Gönderen : Şahin SÖNMEZ
Tarih : 01.02.2006
ATATÜRK, SİZE
SESLENİYOR…
Büyük Atatürkümüz’ün adeta yutulmuş olan Türk Ulusu ile onun
Kutsal Yurdu’nu emperyalizmden kurtarıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurması, bu
Cumhuriyet’in halkı ile birlikte gelişip güçlenerek çağdaş uygarlıklar
düzeyinin üstüne çıkmasını öngörmesi,O’nun ömrüne sığmayacak projesiydi.
Mustafa
Kemalimiz, okuyup araştıran,yenilikleri-gelişmeleri izleyen;kendini eğitip
yenileyen,kültürlü-bilgili bir insan olarak yetiştiren birisi olduğu için çok
yetenekli,çok uzgörülü bir subay olabilmiş;bu üstün
niteliklerinin gücü ile kafasında,ancak düşlerde görüle-bilecek böylesine bir
projeyi oluşturabilmiş;bunun birinci aşaması olan ölümle kalım arasın-daki incecik çizgi üzerinde ulusunun kalımını
başarabildikten sonra,devletinin kuruluşunu
da sağlamış,ölümüne değin çok
kısa sürmüş yöneticilik dönemi içinde,belirlediği hedefe erişmesinin
altyapısını da hazırlamıştı.
Bu amaçla
Cumhuriyet’in gelişmesinin ekonomik temeli olan birçok fabrikanın, işletmenin,
bankanın; eğitimsel, kültürel, bilimsel, sanatsal gelişmesini sağlayacak üniver- sitelerin, Türk Dil-Tarih Kurumları’nın,Sanat-Müzik
Topluluklarının,Devlet Konservatuarı’-nın
kuruluşlarını gerçekleştirmişti…
O’nun tüm bu
başarıları kısacık ömründe gerçekleştirebilmiş olması, “Adeta ölmemeye karar
vermesi”yle olanaklı olabilmiştir. Çünkü Yedi Düvel denen emperyalistlerle
onların içteki hain işbirlikçileri, O’nun ortadan kaldırılabilmesi için , ellerinden
geleni yapmışlardı.
Büyük
Mustafa Kemal’in ölüm-kalım gibi iki olasılığı bulunan Kurtuluş Savaşımız’da kalımı başarabilmiş olması, daha savaşın
başında en büyük, en azılı düşmanımız İngiltere’nin Savaş Bakanı Lord Kıtchener, “Türkiye’yi yok
edinceye kadar savaşacağız.”(Ş.Ç.T.:14) derken ,Sakarya Savaşı’nın sonunda bir
türlü ordularımıza üstünlük sağlayamayıp yenilişlerinin nedenlerini anlattığı brifingte Yunan komutanlarından General Stratıgos
Başbakanları Gunarıs ile Bakanlarına,
“ Çözemediğimiz bir taktik ve
yenemediğimiz bir irade ile savaştılar sayın Başbakan Mustafa Kemal’in orduyu
toparlayamayacağını sanıyorduk.Yanılmışız.Sonunda bütün bir milletle karşı
karşıya kaldık.”(Ş.Ç.T.:454) dedirtmiş; Kurtuluş Savaşımız’ın
kesin utkusu sonucunda ise en azılı düşmanımız İngiltere’nin Başbakanı Lloyd
George’u,
“Ne yapalım, yüzyıllar nadir olarak dahi
yetiştirir.Şu talihsizliğimize bakınız ki, o büyük dahiyi yüzyılımızda Türk
Milleti yetiştirdi.Hiç bir çabamız sonuç vermedi. Mustafa Kemal Paşa’ya
yenildik.”(Ş.Ç.T.:675) demek zorunda bırakmıştır.
Ulusunun
temsilcisi TBMM de O’na, çok hak ettiği ATATÜRK Soyadını vererek O’nu bu adla
ölümsüzleştirmiştir.
Büyük Atatürkümüz’ün Projesi’nin asıl özü , kurduğu modern
Cumhuriyet’in koruyucuları, O’nu çağdaş uygarlıklar düzeyinin üzerine eriştiricileri
olacak “Fikri hür,vicdanı hür,irfanı hür” bir gençlik, bir halk
yetiştirmekti,yaratmaktı.
