‘Annan Planı’nın gerisine düşüldü’

 

Kıbrıs’ta kapsamlı müzakerelere geçiş için belirlenen şartlar eleştiriliyor. “Tek devlet, tek yurttaşlık ve tek egemenlik” kavramlarının içi doldurulmadan müzakerelere başlanmasının ilerleyen süreçte Türkiye ve Kıbrıs Türk halkını büyük sıkıntıya sokacağı belirtilirken Annan Planı’nın dahi gerisine düşüldüğü vurgulandı.

 

Kıbrıs’ta Rum lider Dimitris Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında yapılan görüşmelerin ardından 3 Eylül tarihinde kapsamlı müzakerelere başlanacağının açıklanması, Türkiye’deki siyaset ve diplomasi çevrelerinde de yankı buldu. Emekli büyükelçi ve siyasetçiler sürecin çözümü için ortaya konulacak unsurların halen belirlenmediğini vurguladılar. Konu ile ilgili görüşler şöyle:

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen: Sürece ilk olarak yetki açısından bakmak gerekiyor. KKTC anayasasının en temel maddesi KKTC’nin egemenliğinin korunmasını içeriyor. Bu konuda TBMM’nin de aldığı kararlar var. Tüm bunları yok sayarak bir çözüm araramak, hem Türkiye hem de KKTC’yi çok yanlış yerlere götürür.

 

Yani, görüşmeler sonucunda KKTC’de yaşayan Türkleri azınlık haline getiren bir anlaşma yapılmamalı. Londra ve Zürih Anlaşmaları’nda Kıbrıs Türklerinin veto hakkı vardır. Ama Talat ile Hristofyas arasındaki sürece baktığımızda Annan Planı’nın dahi gerisinde bir çözüm arandığını görüyoruz. Açıkçası Annan Planı’nı bile arayacağız gibi görünüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir taraftan “Kanla alınan toprak” diyor, diğer taraftan görüşme sonucunda bunların hiçbirinin önemsenmediğini görüyoruz. Bu yaklaşım devam ederse, Kıbrıslı Türkler azınlık haline gelir ve ne yazık ki Kıbrıs, Girit gibi elimizden kayar gider.

 

Emekli Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nüzhet Kandemir: Türkiye’nin tutumu öteden beri eşitliğe dayalı, iki toplumlu, iki egemen devletin birlikteliğiydi. Görüşmelerin ardından yapılan “tek devlet, tek egemenlik” açıklamalarından ise Rumların arzuları ve prensipleri doğrutusunda uzlaşıldığını görüyoruz ki, bu Türk tarafının bugüne kadar başarıyla sürdürdüğü politikadan kesin bir dönüşü gösteriyor. Bundan sonraki aşamalarda ise Türk askerinin çekilmesi, Türkiye’nin garantörlüğünün sona erdirilmesi konuları gündeme gelecek. Sonuç itibarıyla Yunanistan’ın arzuları doğrultusunda bir çözüm kabul ediliyor. Emekli Büyükelçi Turhan Fırat: Süreçte önemli olan unsur Türkiye’nin güven verici garantisinin devamını sağlamak olmalıdır. Ne yazık ki son 3 yıllık süreçte de gördük ki, Kıbrıslı Rumlar Annan Planı’nı reddettikten sonra, dünya kamuoyundan bizim beklediğimiz tepkiler gelmedi.

 

Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik: Talat ile Hristofyas arasında yapılan görüşmede bir çerçeve, bir petek ortaya konulmuştur. Şimdi önemli olan bu peteğin içinin doldurulmasıdır. Fakat benim tahminim, bu sürecin Rumlar tarafından elden geldiğince Türkiye’deki iç gelişmelere bağlanacağıdır. Hristofyas ve Talat arasındaki görüşmelerin Türkiye’nin kazanımlarından da 3 önemli unsuru ortadan kaldırdığını söyleyebiliriz. Bunlar, iki kesimlilik, KKTC’nin egemenlik hakkı ve garantörlük olarak sıralayabiliriz. Kısacası, Türkiye ve KKTC ağız birliği edip kendi tezlerini kabul ettirmek için çalışmazsa, Kıbrıs’taki Türk etkisi tamamen ortadan kalkar.

 

Emekli Büyükelçi İnal Batu: Talat ve Hristofyas görüşmesinin ardından önemli olan kapsamlı müzakerelere geçiş değil, bu muğlak mutabakatın içini doldurmaktır. Yoksa, aynı unsurlar üzerinde, Sayın Rauf Denktaş, Kipriyanu ve Makarios ile yaptığı görüşmelerde anlaşmıştır. Rumlar AB üyesi olduktan sonra uzlaşma refleksleri çok zayıflamıştır. Artık yıllardır devam eden bu görüşmeler, bu yıl sonuna kadar da iddia edildiği gibi çözüme kavuşturulamazsa, artık Türkiye ve KKTC bütün olanaklarını kullanarak KKTC’nin tanıtılmasına yoğunlaşmalıdırlar. Dünyada da aslında şu anda çok uygun bir konjonktür vardır.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 27.07.2008