|
AİLE ANILARIMDA ERMENİLER
Cumhuriyet gazetesinin 5 Mayıs 2005 tarihli
“Kültür” sayfasında Sn. Oktay Ekinci’nin “Aile Tarihimizde Ermeniler”
başlıklı yazısını okudum. Bu ve buna benzer yaşanmış olayların90 yıl sonraki
siyasal amaçlı dayatmalara şamar gibi ineceğini, yalanlara dayanan “soykırım”
iftirasına somut yanıtlar olacağını düşündüm. Zaten Sn. Ekinci de yazısının
sonunda “Evet…Tarihçileri yalnız bırakmayalım… Türk ve Ermeni vatandaşlarımız
da ‘kendi aile tarihlerindeki Türklerle ve Ermenilerle olan anılarını
yazarak belgelerlerse 90 yıl önceki kanlı oyunlar ile bugünkü ‘siyasal
dayatmalar’ arasındaki tarihsel bağlar ‘yaşamın tanıklığında’ daha açık
ortaya çıkacaktır.”
Hem Sn. Ekinci’nin bilinçli çağrısına uymayı,hem de haksız suçlamalara,yanlı
çıkışlara kendi aile tarihimizden ve yöreden tanıklar aracılığıyla –denizde
bir damla da olsa- yanıt vermeyi bir yurt görevi bildim.
Ben Gemerekliyim. Benim aile tarihim Gemerek’in tarihiyle özdeştir. Yaşlı
kişilerden dinlediğime (Fikri Cadoğlu,Gülhanım Demiray-babaannem-,Fatma
Ünalmış-Anneannem-, Hayriye Kuyucu-Ermeni kökenli, İshak Çavuşla evli,en
iyi komşumuz-, Kiraz Demiray-annem-,Hatun Bacı-Ermeni kökenli,Ermeniler
göçer derlerdi,yardımsever bir komşumuzdu- vb…) ve yaptığım araştırmalara
göre Osmanlı döneminde Gemerek ve çevresinde oldukça bir Ermeni nüfusu
bulunmaktadır. O zamanlar Gemerek’in orta yerinde taş yapı kiliseleri
vardır, Türklerle kardeş kardeş geçinip gitmektedirler. 1977-1978 Osmanlı-Rus
Savaşı’na kadar göze batan bir olay yaşanmamıştır. Rahattır Ermeniler.
Servet sahibidirler. Özellikle nalbantlık, kuyumculuk, ticaret meslekleri
onların elindedir. Türkler daha çok tarımla uğraşmakta ve askerlik yapmaktadırlar.
19.yy’ın sonlarına doğru Çarlık Rusya’sının desteği ile Taşnak ve Hınçak
örgütlenmeleri başlamış, Kayseri Talas’ tan bu yana Amerikan misyoner
propagandaları bir Ermeni devleti kurma fikrini yörede yaşayan Ermeni
toplumuna aşılamaya durmuştur. Bu gizli, açık çalışmalar meyvelerini I.Dünya
Savaşı sırasında ve sonrasında vermeye başlamıştır. Tam savaşın içinde
Gemerek ve çevresinde bir Ermeni isyanı kendini göstermiştir. Özellikle
Taşnakçı Ermeni militan gençler ve bunların arkasına takılanlar Ermeni
bayrağı açarak yürüyüşler düzenlemişler, Türk mahallerine yer yer zarar
vermişlerdir. Bu bulanık ortamda dostluklar, komşuluklar, kardeşçe ilişkiler
sönmüş, Ermeni devleti kurma hayalleriyle gözü dönmüş topluluklar oluşmuş,
bunlar Türk halkına öfke ve kin kusarak meydan okumaya başlamışlardır.
Anlattıklarına göre o zamanlar Gemerek’in ileri gelen zengin ve saygın
Ermenilerinden “İhmaloğlu” sabahın erken vaktinde Müslümanlar camide namaz
kılarken ve Türk mahalleleri uyurken örgütlü ve silahlı Ermenilerin yapacağı
katliamı duymuş ve önlemiştir. Bu nedenle Gemerek’in Türk halkı tehcirde
onu korumuş ona ve ailesine büyük bir sevgi ve saygı duymuştur. Bu insani
duyarlılıklara karşın Gemerek ve çevresinde şiddetli çarpışmalar olmuştur.