Öyle ki ,
daha Kurtuluş Savaşı’nın o ateşli ortamları içinde bunun da tasarımını
kafasında oluşturmuştu; askerlerini cesaretlendirmek için yaptığı bir
konuşmasında onlara,
“Harbiyeliler!
Savaş ve
yenilgi acıları içinde büyüdünüz….Ne çocukluğunuzu bildiniz, ne gençliğinizi
yaşadınız. Birkaç gün sonra da çok sert bir savaşa katılacak , gerekirse
canınızı feda edeceksiniz.
Biliniz ki
gelecek nesiller bu fedakarlıklar sayesinde , medeni alemde, eşit haklara sahip
, bağımsız bir milletin, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür çocukları olarak
yaşayacaktır.Size söz veriyorum.”(Ş.Ç.T.:264) demiştir.
Büyük Atatürkümüz’ün insalcıl ,
aydınlık; kendi ulusunu gönençli bir geleceğe eriştirmeyi amaçlayan, sonradan
mazlum uluslara da örnek olmuş bu soylu projesi yanında;yakıp yıkıcı,
öldürücü-yok edici, acımasız, insanlık düşmanı bir de, Emperyalizmin Projesi
vardı.
Öyle ki, en
haklı Kurtuluş Savaşı’nı verip kazandığımız utku sonucu emperyalistlerle
yapılan Lozan Barış Görüşmeleri’nde bile baş emperyalist İngiltere’nin
temsilcisi Lord
Curzon, zorlu geçen görüşmeler sonunda baş
delegemiz İsmet İnönü’ye,
“Hiç bir dediğimizi makul olduğuna , haklı
olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz.En nihayet şu kanaate vardık ki , ne
reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz…İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek
için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman , bugün reddettiklerinizi cebimizden
birer birer
çıkartıp size göstereceğiz!”(İ.İ.:48) demişti.
Son olarak
yaşadığımız Mehmet Ali Ağca olayı ; bir salıverilip bir yeniden tutuklanışı,
emperyalistlerin Atatürk’ten sonra, nasıl adım adım
gelişmemizi engellediğini , bunun için ülkemizde neler neler
yaptırdığını, halen yaptırmakta olduğunu düşündürttü bana bir bir: dilediklerini yaptırdılar.
-Ülkemizin
başına her dilediklerinde dilediklerini getirtmeyi başardılar;
-Onlara
,ülkemizin en değerli, en verimli ekonomik değerlerini;fabrikalarını,işletmelerini
kendilerine peşkeş çektirdiler.
-Ülkemizin üretici kimliğini değiştirttiler;halkımızı
çalışmadan,üretmeden çılgınca tüketen insanlar haline getittiler.
-Atatürkümüz’ün
“Çağdaş uygarlıklar üzerine erişmemizi” öngören hedefini
gerçekleştirebileceğimiz Köy Enstitüleri gibi eğitim kurumlarımızı,ardından Öğretmen
Okullarımızı Eğitim Enstitülerimizi kapattırdılar;insanlarımızı eğitimli,bilgili,
kültürlü bireyler olarak ve gençlerimizi eğitecek,yetiştirecek nitelikli öğretmenler, eğitimciler
yetiştiremez olduk.
-Üniversitelerimizi
, ortaöğretim- ilköğretim okullarımızı bile , paralı hale getirttiler; yoksul
Türk çocuklarının okuma olanaklarını yok ettiler.
- Dersaneler diye bir sektör yarattılar, devlet okullarını
işlevsiz duruma getirdiler;devlet okullarını yalnızca dersanelere
ara eleman yetiştirip diploma veren,öğrencilerini belirli okullara ya da üniversiteye
yetiştirip hazırlamada güven duyulmayan kurumlar haline soktular.
-Devlet
okullarımızı okuyan , araştıran, öğrenen, düşünen bireyler yetiştiren kurumlar
olmaktan çıkartıp kuru kuruya belli kalıpları ezberleyen, hızlı test çözebilmek
için beyin çatlatan;ülkesinde- dünyada olanlardan habersiz ,gelecekte
kendilerini beklemekte olan tehlikelerin farkında olmayan, sağlıklı düşünebilme
yeteneklerini geliştiremeyen robotlar yetiştiren kurumlar haline çevirdiler.
