Müdafaa-i Hukuk Derneği Çanakkale
Temsilcisi emekli general M.kemal TUTKUN’un
“Fener Rum Patrikhanesi Yurt Dışına
Çıkarılsın” açıklaması 2 Aralık 2005 tarihli “Çanakkale Haber” Gazetesinde yer almıştır. Haberde;
“Fener Rum patrikhanesinin sınır
dışı edilmesi için başlatılan kampanyaya destek verilmesi gerektiğini belirtti.
Fener Rum Patrikhanesi’nin Ekümenlik talebinin perde arkasındaki olayları
irdeleyen Tutkun, fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye Cumhuriyeti içinde yeni
bir devlet yeni bir otorite olma arzusu içinde olduğuna dikkat çekti.
Lozan Antlaşmasında azınlıklara
dini ihtiyaçlarını serbestçe karşılayabilmeleri hükmü getirildiğini belirten
Tutkun, "Bu sadece Ortodoksları yada Protestan kilisesi için değil, bütün
azınlık statüsünde bulunan Ermeni ve Yahudi vatandaşlarımıza aynı haklar
tanınmıştır. Lozan anlaşmasındaki bu olay sadece dini özgürlükler verilmesi
konusunun geçmişini biraz irdelemek gerekir. Fener Rum patrikhanesi Kurtuluş
Savaşı esnasında ve öncesinde Anadolu'da iç isyanların merkezini oluşturmuştur
ve Anadolu'daki birçok Hıristiyan da Fener Rum Patriğinin doğrudan veya dolaylı
maddi desteği tespit edilmiştir. Yani siyasi faaliyetlerde bulunduğu tespit
edilmiştir. Lozan Anlaşmasına gidilirken Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Mustafa Kemal bu heyete Fener Rum Patrikhanesinin geçmiş dönemde siyasi
faaliyetlerde bulunduğu gerekçesi ile yurt dışına çıkarılması gerektiğini ifade
etmiş ancak Lozan Antlaşmasında o dönemin şartlarına göre bir takım konularda
daha önemli konularda elde ettiklerimiz adına Fener Rum Patrikhanesinin sadece
dini faaliyetlerde bulunması, siyasi faaliyetlerde bulunmaması koşulu ile
İstanbul'da kalmasına müsaade edilmiştir. Bu konuda Lozan Antlaşmasında bir
hüküm olmamasına rağmen, Lozan tutanaklarında şöyle bir hüküm geçmiştir. 1O
Ocak 1923 tarihli oturum tutanağından bahsediyorum. Bu tutanakta şunlardan
bahsediliyor; Patriklik siyasal yada yönetime ilişkin işlerle uğraşmayacak,
yalnız din alanına giren işlerle uğraşacaktır. Bu tutanağın altında müttefik
temsilcileri heyetinin ve Yunan temsil heyetinin de imzası vardır. Mustafa
Kemal bu konuda 22 Ocak 1923 tarihinde:
Bursa'da halka sesleniş adı altında şöyle bir nutku vardır; "Patrikhanenin
mesaili siyasiye ile iştigal olmamak üzere İstanbul' da kalabileceğini bu şartı hilafında hareketi görüldüğü yerde
derhal hudut haricine çıkarılacağı" belirtilmiştir. Bu şartlarda Fener Rum
Patrikhanesinin İstanbul 'da kalmasını o dönemde 30 bin civarında olan şuan
itibari ile artan Rum kökenli vatandaşlarımızın dini inançlarını yerine getirmek
için böyle bir düzenlemeye müsaade edilmiştir Fakat, geçen zaman içersinde
görülmektedir ki Fener Rum Patriği Bartholomeos ve
patrikhane yetkilileri Vatikan usulü bir oluşama çanak tutmaktadırlar. Bu
oluşuma dönem içersinde Lozan Antlaşmasının ne olduğunu ne olmadığını
yöneticilerimizin de bu gibi olaylara çok fazla dikkat etmediklerini görüyoruz.
