Demokrasi ve Parti Kapatmak...
Dr. Alev Coşkun
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın açtığı dava bu bağlamda hukuka ve demokrasiye içtenlikli bağlı olmanın açık bir göstergesidir. Yasaya tam uygun bir tavır olarak değerlendirilmelidir.
Geçen cuma günü Yargıtay Başsavcısı, AKP'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı.
Yüzde 47 oy alarak iktidarda bulunan bir siyasal parti aleyhine belki de dünyada ilk kez böyle bir dava açılıyor.
AKP'yi destekleyen kesimler koro halinde "Demokrasilerde siyasal partiler kapatılmaz" diye konuşmaya ve yazmaya başladılar. Kimisi "İktidardaki bir partiyi kapatmak demokratik hukuk devleti ile bağdaşmaz" , kimisi "Demokrasilerde cezayı sadece halk verir" , kimisi "Dava, demokrasiye aykırıdır. Demokrasilerde anayasa koyucunun üzerinde bir makam yoktur", kimisi "Hukuk, demokrasi ve millet iradesi ayaklar altına alındı", kimisi de "En iyi ve sağlam yol halkı kapatmak" dedi.
Kim söylerse söylesin, unvanı ne olursa olsun tüm bunlar hukuka dayanmayan, duygusal ve tepkisel söylemlerdir.
Demokrasilerde siyasal partiler kapatılamaz sözü doğru değildir. Ama, demokrasilerde siyasal partiler de ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar demokrasinin temel ilkelerine aykırı hareket etmemelidir sözü doğrudur. Hele iktidarda olan bir siyasal parti, "demokrasi dışı amaçlarını gerçekleştirmek olanaklarına" daha çok sahip olduğu için demokrasinin evrensel ilkelerine ve anayasada yer alan cumhuriyetin temel niteliklerine titizlikle ve daha çok sadık olmak zorundadır.
Öyleyse, demokrasilerde siyasal partilerin demokrasinin kurallarına ve ülkenin anayasasının temel ilkelerine ters düşmemesi gerekir. Öncelikle ve hele iktidardaysa, titizlikle temel ilkelere aykırı davranmama gayreti içinde olmaları gerekir.
Bugün en ileri ülkelerin anayasaları, o ülkenin temel kuruluş ilkelerine, felsefesine aykırı hareket eden partilerin kapatılabileceğini belirleyen maddeler içermektedir.
Bunun en güzel örneği Alman Anayasası'nın 21. maddesidir. Bu madde Almanya'da siyasi partilerin demokrasi için taşıdığı vazgeçilmez önemi hukuk devleti içinde savunurken, daha önceki Alman-Veimar Anayasası'nın "yanlış bir özgürlük anlayışıyla" demokrasiyi zarara sokan bir duruma yol açtığını kabul etmiştir. Özgürlük ve demokrasiyi kullanarak iktidara gelen Hitler 'in sonunda demokrasi dışı diktatörlüğe gitmesi, yeni Alman Anayasasında özgürlük ve demokrasi ilkesinin sonsuz olamayacağının belirlenmesine neden olmuştur.
Almanya'daki Hitler, İtalya'daki Mussolini örnekleri, demokrasinin korunması için "militan demokrasi" anlayışını yaratmıştır.
Militan demekrosi
Militan demokrasi kavramı aslında Batı Avrupa'da totoliter akımların yıkıcı etkilerinin kendini hissettirdiği yıllarda siyasal bilimciler tarafından ortaya atılmıştır. (1)
Çünkü faşizme karşı korunabilmek için ancak "militan demokrasi" anlayışıyla ve demokrasinin temel ilkeleri kesinkes korunarak karşı durulabilir. Çünkü demokrasilerde, "özgürlüğü yok etme özgürlüğü" olamaz. (2)
Uluslararası alanda da bu önemli yaklaşım özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 'nde kesin olarak benimsenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 17. maddesinde "düşünce ve örgütlenme özgürlüğü" konularında önemli sınırlamalar getirilmekte ve bu madde "özgürlüğü yok etme özgürlüğünün" olamayacağını belirtmektedir.
Konuyla ilgili Alman Yüksek Mahkemesi, Alman Anayasası'nın Alman hükümetini, sadece vatandaşları kişisel olarak korumakla değil, ayni zamanda Alman ulusunu bir bütün olarak tutmakla yükümlü olduğuna karar vermiştir.