Dendil Kayalıkları silahlı Ermeni çetelerinin barınağı haline gelmiş,
günlerce karşılıklı boğuşmalar yaşanmış, her iki taraftan da çok sayıda
insan ölmüştür. Yine Sızır’da Ermeni çeteleri tarafından birçok Türk öldürülmüştür.
Hatta dağlık Çat köyünde kanlı savaşlar olmuş, Çat geçici bir süre çevreye
kin kusan Taşnakların ordugahı haline gelmiştir adeta. Gemerek’in eski
belediye başkanı Ragıp Çatak(Gemerek) adlı yapıtında Çat köyüyle ilgili
bilgi verirken şunları söyler: Eski bir Türk köyü olan Çat Köyü’nde sık
sık değişmeler olmuştur. Çat’ da bulunan bir ağanın yanında çalışan bir
Ermeni, civardaki Ermenileri Çat’a toplamaya muvaffak olmuş, orada bulunan
Türklerin göç etmelerini temin ederek Çat’ı tamamen bir Ermeni köyü haline
getirmiştir.
“(Gemerek,1979 s.50)
Osmanlı savaş halindeyken dış destekli bu Ermeni ayaklanması devleti önlem
almaya zorunlu kılmış ve tehcirle bu sorunu çözme yoluna gitmiştir. Tehcir
sırasında birçok dramatik olaylar da yaşanmıştır. Ama kimler bu tarihsel
dostlukları bozup bu dramatik ortamın doğmasına neden olmuştur?...
Evimizin bir üyesi bildiğimiz sürekli konuğumuz saygıdeğer Hayriye Kuyucu(Hayriye
ablamız) Gemerekli bir Ermeni papazının kızıdır. Gemerek’ten İshak Çavuş’la
evlenmiştir. O bu olayları yaşadığını bize sık sık anlatırdı ve şunları
söylerdi: “Bu isyan edenlere Doğu’dan mektuplar gelir şunları şunları
yapacaksınız diye talimatlar verirlerdi. Babam papaz olduğu için ondan
gizlemezlerdi. Ama babam bağırır çağırır bunun sonunun kötü olacağını
söylerdi. Yapmayın,etmeyin diye yalvarırdı. Ama onlar bayrak açarak, bağırıp
çağırarak yürürler, Ermenistan kurmak için etrafı kışkırtırlardı. “Hayriye
Kuyucu’nun kız kardeşleri tehcirden sonra Paris’e yerleşmişlerdir. Hayriye
Kuyucu kardeşlerini görmek için zaman zaman İnönü döneminde Paris’e gidip
gelmiştir. Hayriye Kuyucu’nun anlattığına göre;kendisinin Türkiye’ye dönmemesi
için kardeşleri çok çaba sarfetmişler, “kıyım ve öldürme” sözleriyle onu
usandırmışlardır. O da onlara şunları söylemiş: “Ben de sağım,işte sizler
de sağsınız, Paris’te rahat bir hayat sürüyorsunuz. Toplu bir öldürme
olsaydı şimdi burada bir arada olur muyduk?”
Yine Ragıp Çatak “Gemerek” adlı kitabında (s.7), 1071 Malazgirt Savaşı’ndan
sonra sazlık ve bataklık olan Gemereği İlk kez Abdioğlu namıyla bir Türk
aşiretinin yurt edindiğini buranın Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme
devrinde kasaba olduğunu, Kanuni Sultan Süleyman’ın Nahcivan seferi sırasında
burada konakladığını ve bunu mevcut kitabe ve mezar taşlarından anlaşıldığını,
sonra Ermeniler’in gelip yerleştiklerini, hatta çoğunluğu ele aldıklarını,
tehcir sırasında 70 evden oluşan Ermeni vatandaşlarının Türkler tarafından
korunarak Gemerek’te kalmalarının sağlandığını vurgulamaktadır.
Babaannem Gülhanım ve annem Kiraz’ın anlattıklarına göre “Seyit Mehmet”
ya da halk arasında “Seyda’nın hacı” lakabıyla anılan dedem, Adana’ya
göçüp yerleşmiş Parsıklar’dan bir Ermeni ailesi tarafından şehit edilmiştir.
Parsıklar adıyla anılan bu aile daha sonra Paris’e gidip yerleşmiştir.
