Demokrasi Yalnız Milli İrade Değil
Ali Sirmen
Demokrasilerde siyasal partilerin kapatılamayacağını ileri sürenleri, çağımızın gerçekleri ışığında anlamak pek mümkün görünmüyor.
Bırakınız bir yana basını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa Mahkemesi'nde AKP'yi kapatma davası açmasını eleştiren ülkelerin hemen hepsinin sisteminde de parti kapatma uygulamasının olmasını.
Yine örneğin Almanya'da 1950'den sonra, tam beş kez parti kapatılmış olması gerçeğini de, tıpkı İspanya ETA'nın uzantısı Battasuna'nın, terör ile ilişkisini kesmemesi yüzünden daha yeni kapatılmış olmasını da bir yana koyalım.
Hatta dilerseniz, bu son kapatma kararında, kimi barışçıl ve demokratik gösterilerin de, salt ETA'nın çağrısı ve gayesi doğrultusunda yapılmış olmasının da yine kapatma gerekçesi olarak kabul edildiğini görmezden gelebiliriz.
Ama, demokrasilerde parti kapatılmasına karşı çıkanların mantığına bakalım.
Onlar, " milli irade "yi demokrasinin tek ölçütü olarak kabul etmektedirler.
Demokrasilerin emekleme döneminde bu gerçek fazla tartışılmazdı. Ama yaşananlar, kaynağını Jean Jacques Rousseau da bulan bu düşüncenin gerçeklerle fazla bağdaşmadığını herkese gösterdi.
Peki ya milli irade de demokrasiyi istemez, baskı rejimi doğrultusunda oy kullanırsa ne olacaktı?
***
Böyle bir olasılık, daha yaşama geçmeden önce, Montesquieu tarafından ortaya atılmış ve iktidarı ellerinde tutanların onu kötüye kullanmaları eğilimine dikkat çekilmişti.
Yaşanan olaylar bu olasılığın çok ciddi olduğunu kanıtladı ve nihayet herkes, Almanya'da Hitler'in iktidara gelmesiyle, yalnız milli iradeye indirgenen demokrasi görüşünün ne kadar yanlış ve kırılgan olduğunu insanlık tarihinin gördüğü en büyük musibeti yaşayarak gördü.
Hitler 1933 yılında milli iradeye dayanarak iktidara geldi. Ondan sonra neler olduğu malum. 1933 yılından sonra yapılan seçimlerin baskı altında gerçekleştirdiğini söyleyenler haklı olabilirler, ancak hiç kimse Hitler'in tüm iktidarı süresince Alman halkının çoğunluğunun ondan desteğini çekmemiş olduğu gerçeğini yadsıyamaz.
Peki şimdi kim, ardında milli iradenin bulunmasının Hitler rejimini meşru kıldığını söyleyebilir ?
İflah olmaz faşistlerin dışında, tabii hiç kimse!
Demek ki, kimi ahvalde, milli iradeye dayananlar da gayri meşru olabilmektedirler.
İşte 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, demokrasilerin hemen hepsinde kurulmuş olan anayasa mahkemeleri bu gerçeğin saptanmış olmasının sonucudur.
***
Anayasal yargı denetimini düşüncesinin bizatihi kendisi, milli iradenin de denetlenebileceği gerçeğini içinde barındırır.
Çünkü, anayasa mahkemeleri, milli iradenin ürünü olan yasama organlarını denetler.
Yani çağdaş demokraside, milli iradenin de denetlenmesi gerçeği vardır. Ve bu denetleme de halkoylaması yoluyla yeniden milli iradeye gidilerek değil, ama yargı yoluyla yapılmaktadır.
" Yüzde kırk yedi oy almış olan bir parti kapatılamaz " gibi düpedüz aptalca ve cahilce olan bir söylemin sahiplerinin yanılgısı işte buradadır.
Burada bin kez yazdık, ama kimi taş kafalılar ile liboşlara anlatamadık. Çağdaş demokrasiler, milli iradenin her şeye kadir olduğu değil, tam tersine; olmadığı, kimi sınırlamalara tabi bulunduğu rejimlerdir.
Bu gör üşü, yine burada kaç kez yinelediğimiz bir örnekle açıklayalım:
Bir parlamento, halk oyunun % 80 inini temsil eden ramazan ayında, oruç tutmayanların veya karısının başı örtülü olmayanların ya da tesettüre girmemiş kadınların kamu hizmetinde çalışmalarını yasaklayan bir yasayı çıkarsa bununla yetinmeyip, bir de halkoyuna sunarak, yüzde 95'le kabul ettirse, bu yasa milli iradeye uygun olur mu?
Tabii ki olur!
Peki demokratik olur mu?
Tabii ki olmaz!
Şimdi böyle bir yasayı çoğunluğun isteği diye baş tacı edebilir miyiz?
Daha uzun söze ne hacet!
Cumhuriyet Gazetesi - 18.03.2008