-Büyük Atatürkümüz’ün
Projesi’ni geliştirebilecek, yürütebilecek;bunun için etkin olabilecek
düşünceler,projeler üretip geliştirebilecek çok değerli pek çok bilim
insanımızı, yazarımızı, gazetecimizi, askerimizi öldürttüler.
-Ülkemizde
sık sık, dönem dönem
çeşitli biçimlerde karışıklıklar çıkarttılar;gençlerimizi birbirlerine
öldürttüler,kıyımlar- katliamlar yaptırttılar.
-Şimdilerde,
Cumhuriyet Tarihimiz’in en kötü günlerini yaşadığımız
bu dönemde, AB gibi,BOP gibi adlar almış sömürge birliklerinin temsilcileri
olarak dilediklerince, ellerini-kollarını sallaya sallaya
ülkemize gelip giderken;
-Açık açık, Ankara’daki
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ciddiye almayarak önemsemeyerek doğrudan Diyarbakır’a gidip o kentin
ayrılıkçı kafadaki Belediye Başkanı’nı ayartıp kışkırtır ve o yöre halkına
ayaklanma provaları yaptırır oldular.
-Açık açık ,”Siz Avrupalılığı , Avrupa
değerlerini bırakın ,İslami değerleri benimseyin.”
diye yetkililerimize akıl verir hale geldiler.
-Açık açık ,”Atatürk’ten, Atatürkçülük’ten
vazgeçin.”,”Atatürk’ün resimlerini duvarlardan indirin.” diyebilme cüretini
gösterebilir duruma eriştiler.
-Açık açık ,”TSK.’nin
operasyonları, saldırgan askeri operasyonlardır.”,”Ordu provakasyona
geçti, PKK da buna silahla cevap verdi.” diyebilme rahatlığına eriştiler.
Mehmet Ali Ağca’nın
bir daha karşımıza çıkarılması ile,Abdi İpekçi’nin
katledildiği an geldi gözlerimin önüne , ona sıkılan kurşunun kırdığı kalemini
anımsadım,içim yandı.
-Abdi İpekçi gibi öylesine değerli bir
Atatürk Çocuğu’nun, Cumhuriyet Çocuğu’nun canisinin krallar gibi karşılanışı,
üzerine çiçekler atılışı karşısında, onca milletvekilimiz varken , onca
Atatürkçü, çağdaş, ilerici derneğimiz varken bir karşı tepkinin verilmemesi,
çıldırttı beni.
-Sabahattin Ali’den başlayıp bir bir katledilmiş onca değerimizi anımsamaya çalıştım: Onat Kutlar’ın, Çetin Emeç’in, Bedrettin Cömert’in, Eşref
Bitlis’in , Orhan Cavit Tütengil’in,
Ümit Kaftancıoğlu’nun,Muammer Aksoy’un, Uğur Mumcu’nun, Behice Boran’ın, Ahmet
Taner Kışlalı’nın, Necip Hablemitoğlu’nun,
Doğan Öz’ün, Bedri Karafakioğlu’nun ,Cevat Yurdakul’un, daha nicelerinin katledilişleri geçti
gözlerimin önünden bir bir, her biriyle birer kez de
ben öldüm.
Birkaç soru sormak istedim sonra:
-Yok edilmiş olan bunca değerimizin adını
gençlerimizin yüzde kaçı biliyor,niçin öldürüldüklerinin yüzde kaçı bilincinde
acaba?
-Bunları
gençlerimize,halkımıza kimler tanıtacak,kimler anlatacak acaba?
-Bu büyük oyunu kimler bozacak,nezaman bozacak acaba?
-TÜRKİYE’DE YER YERİNDEN NEZAMAN OYNAYACAK
ACABA?.
-Milletvekillerimiz,Atatürkçülerimiz,Çağdaşlarımız,İlericilerimiz,Devrimcilerimiz?..
Nerelerdesiniz?..Neyi bekliyorsunuz?..
Atatürkümüz,size sesleniyor:
“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün
kaleleri zaptedilmş,bütün tersanelerine girilmiş.”
Sizler,
“AZİZ VATANIN BÜTÜN ORDULARININ DAĞITILMIŞ
OLMASINI“ DA MI BEKLEMEKTESİNİZ?
-Ş.Ç.T. (Su Çılgın Türkler, Turgut Özakman)
-İ.İ. (İsmet İnönü, Şerafettin
Turan)