Bu gün Fener Rum Patrikhanesi Fatih Kaymakamlığına bağlı bir Yazı İşleri
Müdürlüğünün ne ise Fener Rum Patrikhanesinin de statüsü aynıdır fakat,bu şahıs
şuan bir devlet başkanı gibi bir Papa gibi davetler verebilmekte, kendine ekümenlik sıfatı tanımakta ve bunu da zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri de bu oyuna
gelmektedirler. Atatürk'ün 22 Ocak 1923 tarihindeki söyleminde yer aldığı şekli
ile Fener Rum Patrikhanesinin Lozan Antlaşmasındaki
statüye uyması için bütün vatandaşların yetkilileri bu konuda ikaz etmelerini bekliyoruz. Bu konudaki kampanyalara destek vermelerini
bekliyoruz. Bu destek verilmez ise sonunda ne olur; Kurtuluş Savaşındaki
şartları tekrar, yaşamamız mukadder olabilir, bu konuda sağduyulu
vatandaşlarımızı kampanyaya destek vermeye davet ediyoruz" dedi.
“Bu millet onurunu ve şerefini kaybettiği zaman yokolur”
Ülkemizin içinde bulunduğu gerçeklere
ve ekonomik şartlara rağmen, her Türk vatandaşının Fener Rum Patrikhanesi 'nin yurt dışına çıkarılması için başlatılan kampanyalara
karşı duyarlı olması gerektiğini kaydeden Tutkun; "Türk milleti bu durumla
Kurtuluş Savaşında da karşı karşıya idi. Atatürk Samsuna çıktığı zaman
kendisinin önüne çeşitli seçenekler sunuldu.Amerikan mandası, İngiliz himayesi
gibi tekliflerle Atatürk'ün karşısına çıktılar. Atatürk bütün bunların
içersinde ulusal egemenliğe dayalı kayıtsız şartsız tam bağımsız bir Türk Devleti
kurmak için yola çıktı ve Mustafa Kemal'in bu hareket tarzını destekleyen çok
az kişi vardı. Bu millet aç kalır, bu millet susuz kalır, ama bunlar bu
milletin hiç zaman yok olması anlamına gelmez. Bu millet onurunu ve şerefini
kaybettiği zaman yok olur. Bu millet aç ve açıkta Sakarya'da onuru ve şerefi
için savaşmıştır. Tam bağımsızlığını kazanmak için savaşmıştır.
Bu savaşı vermemiş olsa idlik, ekonomik anlamda kendilerini o dönemin sömürge
imparatorluğu olan ülkeler, bir takım ekonomik kazançlar faydalar
sağlayabilirlerdi. Bizim onursuz şerefsiz bu coğrafya üzerinde
bağımsızlığımızdan taviz vererek yaşamamız mümkün değildir. Her Türk vatandaşı
bu şekilde bilmek zorundadır" dedi.
"AB'ye taviz vererek giremeyiz"
Avrupa Birliğinin dayatmaları
sadece ruhban okulu ile sınırlı değildir. AB'nin Türkiye Cumhuriyetinden
yapmasını istediği çoğu düzenleme bir yerde bizlere Lozan Antlaşmasını ve Sevr
Antlaşmasını hatırlatmaktadır. Biz Lozan Antlaşmasında olduğu gibi taviz vermeden
bu dikenli dediğimiz yolda yürümek mecburiyetindeyiz. Zannedilmesin ki biz Avrupa
Birliği ülkelerinin isteklerine boyun eğerek AB 'ye gireceğiz. Tavizin sonu
yoktur. Böyle taviz vermeye devam edersek, sonunda korkarım ki cebimizdeki
Türkiye Cumhuriyeti nüfus kağıdının bile değiştirilmesi gündeme gelecektir. Bu
dikenli yolda onurumuzu şerefimizi kaybetmeden yürümek mecburiyetindeyiz. Aksi
taktirde Türkiye Cumhuriyeti Misak-ı Milli sınırlan
bile tartışılır hale gelecektir.” Denilmektedir.