? Kıbrıs’ı savunabilirler mi? Sözde Ermeni Soykırımını reddedebilirler mi? Fener Kilisesi’nin Başpapazının ‘ekümenik’ isteklerine karşı durabilirler mi? Güneydoğu Anadolu’da federe bir Kürt devletinin kurulması projesine hayır, diyebilirler mi?

Bay Süleyman Çelebi,

“Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar!”

DİSK’in de, AB ile yapılacak müzakerelerde oturacağı masada, AB yanlısı olacağı gerçeğini yaklaşık 300 bin üyenizden uzun süre saklayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

İsveç İşçi Sendikası HANDELS’in Baş Ekonomisti Stefan Carlen’ i dinlemeyi sürdürelim.

“Eğer bugünkü AB, sonunda bir Avrupa Federe Devletine dönüşecek olursa, şundan çok eminim ki, böyle bir devlette gerçek güç, tıpkı ABD’de olduğu gibi, patronların, lobicilerin, merkeziyetçi bürokratların ve sağcı yargıçlardan oluşan mahkemelerin eline geçecektir. Bu nedenle, işçilerin böylesi bir yapıyı reddetmeleri son derecede akılcıdır.

 İsveç’te, tıpkı Avrupa ülkelerinin çoğunda olduğu gibi, AB söz konusu edildiğinde, işçi sendikalarının üst düzey yöneticileri ile temsil ettikleri işçiler arasında, demokrasi açısından çok geniş bir uçurum bulunmaktadır. Umarım, Avrupa’nın dört bir yanından yükselen işçi muhalefeti, işçi liderlerini uyarmaya yeterli olur, yönetim gücünü AB’ye devretmenin yanlış yol olduğuna onları inandırabilir. Aksi takdirde, seçmenlerle elit tabaka arasındaki uçurum, her an patlamaya hazır bir demokratik saatli bombaya dönüşecektir!”  Bay Süleyman Çelebi,

İsveçli sendikacı, elit tabaka ile işçi sınıfı arasında her an patlamaya hazır bir saatli bombadan söz ederken, siz, elit tabakanın örgütü TOBB Başkanı ile al gülüm-ver gülüm oynuyor, toplantılarda onun adına konuşmalar bile yapıyorsunuz! Yoksa siz, Türkiye’de de, elit tabaka ile yoksul halkımız arasında her an patlamaya hazır bir saatli bomba olabileceğine hiç ihtimal vermiyor musunuz?

Ocak 2004’de Britanya’da, 20’den fazla işçi sendikası AB Anayasasına karşı bir kampanya başlattılar. İşçiler, AB Anayasasının demokrasiyi ve istihdamı tehdit ettiği uyarısında bulundular. Ülkedeki işçilerin çoğunluğunu temsil ettiklerini belirten sendika temsilcileri, AB Anayasasının, ulusların kendi kendilerini yönetme hakkını ellerinden aldığını vurguladılar. AB Anayasasının, işçilerin haklarını vermeyeceklerini anlatan sendika liderleri, AB Anayasasının imalat sanayi ve kamu hizmetleri sektöründe geniş çaplı özelleştirmeler talep ettiğini açıkladılar. AB Anayasası, büyük sermayeye büyük güç ve yetkiler vererek hem işçilerin hem de doğal çevrenin sömürüsüne yol açmakta ve Britanya ekonomisine ağır bir darbe vurmaktadır, dediler.[7]

Bay Süleyman Çelebi,

Demokrasinin beşiği olarak kabul edilen ve Sosyal Devlet yapısına sahip olan İngiltere’de 20’den fazla işçi sendikasının AB Anayasasına, açıkçası AB’ye karşı birleşip kampanya başlatmasının sizce hiçbir anlamı ve değeri yok mu? 20’den fazla İngiliz işçi sendikası bir araya gelip, AB’nin demokrasiyi tehdit ettiğini ilan ederken, sizin Türk işçilerine AB’yi demokratik bir kuruluş olarak göstermeye çalışmanız ibret vericidir!

