AKP'yi Kapatmak
Orhan Bursalı
Cumhuriyet Başsavcılığı 'nın AKP hakkında açtığı kapatma davasına karşı çıkışların temel dayanaklarına bir göz atalım:
a) Demokrasiye karşı bir girişim, demokrasiyi içine sindiremeyenler harekete geçti..
b) Millet iradesi bu partiyi iktidar yaptı, AKP milli iradeye dayanıyor, milli irade her şeyin üzerinde..
c) Bu vesayet rejiminin devamıdır; Cumhuriyeti, demokrasiyi korumak için halktan, seçim sandığından başka bir merciye ihtiyaç yok..
d) AKP yanlış yapıyorsa, onu halk sandıkta cezalandırır, başka hiçbir merci halktan güvenoyu almış bir partiyi kapatamaz..
e) Dışarıya rezil olduk, biz şimdi dünyaya ne diyeceğiz, ekonomi de büyük darbe alacak ve ülke istikrarı, huzuru bozulacak...
f) "Millet iradesini hiçe sayarak hukuk tesis edilemez. Bu talihsiz girişimin hukuki zemini yok."
***
Bütün bu savların hiçbiri, bir partinin kapatılıp kapatılamayacağı konusunda yasal bir zemine sahip değil. Anayasa ve yasaların hiçbir yerinde "en çok oy almış parti kapatılamaz" diye bir madde yoktur.
Parti kapatmayı yasaklayan, partilerin kapatılıp kapatılmayacağına milli irade, seçim sandığı karar verir, diye bir madde de yoktur..
"AKP laikliğe aykırı eylemler ve uygulamalarda bulunuyorsa, bunu değerlendirecek olan milli irade, seçim sandığıdır" diye bir madde de anayasa ve yasalarda bulunmuyor!
Erdoğan 'ın dünkü "Millet iradesini hiçe sayarak hukuk tesis edilemez" sözlerinin de anayasa ve yasalarda bir zemini yok. Bu, Erdoğan'ın "Bu millet isterse şeriatı da getirir" sözlerine ve anlayışına uygundur, ama anayasal değildir!
Neden bu böyle? Bunu ilkokul çocukları da bilir: Çünkü Türkiye demokratik laik, sosyal bir hukuk devletidir. Temsili demokrasi geçerlidir... Bu da ifadesini parlamenter sistemde bulur. Ve parlamenter sistemi, demokrasiyi ayakta tutan, tutacak olan tepeden aşağı örgütlenmiş hukuk devletidir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde bütün kurum ve kuruluşlar, partiler, devlet ve hükümetler.. hukuk devletinin ve yasaların teminatı altındadır.
Erdoğan diyor ki " Hukuk, millet iradesine boyun eğmelidir." Anayasal sistem, bir kurumun ve kişinin suç işleyip işlemediğine, millete, basına, akademisyene, siyasetçiye, yazara ve çizere sorarak mı karar vermektedir? Yasalara, anayasaya bakarak mı?
Bu nedenle Erdoğan ve bütün destekçileri, sadece demagoji yapıyorlar!
Söyledikleri özetle şudur : "Kardeşim hukuk, yasa ne derse desin, büyük çoğunlukla oy almış bir partiye kapatma davası açılamaz, açılmamalıdır, bu konuda hukuk ve yasa işlememeli, ayıptır, demokratik değildir..."
Türkiye'de, başta AKP olmak üzere bütün destekçi ve yardakçıları, Türkiye'de hukuk devletini mezara gömmek için elbirliğiyle çalışıyorlar!
Aslında Türkiye'nin hukuk devleti özelliğini askıya almak isteyen bu takımdır! İleri sürdükleri bütün gerekçeler, aslında Türkiye'nin hukuk ve yasa devleti olduğu gerçeğine aykırıdır.
***
Anayasa Mahkemesi ne karar verir, bilmiyoruz. Kapatma kararının şüphesiz ki çok yönlü etkileri olacaktır. Kapatma kararı vermese bile, bir iktidar ve yardakçıları, çoğunluğun oyunu almakla, ülkenin temel özelliklerini mezara gömme yetkisi almadıklarını bir şekilde öğrenmelidir. Parti kapatmak şüphesiz demokratik geleneklerin yerleşmesini kesintiye uğratmaktadır. Partilerin dersler geliştirmesini de.
Ancak, burada sorun, ülkenin anayasal düzeni ile AKP'nin fikir birliği içinde olmamasıdır. Bütün Cumhuriyet tarihine bakışından bu açıktır. AKP din odaklı bir siyaset izliyor. Özgürlükleri ve demokrasiyi de bu amaçla kullanıyor. AKP, parlamenter hukuk devleti ile sorunlu bir partidir.
AKP, aynı zamanda bölücülük de yapıyor. Devlette ve belediyelerde neredeyse bütün atamalarda türbanlı, dinci, imam hatipli olanları tercih ediyor. Devlet ve belediye yönetimlerinde bu doğrultuda büyük değişiklikler gerçekleşiyor. Bu bile başlı başına ülkeyi iki kampa ayırmaktır ve suç olmalıdır.
Ben olsam, anayasanın sosyal niteliğini mezara gömmekten de dava açardım!
Ayrıca, bu dava ile birlikte, büyük yolsuzluklar, AKP'nin parasal güçleri de gündeme getirilmeli ve bunun kaynakları araştırılmalı...
Cumhuriyet Gazetesi - 16.03.2008