KARADENİZ VE SIRPLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk


Karadeniz'deki bilinen mevcut ve muhtemel gelişmeler, her gün biraz daha yeni boyutları ile ortaya çıkmakta ve bu yeni boyutlar, Karadeniz ile ilgili gelişmelerin önemini daha da artırmaktadır.

Bu çalışmanın konusu itibarıyla, halihazırda Karadeniz konusunda iki farklı gelişme mevcuttur. Bunlardan birincisi, Romanya ve Bulgaristan'ın 2004 yılında NATO'ya üye olması ve AB'nin önümüzdeki ilk genişlemesinde Birliğe alınacak olmaları ile ilgilidir.

Romanya'nın ve Bulgaristan'ın, Sovyetlerin dağılma sürecine girmesi ile birlikte içine girdikleri süreç, bu iki ülkenin politikalarını, ekonomilerini ve güvenliklerini, daha önce olmadığı kadar dışa bağımlı hale getirmiştir. Politik ve ekonomik süreç büyük ölçüde AB'ye, güvenlik süreci de NATO'ya endeksli hale gelmiştir. Politikacılar, adeta AB'ye ve NATO'ya üye olmak adına, istenenleri yapma ile sınırlı bir işleve soyunmuştur. Ülke ekonomisi, özelleştirmelerle hem adeta "talan" edilmiş ve tükenme noktasına gelmiş, hem de neredeyse tümüyle dışarıdan kontrol edilir hale gelmiştir. Savunma ve güvenlik yapılanmasında ise, AB'ye ve NATO'ya güvenilerek çok ciddi  (% 60'lar seviyesinde) küçülmeye gidilmiştir. Bu iki ülke, NATO'ya daha yeni üye olmuş ve AB'ye de tam üye olma aşamasına gelmişler, ama geçen 15 yıl içinde NATO ve AB uğruna yaptıkları, kendilerini bitme (tükenme) noktasına getirmiştir. Bu ülkelerin ekonomilerindeki çöküş, ülke halkının günlük yaşamına her gün biraz daha yansımaya başlamıştır. Değişimin neden olduğu sorunlar ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler, bu iki ülkede etnik milliyetçiliği beslemiş ve irredentist eğilimlere yol açmıştır. Yaşanan ve sayıları ile dereceleri her gün biraz daha artan iç ve dış sorunlar, bu ülkeleri AB'ye ve NATO'ya daha çok itmiştir. Çünkü, AB ve NATO, bu ülkeler tarafından, dokunduğunda bütün sorunları çözen sihirli bir sopa olarak görülmüş ve gösterilmiştir. Bu bakış açısı, doğal olarak, bu iki ülkeyi, sonuna kadar, AB'nin ve NATO'nun önde gelen ülkelerinin etkisine açmıştır.

Bilindiği üzere, Karadeniz, stratejik değeri ve önemi her gün biraz daha kendisini gösteren bir coğrafyadır. ABD'nin, Kafkasya ve Orta Asya'daki varlığına siyasal gerçeklik kazandırması, büyük ölçüde Karadeniz'de güçlü bir şekilde bayrak göstermesine (askeri güç bulundurmasına) bağlıdır. Avrupa ülkeleri ise, enerji yönünden önemli ölçüde Rusya'ya bağlıdırlar ve Karadeniz'de bulundurulacak AB'ye ait bir özel deniz görev gücü, Rusya'nın enerji üzerinden elde ettiği avantajın dengelenmesine hizmet edecektir. Nitekim, NATO şapkası altında ABD'nin Bulgaristan üzerinden Karadeniz'e açılmasına imkan verecek bir anlaşma, önümüzdeki aylarda imzalanabilecek bir aşamaya gelmiştir. Keza, özellikle Romanya'nın da AB'ye benzeri bir açılım sağlama gayreti içinde olduğu bilinmektedir. Karadeniz'e yönelik bu açılımların, bu denizdeki statükoyu zorlayacağı ve özellikle Rusya ile Türkiye'yi sıkıntıya sokacağı bir gerçektir. Bu iki ülke (Türkiye ve Rusya) için, adeta Karadeniz'de tehlike geliyorum demektedir.

