12/04/2006

 

İKİNCİ MİLLİ ŞEHİT

Necdet SEVİNÇ

 

 

Türk gençleri, Damat Ferit Hükümeti'nin işgal kuvvetlerini ve İngilizler'i memnun etmek için idam ettirdiği Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i şehadetinin 87. yıldönümünde Bayezıt Meydanı'nda andılar.

Allah gani gani rahmet eylesin.

Fakat tıpkı Kemal Bey gibi, bir tek Türk'ün görevlendirilmediği Nemrut Mustafa Divanı'nın idama mahkum ettiği bir mill” mazlum daha var:

Bayburt Kaymakamı ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey.
Atatürk'ün teşebbüsü üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mill” Şehit ilan edilen her iki milli mazlum da ermeniler'i katletmekle suçlandıkları için, haklarındaki kararlar soykırımı delili olarak kullanılmaktadır. Oysa her iki mazlumu da mahkum eden mahkeme, yargılamak için değil, ermeni Patrikhanesi'nin çoktan vermiş olduğu kararı tasdik etmek için kurulmuştur. Şöyle ki:

Damat Ferit, sırtını yasladığı güçlerin talebi üzerine, o sırada Urfa Mutasarrıfı olarak görev yapmakta olan Nusret Bey'i İstanbul'a çağırıp, mahkemeye sevk eder. Fakat Hurşit Paşa'nın başında bulunduğu Divan-ı Harp Mahkemesi beraat kararı verince işler karışır. Mutlaka mahkum edilmesi istendiği için Nusret Bey bu kez, nasıl Türk aleyhtarı bir mekanizma olduğunu 8 Nisan tarihli Divan'da özetlediğimiz Nemrut Mustafa Divan-ı Harbine gönderilir.

İngilizler'in bilahare 'Kürdistan Valisi' ilan ettikleri bu vatan hainiyle birlikte İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin kurucu üyesi Sait Molla'nın da görev yaptığı bu mahkemede bir tek Türk yoktur!

Nusret Bey aleyhinde ifade verecek şahit de yoktur.

Bunun üzerine Ermeni Patriği Zaven Efendi devreye girer. Gazetelere ilan verilerek yalancı şahit aranmaya başlanır!

4- 5 yıl önce İstanbul'dan yaklaşık bin kilometre uzaktaki Bayburt'ta cereyan ettiği iddia olunan olayların şahitleri İstanbul'da bulunabilir mi hiç?

Aranan, yalancı şahit olduğu için bulunur.

Mahkemeye getirilen ilk şahit, İstanbul'dan bir adım bile dışarı çıkmamış olan bir sahtekardır!

Nusret Bey, suçlanmasına sebep olan olayın Bayburt'ta cereyan ettiğini hatırlatarak şahide itiraz eder.

Nemrut Mustafa derhal sanığı azarlar:

- Anladık, anladık. Yalan söyleyecek değil ya. Mahkeme her şeyi senden iyi bilir.

Papazlar, Patrikhane'de ne ezberlettilerse ikinci şahit aynı şeyleri tekrarlayıp durur. İlk şahidin zikrettiği olay yeri ile ikincinin zikrettiği olay mahalli arasında 50 km. mesafe vardır!..

Nusret Bey bu çelişkiye, işaret ederek şahitlerin yalan söylediklerine dikkat çekmeye çalışır. Fakat sözünü dinletemez.

Bir başka celsede salona 12 yaşında bir çocuk getirilir. Oysa Nusret Bey'e isnat edilen suç, dört yıl önceye aittir. Nusret Bey '8 yaşındaki bir çocuğu şahit olarak nasıl dinlersiniz?' deyince, Nemrut Mustafa fena halde öfkelenir.

- Otur yerine be herif!

Sonunda Nusret Bey, hakkında verilen karar, kendisine bildirilmeden Merkez Komutanlığı'na götürülür. Bir İngiliz teğmen, burada Nusret Bey'e 'Malta'ya sürgün edildiğini' bildirir. İşte tam bu sırada odaya giren Nemrut Mustafa 'Bu adamı Malta'ya sürmeye de lüzum var ki?' der ve devam eder:

- Biz onun idamına karar verdik!

20 Temmuz'da ölüme mahkum edilen Nusret Bey, 5 Ağustos'ta asılmış, 25 Aralık 1921'de çıkarılan bir kanunla da mill” Şehit ilan edilmiştir. Allah rahmet eylesin.