02 Şubat 2006

 

YAŞANAN SÜREÇTE  YASAMA,YÜRÜTME VE YARGIYA GENEL BAKIŞ

 

 

 

Devlet  yapısı içinde ; yasama, yürütme ve yargıdan oluşan üç  kuvvet  vardır. Bu güçlerin   modern devlet düzeninde; birbirinden ayrı ve birbirine tahakküm etmemesi esastır.  Yurttaşların mutlu, devletin güçlü olmasının asgari koşulu da bunların uyumuna bağlıdır. 1876´dan bu yana anayasal bir düzen içinde olmamıza karşın güçler arasında uyum ve özlenen denge kurulamadı. Bunun için gerekli olan siyasal harç anlamında siyasal eğitim bir başka anlamda kültür oluşmadı.

Diğer ülkeler de benzer sorunu yaşıyor. Bu yüzdendir ki çabalarımız sürüyor. Müdafaa-i Hukuk Derneği ve Vakfı olarak bu sorunu yeni yılın başında gündeme almakta yarar görüyoruz. Ülkemizin şu sırada asıl gündemi, sorunu ve çözümü bu üç organ  arasındaki ilişki olmaktadır.

Özetle devletin yapısını, omurgasını mercek altına alıp,  gördüklerimizi, tespitlerimizi tahlil etmekte yarar görüyoruz.

 

Yasama organı: TBMM´nin oluşumu için anayasa, ”temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar” ilkesinin gözetilmesini buyuruyor. Uygulamada seçime beş kala seçim yasasında seçilme avantajı  sağlayıcı değişiklikler yapılarak sandığa gidiliyor. Seçime ilişkin en önemli ilke göz ardı edildiği için seçim sonucundan umulan yarar da sağlanamıyor. Son seçim sonuçları incelendiğinde, siyasi eğilimlerin aldıkları oy oranlarının, temsilde adalet  sağlamadığı gibi yönetimde de denge kurulamadı.

Yasama organının oluşumu kadar, ulusal meclise seçilme yöntemi de o kadar önemlidir. Ulusal meclise vekil seçimi ulusal irade ile belirlenmelidir. Yasama organı üyelerinin  siyasi parti önderlerinin tercihleri ile belirlenmesi yasama organının varoluş felsefesine tamamen aykırıdır. Böyle bir meclis yasama ve  denetleme görevini beklenen düzeyde yapamaz, zaten yapamıyor da... Gücünü ulustan alamayan meclis kolayca yürütmenin tahakkümü altına girer, öyle de oluyor..Açıkçası  gücünü  toplumdan, toplumsal iradeden alan meclis ulusal meclistir. Böyle meclisler;  yarının çığlığını bugünden duyar. Duymakla kalmaz, yarına ilişkin yasal düzenlemeler üretir. Partilerin kaptan köşkünün belirlediği parlamenterler kabine üyelerinin isteği doğrultuda düzenlemelere oy vererek görevlerini yaptıklarına inanırlar. Yasama organımız geçmişte; banker olayının seyircisi, banka batırılışının izleyicisi, şimdi de halkın doğalgaz soygunun bakıcısıdır. Oysa yasama erki seyirci, izleyici bakıcı konumundan çıkıp, devlet ve toplumun ihtiyaçlarına cevap veren kanun koyucusu, koyduğu kurallara uygunluğu denetleyici durumundadır.

 

Yürütme organı: Konuşma ve yazı dilimizde bu organ;  siyasal iktidar ve hükümet olarak anılır. Yürütme erki siyasal iktidar olup yaptırım gücüne, güç kullanma yetisine sahiptir. Bu gücün sınırlanması amacı ile idare için tarafsız ve  hukuka uygun hareket etme ilkesi kabul edilmiş,  hizmetin verimliliği, hizmetin gerekliliği, kamu yararını gözetmekle yükümlülükler getirilmiştir.

          Sorumlu bir yürütme erki dünü bilir, günü gözler ve yarın için önlemler alır.

          Hukuksal durum bu olmakla beraber, uygulamada iktidar elindeki  güce dayanarak yasamaya “tahakküm” ediyor, dilediği gibi yasaların çıkmasını sağlıyor. Öte yandan yargıyı da siyasallaştırma yoluna sapıyor. Buna ilişkin düzenlemeleri de yasamadan rahat geçiriyor. Sonuçta devlet aygıtı bozuk dengelerle yürütmenin emrine giriyor.  Bütçe harcaması önemli ölçüde yürütmenin uhdesinde olup, mevzuat değişikliği ile denetimsiz ihale veriyor.  Yürütme tazminatı kabul ederek genelde yargı kararlarını göstermelik uyguluyor.İktidar   ulusal politika  oluşturmakla görevli ve yetkili olduğu halde,  ulusal cepheyi dışlayan bir politika  izleyebiliyor.

 

Yargı erki : Bu hayati organ için bilge  hukukçu, İlhan Özay; “Devletin organları arasında yargı, yasama ve yürütme ile karşılaştırınca eşitler arasında önde gelir” diyor. Eşitler arasında  birinci olma, önde gelme olayı bu erkin işlevinden  kaynaklanıyor

Yargı,  düzeninin  temeli olan adaleti sağlar.Huzur ve  güven ortamını yaratır. İlişkilerin bir ahenk içinde yürümesine katkıda bulunur. Bu işlevi yerine getirecek olan yargı erkinin  bağımsız ve güvencede olması gerekir.

 Bu iki sorunun çözümü sadece mali değil  siyasi iradeyle ilgilidir. Çünkü hukuki temeli oluşturarak siyasi istenç ve irade bulunmalıdır. Ancak yürütmenin tahakkümü altındaki yasama buna ilişkin düzenlemeyi yapmaktan kaçınmaktadır.

Yargının sorunları konusunda öne  bina, konfor, salon, iş hacmi, vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışıklıklar gibi uzun bir liste sunulursa da asıl sorun  “nitelik “sorunudur. Yargıda görev alma özellikle savcı ve yargıçlar için bir bağlayıcı  tercihtir. Eski yasada hakim[1]  bilgin,  anlayışlı, doğru, emin, güvenilir, temkinli ve sağlam olarak tanımlanıyor.Bu vasıfları taşıyan yargıç ; damı akan bir binada, yıpranmış bir koltuğa oturarak, kırık bir masada eski bir  daktilo ile görev yaparak toplum vicdanında saygı uyandıran kararlar verebilir. Yargının sorunları bu çerçevenin içindedir.

          Bugün yargı tablosunun küçük bir yerinde de olsa iktidar sahipleri ile ilgili verilen  beraat kararları temyiz edilmiyor. Kimi  davalar zamanaşımının yazgısına bırakılıyor. Beraat kararı veren hakimlerle bu kararı temyiz etmeyen savcılar yargının önemli noktalarına  geliyorlar.Davaları zamanaşımına terk edenler hakkında kovuşturma bir yana  ödüllendiriliyor.

         Bütün bu sorunları yabancıların uyarısına gerek kalmadan içimize sindirerek çözebiliriz. Bunun için  dar grup anlayışından uzaklaşıp biraz  vatansever olmak yeterlidir.

 

 

 

 

 



[1] Mecelle, Madde 1792-Hâkim, hakîm, fehîm, mustakîm ve emîn, mekîn, metîn olmalıdır.