Karadeniz konusundaki diğer gelişme ise, Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden Gürcistan ve Ukrayna ile Azerbaycan'da yaşanan sivil toplum hareketleri, yani "renkli devrimler-renkli devrim girişimleri"dir. Gürcistan ve Ukrayna ile başlatılıp, daha sonra Azerbaycan ve daha yeni olarak da Beyaz Rusya ile sürdürülmek istenen, Doğudan uzaklaşıp Batıya daha çok
açılımı öngören bir süreç işletilmeye başlanmıştır.
Ancak, Batının Karadeniz'de bunları destekleyecek askeri varlığı (gücü) olmadığı için, renkli devrimlerle başlayan süreç yerinde saymıştır. Bu yerinde sayış, en son Beyaz Rusya'daki devlet başkanlığı seçimlerinde kendini göstermiştir. Muhalefet, Batıdan cesaret verici bir destek göremediği için, seçimlerde ve sonrasında (şimdilik kaydıyla) sesini fazla çıkaramamıştır.
 

Romanya'nın ve Bulgaristan'ın müdahil olduğu gelişmeler ile, Gürcistan, Ukrayna ve Azerbaycan'da yaşanan, Beyaz Rusya'da da yaşanması beklenen "renkli devrimler" arasında bağ vardır. Renkli devrimlerin devamının getirilememesi, bu devrimlerin arkasındaki güçleri Romanya'ya ve Bulgaristan'a itmiştir. Bu ülkeler üzerinden, önce Karadeniz'e açılma ve güç bulundurma imkanının elde edilmesi, sonra da bu güçle renkli devrimlerin devamının getirilmesi söz konusu olacaktır. ABD'nin ve AB'nin, Bulgaristan ve Romanya üzerinden Karadeniz'de askeri güç bulundurması, Ukrayna'da ve Beyaz Rusya'da Batılı büyük güçlerin
etkisine açık yeni yönetimlerin işbaşına gelmesini kolaylaştıracaktır. Aynı güçler, bu sayede, Gürcistan ve Azerbaycan üzerinden Kafkasya'yı da kontrol edebileceklerdir. Bu durumda, Hazar Bölgesi enerji kaynaklarının kontrolünün bu güçlerin eline geçmesi kaçınılmaz olacaktır.

Karadeniz ile ilgili bu güncel resimde, kilit ülkeler, Romanya ve Bulgaristan'dır. İşte bu noktada, Sırbistan-Karadağ'ın, Bulgaristan'a ve Romanya'ya batıdan komşu olduğunu; etnik (Slav) ve dinsel (Ortodoks) temelde, Sırpların Ruslar ile aynı paydayı paylaştığını görmek gerekir.

Bugün gelinen noktada, Sırbistan-Karadağ, Balkanlar'da yeniden sorun olmaya aday bir ülkedir. Bunun bir çok nedeninden söz edilebilir. Kosova sorunu devam etmektedir. Kosova'nın Sırbistan'dan kopması, Kosova'da sıcak gelişmeleri beraberinde getirebilir. Keza,  Karadağ'ın, yapılacak referandumda Sırbistan'dan kopma sürecine girmesi, denize çıkışı olmayan Sırbistan'ı beklenmedik işler yapmaya itebilir. Kendilerini Yugoslavya'nın asıl sahibi olarak gören Sırplar, Karadağ'ın ayrılması ile, bunu Yugoslavya'nın (dolayısıyla kendilerinin) ikinci dağılması olarak algılayıp yeni bir saldırganlık içine girebilirler. Bunlara, etkin işlemediği için Dayton Sürecinden hoşnut olmayan, komşu Bosna-Hersek bünyesindeki Sırp Cumhuriyeti de eklenebilir. Bosna-Hersek bünyesindeki Sırpların buradan ayrılıp Sırbistan ile birleşerek yeniden bölgede irredentist politikalar izlemesi, mevcut koşullarda zayıf bir ihtimal olarak görülmemektedir. Balkanlar'ın yeniden bir sıcak çatışma bölgesi olması söz konusudur. Özellikle, Bosna-Hersek içindeki Sırplar ile Karadağ'ın ayrılmasından sonra yalnız kalan Sırpların birleşmeye yönelmesi, Balkanlar'ı yeniden karıştırabilecek bir gelişme olacaktır.

Balkanlar'da ortaya çıkabilecek böyle bir tablo, Rusya'nın işine gelebilir. Sırpların Balkanlar'da tansiyonu yükseltmesi, Karadeniz ile ilgili olumsuz gelişmelerin hız kesmesine hizmet edecektir. Batının büyük güçlerinin ilgileri Balkanlar'a kaymış olacağı için, hem Bulgaristan ve Romanya kendilerini yalnız hissederek daha sorumlu hareket edeceklerdir, hem de  bunların Bulgaristan ve Romanya üzerinden Karadeniz'de yapmaya çalıştıkları işler fazla ilerleme göstermeyecektir. 