Britanya İşçi Sendikaları Konfederasyonu, TUC’nin 2005 yılı olağan kongresinde yapılan oylamada, işçi sendikalarının büyük bir çoğunluğu AB Anayasasını reddetti. AB Anayasası işçi sendikaları tarafından ‘Elitist, Militarist, Büyük Sermaye Yanlısı ve Anti-Demokratik’ olarak damgalandı.[8] Oylama önergesi; Demiryolları, Denizyolları ve Ulaşım İşçileri Sendikası, RMT tarafından verildi, UNISON tarafından desteklendi. Bu oylamanın sonuçları, Britanya işçi sendikalarında kökten bir tavır değişikliğini de ortaya çıkarmıştır. Çünkü 1987 yılından beri sendikalar, AB ile daha sıkı bütünleşmeyi genel olarak desteklemişti. Her ne kadar bazı sendikalar geçmişte de AB’ye karşı olmuşlarsa da, bu sendikaların muhalefeti, AMICUS gibi AB yanlısı sendikalar tarafından dengelenmişti. Oysa şimdi, Britanya’nın imalat sanayinde çalışan, hem kamu sektöründe hem de özel sektörde toplam 1 milyon 200 bin üyesi bulunan AMICUS da taraf değiştiriyor, AB’ye karşı olanlarla aynı safta yerini alıyor ve AB Anayasasını reddediyordu. Kongrede konuşan RMT Genel Sekreteri Bob Crow, şu çarpıcı açıklamalarda bulunuyordu:

“AB Anayasası bir Avrupa Süper Devleti yaratacak ve bu devlet, tüm kamu hizmetlerini özelleştirerek büyük sermayeye teslim edecektir. Oysa halkımızın büyük bir çoğunluğu, kamu hizmetlerinin özel sektör eline geçmesine karşı gelmekte, bu kurumların geleceklerinin ‘sorumsuz AB Merkez Bankası’ nın ellerine teslim edilmesini istememektedir.”

1 milyon 600 bin üyesi ile Britanya’nın en büyük işçi sendikası olan UNISON’un kongre delegesi Bob Oram, şunları söylüyordu:

“Fransa ve Hollanda’daki halk oylamalarında AB Anayasasına verilmiş olan ‘hayır’ oyları, özelleştirmeye ve kamu harcamalarında yapılmış olan kısıtlamalar karşı duyulan büyük öfkenin bir göstergesidir.”

Bay Süleyman Çelebi,

 Gördünüz mü, Britanya İşçi Sendikaları Konfederasyonu TUC, AB Anayasasını nasıl ele alıp irdelemiş, tartışmaya açıp oylatmış!

Peki, siz de AB Anayasasını Türkçeye çevirtip üyelerinize dağıttınız mı? En azından, 400 Genel Kurul delegenize bu hizmeti verdiniz mi?

AB Anayasasının geniş bir değerlendirmesini yapıp, tartışmaya açtınız mı?

Tıpkı Britanya’da TUC’nin yaptığı gibi, bir kongre yapıp AB Anayasasını oylamaya sundunuz mu?

 DİSK’e bağlı sendikalar arasında AB Anayasasına karşı olanlara söz hakkı tanıdınız mı?

AB Anayasasını oylamaya koyup, işçilerin AB konusundaki eğilimlerinin ortaya çıkmasına fırsat verdiniz mi?

Bay Süleyman Çelebi,

 Nasıl oluyor da İngiltere’de en büyük işçi sendikaları birleşip AB’ye karşı tavır alıyorlar da, Türkiye’de Türk-İş, DİSK ve Hak-iş hepsi birden AB’nin ateşli birer yanlısı olup çıkıyor?

Hem katkısız bir AB yanlısı olacaksınız ve el açıp onlardan yaklaşık bir milyon Avro hibe alacaksınız, hem de alnınıza ‘Sarı Sendika’ damgası vurulduğunda kızacaksınız!

İngiltere’deki sendikacıların yüzüne nasıl bakabiliyorsunuz?