Klasik demokrasinin önemli teorisyenlerinden Henry B. Mayo, Demokratik Teoriye Giriş adlı eserinde "demokrasinin korunması için siyasi parti çalışmalarının anayasal sınırı aşmaması gerektiğini" açıkça belirtir. Oysa AKP, anayasanın temel ilkelerini zorlamakta, laiklik ilkesini tahrip edici odak oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkememiz artık süreklilik (istikrar) kazanmış, çeşitli kararlarında laiklik ilkesini tanımlamış ve bu ilkenin demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğuna karar vermiştir. RP'nin kapatılması kararında laiklik ilkesinin tahrip edilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkememiz laikliği şöyle tanımlıyor:
"Laiklik; ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğünün, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan uygar yaşam biçimidir..."
Anayasa Mahkemesi, laiklik ilkesi kapsamındaki parti kapatma davalarında çok titizdir. Siyasal partinin laiklik ilkesine aykırı odak haline gelmesi durumunda, "özgürlüğü yok etme özgürlüğünün" olamayacağı temel ilkesine dayanmaktadır.
Bu konuda seçimle gelmiş parti kapatılamaz gibi söylemlerle "demokrasi havarisi" gibi "ahkâm" kesenlere Avusturya örneği hemen anımsatılmalıdır.
Bilindiği gibi, geçen dönemde Avusturya'da Heider 'in partisi seçimlerde en çok oyu almıştı. Hikmet Çetinkaya 'nın pazar günkü yazısında ayrıntılarıyla belirttiği gibi Heider siyasal iktidara geliyordu.
" Irkçı" olarak bilinen bu partinin iktidara ortak olmasını, Avrupa'daki diğer demokratik ülkeler istemediler. Hatta, eğer ırkçı-Hitler benzeri olan Heider hükümete gelirse "Avusturya'yı boykot edeceklerini" belirttiler. Sonunda Heider, hükümeti kurmaktan vazgeçti ve çekildi.
Şimdi sormak gerekiyor: Avusturya'da seçim sonuçları demokratik değilmiydi? Heider'in iktidara gelmesini önleyici baskı yapmak demokratik miydi?
Ama "seçim sonuçlarına saygı" bahanesiyle, ırkçı bir partinin, iktidara gelerek kadrolaşmasına ve demokratik düzeni tahrip etmesine izin verilmedi.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi
Başbakan Erdoğan, AKP'ye karşı açılan bu davayı demokrasiye ve AKP'nin aldığı oya karşı bir hareket olarak göstermeye çalışıyor. Başbakan öncelikle kendi demokrasi kültürünü gözden geçirmelidir. Demokrasinin ne olduğunu iyice anlamalıdır.
Danışmanlarını toplayıp kuvvetler ayrılığı ilkesinin ne anlama geldiğini iyice öğrenmelidir. Başbakan yürütme erkinin başıdır.
Yargı kuvvetler ayrımının en önemli ve bağımsız erkidir. Bağımsız yargı Türk milleti adına karar verir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı anayasanın ve yasaların kendisine verdiği görevleri yapmakla yükümlüdür.
Türkiye'de sağlıklı bir demokrasinin işlemesi için Yargıtay Başsavcısı'na siyasal partilerin eylemlerini ve söylemlerini izleme görevi verilmiştir.
Aslında bu nedenle Cumhuriyet Başsavcısı 17 Ocak 2008'de, konu üzerinde düşüncelerini açıklamış ve uyarısını yapmıştı. Şöyle ki:
"Cumhuriyet'in temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak , özgürlüğü; çağdaşlaşma yerine dini esaslar çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği, halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır.."
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya 'nın açtığı dava bu bağlamda hukuka ve demokrasiye içtenlikli bağlı olmanın açık bir göstergesidir. Yasaya tam uygun bir tavır olarak değerlendirilmelidir.
Tüm Türk aydınları ve Türk ulusu bilmelidir ki, demokratik sistemi yıkmak isteyen ve demokrasi düşmanlarıyla mücadele etmeyi beceremeyen bir demokrasi ayakta duramaz.
(1) Karl Loewenstein, Militan Demokrasi ve Temel Haklar (1938), aktaran, Vural Savaş, AKP Çoktan Kapatılmalıydı, Bilgi 2008, S. 31
(2) Bu konuda Bkz. : Yusuf Şevki Hakyemez, Militan Demokrasi Anlayışı, (Doktora Tezi), Seçkin Yayınevi 2000.
Cumhuriyet Gazetesi - 18.03.2008