Ancak, arkasında Sırpların yer alacağı böyle bir gelişmenin, tam tersi bir süreci işletmesinin mümkün olabileceğini de görmek gerekir. Balkanlar'da ortaya çıkacak Sırp merkezli bir çatışma ortamında, Sırpların doğudan baskı ve kontrol altına alınması düşünülecek ve bu da Romanya'yı ve Bulgaristan'ı yine öne çıkarabilecektir. ABD ve Avrupa'nın büyük güçleri, bu iki ülkeyle olan ikili ilişkilerini düzenleyen anlaşmaları bir an evvel hayata geçirip, bu anlaşmaları kullanarak doğudan Sırpları baskı ve kontrol altına almak için kullanmak  isteyebilirler. Böyle bir durum, ABD'nin ve Avrupa ülkelerinin iki kez çıkarlarına hizmet eder. Çünkü, bunlar, bu sayede, hem doğudan Sırpları hedef almış (kuşatmış) olacaklar, hem de Karadeniz'i kullanma amaçlarına ulaşmış olacaklardır. Yani, Karadeniz konusunda Rusların Sırpları kullanması, "kaş yapayım derken göz çıkarma" deyimine örnek teşkil edecek bir mecraya kayabilir. Böyle bir ihtimal yok varsayılamaz. Bu nedenle, Rusya'nın, eğer bu yola girerse, daha başlangıçta, sonuna kadar Sırpların arkasında durabilecek gücü kendisinde görmesi gerekmektedir. Küba krizini hatırlayıp, bu krizde olduğu gibi, krizi başlatıp, sonra da krizden zararla çıkan aktör durumuna düşmemelidir. Bütün ihtimalleri dikkate alarak, krizi sonlandıracak gücü, daha başlarken kendinde görebilmelidir. Yoksa, sadece kendisi değil, bütün dünya sonu belli olmayan bir maceraya sürüklenebilir.

Sırpların merkezinde yer alacağı Balkanlar'daki yeni bir çatışma durumunda, Rusların Yunanistan'ı da dikkate almasını gerektirmektedir. Balkanlar'da ortaya çıkacak yeni bir çatışma ortamı, bu ülkenin ABD ve AB nezdindeki stratejik değerinde konjonktürel bir artışa
neden olacaktır. İki kutuplu dönemde NATO üyesi bir ülke olmasına rağmen Sovyetler ile ortak tatbikat yapabilecek derecede kendisini Ruslara yakın gören Yunanistan'ın şimdi de Rusya'ya müzahir olabileceği düşünülemez. Yunanistan, bugün, hem NATO'nun, hem de AB'nin üyesidir. Rusya'ya eskisi gibi ihtiyacı kalmamıştır. Bilakis, Yunanlılar, Sırpların
Balkanlar'da başlatacağı bir hareketten kendileri için yararlanmak isteyeceklerdir. Bunda, başka bir çok etmenin yanırsa, Moskova'nın etkisinde Rus Ortodoks Kilisesinin izlediği siyasetin de payı vardır. Bu nedenle, Ruslar'ın Karadeniz konusundaki artanendişelerinin arkasında, Bulgaristan'ın ve Romanya'nın yanı sıra, en az bunlar kadar Yunanistan'ı da koymak uygun olacaktır.   

Bu olumsuz ihtimallere rağmen, Rusların Karadeniz konusundaki endişelerini Sırplar ile irtibatlandırarak gidermeye yönelmesinin önünün açık olduğu söylenebilir. Karadeniz konusundaki son gelişmelerden, Rusya kadar Türkiye de rahatsızdır ve bu rahatsızlık,
kuvvetle muhtemel Türkiye'yi Rusya'ya destek vermeye itecektir. Rusların Karadeniz konusunda Sırp kartını kullanmasına Türkiye dışında, Çin'den de destek gelebilir. NATO ve AB (özellikle NATO) karşısında daha önce Çin'i hayal kırıklığına uğratmış olmasına rağmen,
Karadeniz'in kontrolünün ABD'ye ve AB'ye katacağı güç Çin'in işine gelmeyeceği için, Çin'in de Rusya'yı desteklemekte tereddüt etmeyeceği düşünülmektedir.
Keza İran'ın da, Batı karşıtı politikası ve içinde bulunduğu koşullar nedeniyle, Rusya'ya destek vermesi beklenebilir. Balkanlar'da ortaya çıkacak Sırp merkezli yeni bir çatışma durumu, İran üzerindeki baskıyı hafifletecektir. (Tabi böyle bir tabloda, Türkiye ile İran'ın Irak'ta karşı karşıya gelebileceği bir tabloya da hazırlıklı olmak icap edecektir.) Keza, 11 Eylül hadisesinden hemen sonra kapılarını ABD'ye açan Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin şimdilerde bir bir bu kapıları kapattığı düşünülürse, enerji ve renkli devrimler konusundaki endişelerin etkisinde, bunların da Karadeniz'deki son gelişmelerden rahatsızlık duydukları ve bu nedenle Rusların Sırp merkezli girişimlerine destek verecekleri değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, ABD'nin Irak'tan sonra yeniden Balkanlar'a da dönmek zorunda olması ilgi ve güç parçalanmasına neden olacağını da görmek gerekir. Irak'a ve İran'a angaje olmuş ABD'nin, ABD karşıtlığının öne çıktığı bir ortamda Rusya destekli Sırplar karşısında elinin fazla güç olmayacağı; AB'nin de, 25'li yapıda, aynı şekilde fazla hızlı ve reaksiyoner bir aktör görüntüsü veremeyeceği de düşünülmektedir.