Babaannem ve annemin anlattıkları olay şöyle olmuştur: Dedem Seyit Mehmet
Balkan Savaşı’ndan dönmüş, İşsizdir. Atadan kalan toprakların çoğu akrabalar
arasında paylaşılmış, eski günlerin zenginliği bitmiştir. Dedem Adana’ya
çalışmaya gidecek, orada hemşerisi Parsıkoğlu var. Bolluk günlerinde komşuluk
gereği onlara pekmez ve un gibi birçok yardımlarda bulunmuşlardır ailecek.
Şimdi de Parsığın oğulları ona yardım etmeli ve iş bulmalılar. Böyle düşünür
dedem. Bu arada işi sağlama bağlamak için Gemerek Ermenilerinden, Şaki,r
Ustaların Remzi’ye başvurur ve bir mektup yazmasını söyler. O da mektubu
yazar. Ama ne yazar. ‘Seyit Ağa’nın Hacı geliyor, evinize alın, haklayın.
Dedem de saf, inanmış adam. Düşer Adana’nın yollarına. Mektuba ne yazıldığına
bakmadan götürüp Parsığın oğluna verir. O da mektubu alır, okur, “ Tamam”
der. Dedemi konuk ederler. Bir gün dedem şafakta abdest alıp namaza duracaktır.
Tam da o sıra tutup dedemin kollarını bağlarlar, bağıta bağırta gözlerini
oyarlar, üstüne tuz basarlar, götürüp yolun kıyısına korlar. O sırada
oradan geçen Gemerek’in boğaz köylerinin birinden (Hınzırı Dağları’nın
eteklerindeki köyler) bir eşekli köylü dedemi tanımış. “aman sana ne oldu
Hacı ağa böyle” diyerek yanına varmış, şok halinde olan dedem başından
geçenleri anlatmaya çalışmış, çevreden gelen insanlarla birlikte dedemi
hastaneye kaldırmışlar, orada ölmüş.
Yine babamın amca çocuklarından Nomanoğlu (Lomen) İzzet Efendi Ermeniler
tarafından işkenceyle öldürülmüştür. Yine annemin anlattıklarına göre
annemin yakın akrabalarından hazım efendi de derisi yüzülüp kanlı bedenine
tuz sürülmüş acılar içinde çırpınarak can vermiştir.
Aklın alamayacağı bir vahşetle öldürülen bu suçsuz insanları gündeme getirmeden
tek yanlı masum rolü oynamak hangi çıkar ve siyasetin, hangi emperyalist
amaçların işi olduğunu varın siz düşünün!
Benim tanık olduğum günlerde 50-60 hane civarında Ermeni yurttaşımız yaşardı
Gemerek’te. Hiçbir sorunumuz olmadı onlarla. Çok iyi,içten komşuluklarımız
oldu. Kız ve erkek olarak onlarla kardeşçe okuduk Cumhuriyet okullarında.
Küçüktüm, herhalde ortaokulun ilk yıllarındsa olacak, Ermeni komşumuz
Hanzade’nin Hacı’nın torunu güzel bir kız vardı (adını anımsıyamıyoru
şimdi) ona aşık olmuştum, üstelik Ermeni arkadaşım Yılmaz’ın da yeğeni
bu kız. Bir gün Hanzade’nin kaynının karısı komşumuz Avni Kadın’dan o
kızı sevdiğimi (o zaman adını vererek), bana vermelerini istedim. Güldü.
Aynı dinden olmayana kızımızı vermeyiz dedi. Bugünkü gibi aklımda. İçimdeki
sevdayı acıya gömerek ayrıldım Avniğin yanından. Böyle insani ilişkilerimiz
de oldu onlarla. Sonradan çoğu İstanbul’a göçüp gittiler.
Şimdi yine Şoven Diaspora ve Erivan’dan çıkan çatlak sesler ve bunların
dayandığı Emperyalist güçler düşmanlık tohumları ekerek akıllarınca Türkiye’yi
köşeye sıkıştırıp tarihi emellerini gerçekleştirme sevdasına düşmüşlerdir.
Ama her zaman kafalarını bilimzsel belgelerin kayasına vuracaklar ve hayalleriyle
baş başa kalacaklardır.
Not: Bu anlatılanlar bilimsel araştırmaya
açıktır ve sanırım gerçekler değişmeyecektir. |