26/27 Mayıs 2005 tarihlerinde Finlandiya’da toplanan Avrupa Ulaşım İşçileri Sendikaları Federasyonu, ETF’nin Kongresine şu sendikalar katıldılar: Fransa’dan CGT, İsveç’ten ST, Lüksemburg’dan FNCTTFEL ve OGBL, Avusturya’dan GdG ve GdEÖ, Norveç’ten NL ve Fagforbundent, Büyük Britanya’dan TNSA ve TGWU.

 Kongrede, o güne kadar ETF’nin, Avrupa Komisyonu’na karşı en sert tavrını sergilediğini görüldü. Kongrede şu kararlar alındı:[9]

-          Avrupa Komisyonu’nun özelleştirmeyi ön plana çıkaran neo-liberal politikaları reddedildi.

         Avrupa Komisyonu, tüm kamusal hizmetlerin özelleştirilmesini dayatmaktadır. Buna; kara, deniz ve havayolları ulaşımı da dâhildir. Bu özelleştirmeler; işçi ücretlerini, iş güvenliğini, çalışma koşullarını ve toplu sözleşmeleri büyük çapta tehlikeye düşürecektir. ETF Kongresi, bu özelleştirmelerin hedef ve amaçlarını en şiddetli bir biçimde reddetmektedir.

         Kongre, AB’nin ‘Limanları Özelleştirme’ girişimine karşı çok etkili bir kampanya yürüterek müthiş bir zafer kazanan ETF’nin ‘Liman İşçileri Bölümü’ nü kutlamaktadır.

         – Kongre, AB’nin sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini ve ulusal sağlık sistemlerinin yıkılmasını öngören ‘Hizmetler Yasa Tasarısı’na karşı olduğunu duyurur.

         – ETF Kongresi, AB’nin özelleştirme politikalarına karşı çıkmada gösterilen çabaları yoğunlaştırmakta kararlıdır. Bu amaçla, işçi sendikaları güç birliği yaparak, gerekirse eylemler gerçekleştirmeye hazırdır. Bay Süleyman Çelebi,

          Türkiye’de de devlet, açıkça sağlık hizmeti sunmaktan vazgeçiyor ve yakın gelecekte bunu tümü ile özel sektöre devretmeye hazırlanıyor. Özellikle yoksul halkımıza ihanet içeren bu dönüşüme, “Sağlıkta Dönüşüm Programı” diyorlar. Ülkemizin, devrimci gelenekten gelen ulusalcı hekimleri yaptıkları konuşmalarla, yazdıkları raporlarla bu programın hain yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydular. Sizin bunlardan hiç haberiniz olmadı mı?

 Türkiye’de bugün hastaneler, üniversite klinikleri dâhil, birer para kesen işletme haline getirilmektedir. Yalnız hastaneler değil, sağlık ocakları, ana çocuk sağlık merkezleri, verem savaş dispanserleri de özelleştirme kapsamına alınıyor. Bugüne kadar ücret ödemeden sağlık hizmeti alan sigortalı işçiler, öncelikle özel hastanelerde müşteri muamelesi görmektedirler. Daha hastaneye adım atar atmaz katkı payı adı altında ödemeler başlamaktadır.

Bay Süleyman Çelebi,

Sizin, bütün bu olup bitenleri bilmiyor olmanız mümkün müdür?

Hastane ücretini ödeyemedikleri için, hastanelerde adeta tutsak kalan işçilerin, işçi emeklilerinin ve çocuklarının acı dramlarını medyada da mı izlemiyorsunuz?

Bay Süleyman Çelebi,

 Göstermelik toplantılarla ‘Solun Geleceğini’ tartışacağınıza, Sosyal Devletin temel direklerinden biri olan sağlık hizmetlerinin devletin elinden alınıp paragözlü özel sektöre devredilmesine karşı, tüm işçilerle eylemler yapmanız gerekmiyor mu? Devletin vermesi gereken sağlık hizmetleri ve eğitim eğer toptan özel sektöre teslim edilirse, ortada Sosyal Devlet diye bir kurum kalır mı? Sosyal Devletin olmadığı bir yerde, ‘sol’ olur mu?   Ulusalcı hekim Prof.Dr.Coşkun Özdemir, sağlık hizmetleri özelleştirildikten sonra geriye, ‘Kahrolsun Sosyal Devlet’ diye haykırmak kalıyor, diyor.[10] Yalan mı? AB’den almış olduğunuz yaklaşık bir milyon Avro, ‘Kahrolsun Sosyal Devlet’ diye bağırmanıza yetecek mi?