Rusların Karadeniz konusundaki gelişmelerin neden olduğu endişenin etkisinde Sırplara yönelmesi ve bu yönelişin Balkanlar'da yeni bir sıcak çatışma olarak kendini göstermesi, Türkiye'yi ciddi şekilde etkileyecektir. Türkiye'nin Rusya'ya destek vermekle beraber, çok ciddi riskleri üstlenmiş olacağı değerlendirilmektedir. Çünkü, ABD'nin ve güçlü Avrupa ülkelerinin Bulgaristan ve Romanya üzerinden (doğudan) Sırpları kuşatma operasyonları denizden bu iki ülkeye lojistik yığınaklanma yapılmasını ve dolayısıyla Türkiye'nin Montrö üzerindeki yetkisini gündeme getirecektir. Yani, Türkiye, çok kritik bir role soyunmuş (soyundurulmuş) olacaktır. Türkiye'nin, hem bunu, hem de eş zamanlı olarak yaşayabileceği diğer sorunları görmesi gerekir. Eğer, Rusya'nın Sırp merkezli girişimi Karadeniz'de Türkiye'yi de rahatlatacaksa, birilerinin bu rahatlamaya müsaade etmeyeceği de düşünmelidir. PKK terör örgütü, bu konuda canlı bir örnek olarak bu noktada hatırlanmalıdır.   

Türkiye, kendisini yakından ilgilendiren çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyor. Gelişmeler, Türkiye ile Rusya'yı birbirine yaklaştırmaktadır. Bu yakınlaşma nedeniyle, Rusya'nın Sırplar üzerinden Balkanlar'da girişebileceği bir eylem, ister istemez Türkiye'yi de işin içine çekebilecektir. Bu, zayıf bir ihtimal olarak görülmemelidir. Ve böyle bir ihtimalle birlikte, Balkan kökenli Türk vatandaşları ile bunların oralardaki akrabaları da, yapılacak durum değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır.

Balkanlar'da ortaya çıkabilecek yeni bir çatışma ortamı, Türkiye açısından, tıpkı İsrail-Filistin anlaşmazlığında tansiyonun yeniden yükselmesinde olduğu gibi, Türkiye'nin rahatlamasına hizmet edebilir. Filistin sorunu, nasıl Türkiye'nin tehdidi uzağında karşılamasına ve uzağında angaje etmesine hizmet edebiliyorsa, yeni bir Sırp sorunu da aynı şekilde Türkiye'nin çıkarlarına hizmet edebilir. Türkiye ile Rusya arasındaki örtüşmenin, bu noktada da kendisini gösterdiği değerlendirilmektedir.  

Tabi bu işin püf noktası, gelebilecek destekleri de dikkate alarak, Rusya'nın Karadeniz'i gözeterek Sırplar üzerinden başlatacağı bir krizi istediği gibi sonlandırmaya yetecek bir gücü kendisinde görüp görmediğidir. 22 Mart 2006 

(www.habusulu.com, www.jeopolsar.com)
(Karadeniz konusunda güncel çalışmaların yer aldığı
bir kaynak: Uluslararası Mücadelenin Yeni Odağı
Karadeniz, (Ed. Prof. Dr. Osman Metin Öztürk-Yalçın
Sarıkaya, Ankara, Platin Yayınları, 2005, 360 sayfa.
İsteme adresi: Barış Kitabevi, Zafer Çarşısı No:11
Yenişehir-Ankara, telefon: 0090.312. 435 29 69, faks:
0090.312.434 33 93)