Gönderen      : İbrahim H  GÜZELBEY

Tarih               : 14/06/2006

 

KARANLIĞA KILINÇ SALLAMAK

 

Mevlana diyor ki: Bir yol yitirmiş, baş olur ise; bütün ova yılan ve akreple dolar. Bu ülkede uzun zamandır bir değil bir çok yol yitirmiş baş olmuş durumda. O zaman da ova, dağ ve vadinin yılan ve akreple dolmasından daha doğal ne olabilir?  Bu durumda da devletin kılıcı, karanlıkta boşa sallanır ve bu ülke beceriksiz ve acz içinde bir görünüm arz eder.

 

Osmanlı Devletinin son dönemlerini hatırlatan son gelişmeler, ülkemizi hızla yok olma noktasına doğru götürmektedir. Çıkan uyum yasalarının bir kısmı bizim bünyemize uymamakta ve bu kötü gidişe katkı sağlamaktadır. Artık bölücüler, AB ve ABD’li ağabeylerinin destek ve koruması altında her türlü sapkınlığı yapmaktadırlar. Bizim yetkililerimiz ise gereken cevabı verememektedirler. Acaba bu ülkeden bir milletvekili gidip İngiltere’de IRA’ya destek verebilir mi? Ya da İtalya’da Kızıl Tugaylar lehine konuşabilir mi? ya da ABD’de Irkçılık var diye yürüyüşlere katılabilir mi? Ama Türkiye’de bu ülkelerden gelen insanlar cirit atmakta; bir yandan misyonerlik yapmakta bir yandan da bölücülüğe destek vermektedirler. Yazık bu memlekete, yazık bu millete! Bir kaymakamımız Amerikan askerinden dayak yiyor; kimseden ses yok… Muavenet muhribi vuruluyor; kimseden ses yok… O büyük vatansever Eşref Bitlis Paşa şehit ediliyor, olayın üstü kapatılıyor; Subaylarımızın başına torba geçiriliyor kimseden ses yok; Kerkük’te Türkmenler katlediliyor kimseden ses yok; güvenlik kuvvetleri tuzaklara düşürülüyor kimseden ses yok; Vatansever ve Türk bir kuvvet komutanı Yahudi ilan ediliyor kimseden ses yok; Artık yeter olsun, bu durum böyle devam ederse onurlu bir ülke olarak ayakta durmamız mümkün değildir. Kim ne yapacaksa bugün yapsın vatanı korumak için, çünkü yarınımız olmayabilir.

 

Herkesin cesurca ortaya çıkıp gerçekleri söylemesi ve bu ülkeye sahip çıkması gerekmektedir. Öncelikle şu AB komedisine son vermemiz gerekmektedir.   AB üyeliği süreci kesinlikle ulusal değerlerimize ve menfaatimize aykırıdır. Öyle ki verilen zararlar geriye dönülmez noktaya doğru hızla gitmektedir. Akılsızca sağlanan imkanlar sayesinde, bu ülkede binlerce Lawrence rahatça çalışmasını yapmakta ve hain üretmektedirler. Kendilerini Atatürkçü sayanlar, neredesiniz? Onun kurduğu cumhuriyet için gerçek tehlike kapıda… Bölücüler, cemaatçiler ve yeni çıkan tarikatlar el ele  bu cumhuriyeti yıkmak üzereler. Bir kuvvet komutanı hakkında ahkam kesenler, bakalım bölücü belediyeler hakkında ne yapacaklar? Eğer devleti koruma konumunda olanlar gereğini yapmazlarsa, daha pek çok Atabey gruplarıyla karşı karşıya kalırız.

 

Bizler Vatikan destekçisi ve dinler arası diyalogcu hain bir cemaate dikkatimizi vermişken, arka planda daha pek çok cemaat-tarikat karışımı oluşların gelişmesine karşı da uyanık durmak durumundayız. Aslında görülenler sadece buz dağının görülen kısmıdır. Bir yandan okumuş insanlar arasında yayılan nurculuğu andıran cemaatlar yayılırken, bir yanda uzak doğu dinleri, çeşitli tedavi palavraları adı altında toplumumuzda yer etmeye çalıştırılmaktadır. Özellikle çaresiz hastalıklara tutulan kişiler bunlardan medet ummakta ve yanlış inançlar yavaş yavaş inançlarımızın arasına girmektedir. Diğer yanda, Kuran’da İsa Peygamberin tekrar gelişiyle ilgili hiçbir açık bilgi olmazken ve İsa Peygamberin Mesih olarak gelmesi ile ilgili propaganda toplum içinde sürerken, Hıristiyanlık menşeyli pek çok tarikat da toplumda yayılmaya devam etmektedir. Elbette AB uyum yasalarıyla her şehirde faaliyet göstermeye başlayan ve onlardan binlere kadar sayıda kurulan ev kiliselerinin çalışmalarıyla ve para gücüyle İslam’dan Hıristiyanlığa çevrilen gençlerin durumu ayrı bir kanayan yara… 