Bay Süleyman Çelebi, 

AB’nin avucunuza koyduğu yaklaşık bir milyon Avro ile yola çıkıp, tüm Türk halkını türlü oyunlarla oyalayıp kandırabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Avrupa Ulaşım İşçileri Sendikaları Federasyonu, ETF başta olmak üzere, AB’deki tüm büyük sendikalar ulusal sağlık sisteminin yıkılmasına, devletin sunduğu sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı ayaklanırken, sizin Türkiye’de dut yemiş bülbül gibi, daha doğrusu Avro yutmuş bülbül gibi, suspus oturmanız, utanç vericidir!

Avrupa Birliği Projesi’nin temel amacı, ulusların egemenlik haklarını ellerinden almaktır. Ancak AB’nin kurnaz mimarları, bu temel amacı hep gizlemişler, hedefe sinsi sinsi ulaşma taktiğini uygulamışlardır. İşte, bunun bir kanıtı olarak size, İtalya Başbakanı Prof. Guiliano Amato’nun 13 Temmuz 2000 tarihinde İtalyan gazetesi La Stampa’nın muhabiri Barbara Spinelli’ye anlatmış olduklarını aktarıyorum:[11]

“Avrupa Birliği Anayasası, cesur bir projedir. Ancak politikada engelleri aşmak için, onları gizlemek gereklidir. Avrupa’da bir kimsenin rol yapması şarttır. Çok şey elde etmek için, ‘sanki’ az bir şey istiyormuş gibi davranılmalıdır. Ellerinden egemenliklerini almak istediğimiz devletler, ‘sanki’ egemen kalacaklarına inandırılmalıdır. Örneğin, Brüksel’deki Avrupa Komisyonu, bir hükümet gibi muamele görebilmek için, ‘sanki’ sıradan teknik bir araçmış gibi davranmalıdır. Bu örnekler böyle uzar gider, işin özü, asıl amacı gizleyerek ve aldatıp kandırarak sinsi sinsi yol almaktır…”

Bay Süleyman Çelebi,

Dikkat edin, yukarıdaki sözleri söyleyen, sıradan bir Avrupalı değildir! İtalya Başbakanlığı’ndan sonra, AB Anayasasını hazırlayan komisyonun da başkan yardımcılığını yapmış seçkin ve etkili bir kişidir.

Eski İtalya Başbakanı Prof.Guiliano Amato, egemenlik konusundaki sözlerini bakın nasıl sürdürüyor:

 “Gerçek şudur ki, ulus devletlerin elinden alınacak egemenlik gücü, buharlaşıp kaybolacaktır. Artık, açıkça tanımlanabilir egemenlikler kalmayacaktır.”

 Eski İtalya Başbakanı Prof.Guiliano Amato, ulus devletlerin elinden egemenliklerinin nasıl alınacağının yolunu da gösteriyor:

“Ben, yavaş yavaş hareket edilmesini tercih ederim. Egemenlik, azar azar ufalanmalıdır. Egemenliğin ulus devlet elinden alınıp federal güce tesliminde, sert davranışlardan kaçınılmalıdır.”

