Yasama.. Yargı.. Yürütme! ..
Mustafa Balbay
Kökten AKP'ci medya davayı çarpıttığı için, işe alfabeden başlama gereği duyduk!
Türkiye'de sistem üç güç üzerinde duruyor:
Yasama, yargı, yürütme...
Yasama görevi, TBMM'nin. Ülke için hangi yasa gerekiyorsa, hükümetten ya da milletvekillerinden gelen tasarı ve taslaklar doğrultusunda işini yapıyor.
Yargı görevi, bağımsız yargının. Hâkim ve savcılar
"Türk milleti" adına karar veriyorlar. Türkiye'de sadece bir mesleğin başında "cumhuriyet" sözcüğü vardır; savcılar... Türkiye'nin temelleri atılırken, Cumhuriyetin korunmasında ana görev onların olduğu için Cumhuriyet Savcıları denmiştir.
Yürütme yetkisi, Bakanlar Kurulu'nun. Genel anlamda TBMM'nin içinden çıkan Bakanlar Kurulu, ülkenin yönetilmesinde en aktif güç.
Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre bu üç güç birbirinin sahasına karışmadan, tıpkı bir sacayağı gibi Türkiye'nin sistemini ayakta tutar.
Bu denge bugün nasıl?
***
TBMM, hükümetten gelen istek dışında hiç yasa çıkarmıyor. Yüce Meclisimizin nasıl çalıştığını en iyi Erdoğan ifade etti. Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması tartışmasında dedi ki:
"Bu iş bitti. Taşınma tamam. Bunun için yasa gerekiyorsa, onu da çıkarırız."
Yani, kararı aldık.. yasa arkadan gelsin!
Bakanlar Kurulu da özünde Başbakan'a Bakanlar Kurulu olduğuna göre; yasama ve yürütme doğrudan Erdoğan'ın kontrolü altında.
Yargı?
Büyük ölçüde dışında!
Yani, olması gerektiği gibi... Arkadaşlar işte bunu kabul edemiyorlar. Onlara göre yargı kendilerine hiç dokunmayacak, kime dava açılması gerektiğine de kendileri karar verecek!
AKP'nin kapatılması davasında yapılan tartışmanın özü budur.
Kimse, AKP'nin ne yaptığına, ülkeyi nereye götürdüğüne bakmıyor. Varsa yoksa, böyle bir dava açılır mı?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yetkisi yok da diyemiyorlar. Yasalar açık... Tek bildikleri şu:
Yüzde 47 oy alan parti hakkında dava açılmaz!
Hayır... Eğer ortada bir suç iddiası varsa, yargı gereğini yapar.
***
AKP'liler bugüne kadar, kritik durumlarda hiç ellerini ateşe sokmadılar. Közden kestaneleri başkasına aldırdılar.
Şimdi de benzer arayış içinde olduklarını görüyoruz.
Meclis'te ağırlık AKP'de. Sadece kendi milletvekillerine dayalı bir ağırlık değil bu. MHP ve DTP de yerine göre AKP'nin koltuk değneği oluyor.
MHP'nin yine "çözüm ortaklığına" soyunduğunu görüyoruz. Hesapları şu:
Biz AKP'ye yönelik durumlarda çözümden yana görünelim, AKP'nin çözülmesiyle açığa çıkacak oylar, bize gelir!
Bize göre yanlış bir yol... Ama başka hesapları varsa, bilemeyiz!
AKP'nin dışındaki kestane alıcılarının yanı sıra içinde de benzer role soyunanlar var. Düne kadar sol bir partinin başında olmak için her şeyi yapan Ertuğrul Günay en büyük AKP savunucusu kesildi. Günay, "Türkiye'nin ileri gitmesini istemeyenler çok önemli yerlere sızmışlar" diyor.
Sızma sözcüğü en çok kendisine yakışır; AKP'ye birden sızdı ve yükseklere süzülüverdi. Şimdi AKP'den çok AKP'ci...
Boşuna dememişler:
Anadan doğmadan değil, sonradan olmadan kork!
Cumhuriyet Gazetesi - 17.03.2008