 

Aslında karanlığa doğru kılınç sallarken, elimizde dinî ve millî bazda iki tane fenerimiz var: Birincisi Allah’ın kitabı ki; bozguncu cemaatlerin ve tarikatların yalan ve dolanları için bir fenerdir. Diğeri ise “Türk’ün Ateşle İmtihanı”nın belgesi olan “Nutuk”tur ki; yakın tarihimizde emperyalistlerin oynadıkları oyunları ve onlarla işbirliğine giren her türlü grupları bize tanıtan bir fenerdir.  Şu anda bu ülke saldırı altındadır; ancak bağışıklık sistemi, düşmanı düşman olarak görmemektedir. İşte bu yüzden “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” duvarlardan inip yüreğimize nakşedilmelidir ki insanlar ülkede yanlış giden şeyleri görebilsin. Aslında ta Orhun Kitabelerine gitsek de  benzer şeyleri görüyoruz. O halde hastalığımızın yeni olmadığı kanaati uyanıyor insanda. Bu durumda bizim mutlaka okullarımızda, çocuklarımız bu bilinç ile yetiştirilmeli ve kimin düşman kimin dost olduğunu öğrenmelidirler. Aslında bu eğitime kendine aydın diyen pek çok insanın da ihtiyacının olduğu bir gerçektir. Rahmetli Aziz Nesin’in unutulmaz romanı “Zübük” deki karakter nasıl da her gün karşımıza çıkmakta ve bizi şaşırtmaktadır. Maalesef makamlar zübüklerle dolup taşmakta, atama makamında olanlar ise bu zübükleri araştırmadan sadece aynı siyasi düşüncedeler diye atamaktadırlar ve kurumlar derin karanlıklara doğru yuvarlanmaktadır. Elbette Cumhuriyetin kurumları karanlıklara yuvarlanırken ülkede karanlıklara doğru yuvarlanmaktadır.

 

Eğer hastalığımıza doğru teşhis konulursa, tedavi etmek de hiç zor olmaz. Bu milletin en büyük zaafı,  saf ve kolay aldatılır olmasıdır. Nefsinin isteklerine kolay kapılır olmasıdır. Dün Çin’in ipek kumaşları ile kızları, bugün batının süslü ve küflü kültürü ile parası, Türkün birliğinin parçalanmasında rol oynamaktadır. Pek çok insanımızın menfaat karşısında ilkelerinin ve direncinin olmaması, yasa dışılığın mubah görülmesi, iradesinin başkalarının eline terk edilmesi, kendi devletini hasım olarak görenlerin olması, gibi pek çok acı durum, toplumun yüz yüze kaldığı durumlardır. İletişim araçlarının düşmanların eline verildiği günümüzde, bu olayları yaşamamız son derece normal görülmektedir. Bu devlet sıhhatli bir şekilde ayakta kalmak istiyorsa, iletişim araçlarını kontrol altına almalı, eğitimin gerçekten milli eğitim olmasına dikkat etmesi ve yabancıların bu ülke yönetiminde söz sahibi olmalarına son vermesi lazımdır. Devlet bürokrasinin, yabancıların kuklası olacak hükümetlerin gelmesine yol açacak, davranış, demeç ve hatalardan uzak durması da son derece önemli bir şeydir.  Çünkü toplum, hain basın tarafından,  bu hatalar kullanılarak kolayca istenilen tarafa doğru yönlendirilmekte ve dış güçlerin istedikleri hükümetler kolayca oluşturulmaktadır. Bu durumda dış destekli hükümetler, devlette onulmaz yaralar açmaktadırlar.

 

Artık herkesin kendine bir çekidüzen verme zamanı gelmiştir. Toplumumuza sağlam referanslar ve fenerler vererek, davranışlarında bu referanslara göre hareket edilmesi mutlaka sağlanmalıdır. Bu referanslar ta ilköğretimden başlayarak topluma verilmeli ve tuzaklardan bu yolla toplumu korumalıyız.

 

 

Şu Türk'ün haline bak ta kuzeyden güneye,

Gafil aydınlarımız, hileye ve düzene,

Eğer “bu böyle gelmiş böyle gider” denirse

Bize inkılâp gerek; inkılâp gerek bize…

 

İlm öğrenenler bak yaramazlar bir şeye,

Bir dert mi çıktı yurtta, hazır ona reçete,

Mühendis, hekim ithal edilirken ülkeye,

Bize inkılâp gerek; inkılâp gerek bize…

 

Elinde batıl vaaz kitabı cahil hoca,

Binlerce Müslüman'ın geçer de kalp ırzına,

Camide uyutulmuş ümmet, beklerken İsa,

Bize inkılâp gerek; inkılâp gerek bize.

 

Bu inkılâp doğacak çalışma, ilim ile,

Gürüldeyip akacak hür düşünce, fen ile,

Göklere tırmanacak teknik ve azim ile,

Bize inkılâp gerek; inkılâp gerek bize…