Bay Süleyman Çelebi,

 AB yanlısı olduğunuza göre, kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne ait olan egemenliği de Brüksel’e teslime hazırsınız demektir. Siz bu tavrınızı, açık seçik DİSK üyelerine de açıkladınız mı, yoksa Eski İtalya Başbakanı Prof.Guiliano Amato’nun öğütlediği gibi rol yapıyor, ulusal egemenliğimizin elden gitmeyeceğini mi söyleyip duruyorsunuz? Yalnız şunu unutmayınız ki, bu mektubumda örnekleriyle anlattığım gibi, AB’nin kurnaz mimarlarının tüm sinsiliklerine rağmen, Avrupa’da işçi sendikaları artık uyanmışlar, ayağa kalkmışlar ve AB’ye karşı birlikte savaşma kararı vermişlerdir. Türkiye’de de işçi sınıfı, tüm halkımız gibi, çok kısa sürede uyanacak, AB’nin gerçek yüzünü görüp, Türkiye’ye dönük emellerinin neler olduğunu anlayacak ve sizden hesap soracaktır! İşte o zaman, nasıl rol yaparsanız yapın, hiçbir yararı olmayacaktır!

 AB ile müzakereler başladığında, masada, İngilizcesi 80 bin sayfa olan, Türkler için dört bölüm artırılarak 35 bölüme çıkarılan Avrupa Müktesebatı bulunacaktır. Türkiye, diğer tüm üyeler gibi, Avrupa Müktesebatında yazılı tüm yasa, kararname, düzenleme ve kuralları kabul etmek zorundadır. İşte bu Müktesebat’ın içinde, bir de ‘Trade Discription Act’ diye bir yasa bulunmaktadır. Bunu Türkçeye, ‘Ticarette Tanım Yasası’ diye çevirebiliriz. Bu yasanın özü şudur: Satılan bir ürünün ya da hizmetin tanımında kullanılan deyimler, o ürün ya da hizmetin gerçek niteliğine uymak zorundadır. Örneğin, bal satıyor ve sattığınız balın yüzde yüz saf çiçek balı olduğunu duyuruyorsanız, satılan balın gerçekten de yüzde yüz saf çiçek balı olması şarttır! Yoksa AB’de size o balı sattırmazlar! Peki, bu yasanın sizinle, daha doğrusu DİSK ile ne ilgisi var?

İlgisi şudur: Sendikanızın adının başında ‘Devrimci’  sözcüğü bulunmaktadır. Oysa hâşâ sümme hâşâ, sizler artık devrimci değilsiniz! Öyleyse, artık ‘Devrimci’ sözcüğünü de kullanmamanız gerekmektedir. Sakın yanlış anlamayınız, bu kişisel bir öneri değildir, Avrupa Müktesebatına göre mutlaka uymak zorunda olduğunuz bir şarttır.

 Bay Süleyman Çelebi,

 Emperyalist, anti-demokratik, merkeziyetçi ve emek karşıtı AB’ye yanaşarak Türk işçi sınıfına yaptıklarınızı; onurlu, şerefli, vatansever ve ulusçu işçilerimiz ne unutacak ne de affedecektir!

 

Sağlıklar diliyorum,

 

 

 

Yılmaz Dikbaş

Araştırmacı-Yazar



[1] Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi, 25.06.1975 günü kararı, 975/106 esas ve 297 sayılı karar.

[2] Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi, 04.09.1975 gün ve 975/39-35 sayılı karar.

[3] Abdullah Baştürk, DİSK Genel Başkanı, Yargı Önünde Savunma, Çağdaş yayınları, Mayıs 1986, İstanbul, sf.132

[4] DİSK Yürütme Kurulu, Kamuoyu Açıklaması, DİSK Ajansı, Sayı2, 04.01.1980

[5] Centre for a Social Europe, “Building a Social Europe-The Trade Union Case for EU Reform”, September 2005

[6] Murat Yetkin, “Sıra Emeğin Avrupa’sında”, Radikal, 27.11.2005

[7] “Trade Unions Oppose EU”, UK&Ireland News, 24.01.2004

[8] “Britain’s Trade Unions Oppose EU Constitution”- www.peoplesmovement.org/tu2.pdf

[9] Martin Mayer, “European Transport Workers’ Congress Oppose Neo-liberalizm”, 05.06.2005 -                                              www.labournet.net/world/056/etfl.html                

[10] Prof.Dr.Coşkun Özdemir, “Sağlık Özelleşirken”, Cumhuriyet, 30.12.2005

[11] Hugh McDonald, “Building the EU by Stealth”, Conolly Publication Ltd., August 2005