11.10.2005

Rüyamda Atatürk’ü Gördüm

Mahiye MORGÜL

 

Bu gece Atatürk’ü ilk kez rüyamda gördüm. Bunun bir rüya olduğunu biliyordum ve uyandığımda hâlâ heyecanlıydım. O’nun sirozdan ölmediğini öğrendikten sonra okuduğum bir kitabın etkisinde kalmış olmalıyım.

Uygulanan yanlış tedavi yüzünden karaciğeri mahvolmuş. Öylesine kaşıntı çekiyormuş ki derin kaşıntı çizikleri yara olmuş ve bu yaralara sadece dışarıdan merhem sürüyorlarmış, doktorları “Bir şeyiniz yok, geçer” diye geçiştiriyorlarmış.  Karaciğeri siroza çevirinceye kadar hep savsaklamışlar tedaviyi.

Bu tedaviye itirazı olan doktorlar da varmış ama onları kimse dikkate almamış. Kendisine siroz tanısı konduktan sonra O’nu 6 ay önce muayene eden doktorlardan biri “6 ay önce böyle bir belirti yoktu” diye bunu çevresindekilere söyler.

Hastalık ilerleyince Atatürk tıp ansiklopedilerinden araştırarak kendisinin siroz olduğunu doktorlarından önce anlamış, bunu Afet İnan’a söylemiş. Hatay sorununu halledinceye kadar durumunu dışarıya bildirmelerini istememiş.

Bir gün yaveri Kılıç Ali’ye “Annene sor bakalım, böyle durumlarda nasıl ilaç yapardı?” demiş. Bir çok yerden ona otlardan yapılmış ilaçlar gönderilmiş. Karnında biriken suyu almak çok ıstıraplı  hale gelmiş, son günlerinde boynuna kadar su içindeymiş.

İşte okuduğum kitaptan böyle bölümlerin öylesine etkisinde kalmışım ki O’nu rüyamda gördüm. Kitap, Dr.Eren Akçiçek’in “Atatürk’ün Sağlığı, Hastalıkları ve Ölümü” (Haziran 2005, İzmir)  başlıklı doktora tezi. Çok yeni bir kitap.

Rüyamda O’nu nasıl gördüğüme gelince: Çocukluğumda eski evimizde Atatürk resmini kömürle zeminine çizdiğim beton çıkma balkonda asker giysili birileriyle birlikte Atatürk oturuyor, karşılıklı konuşuyorlardı.  Ben de çocuk halimle etraflarında dolanıyorum, arada göz göze geliyoruz ve o şiirlerdeki gibi mavi gözleri çakmak çakmak parlıyordu. Beni aralarında oturmaya davet etti, karşısına aldı. “Ne diyorsun, senin fikrin ne?” diye sordu. Konu bugün Türkiye’nin nasıl selamete varacağı üzerine. Ona Ordu’nun halkın güvenini kaybetmekte olduğunu söyledim. Beni sandalyede dik oturarak dikkatle dinliyordu. Bacaklarını hiç hareket ettirmediğini fark ettim, kaşıntılardan ne kadar acıyordur şimdi diye düşündüm. “Devam et” dedi gülerek. “Ordu’nun içinde şeriatçılar vardı, onları ayıkladılar ama masonları ayıklamadılar. Kenan Evren paşa döneminde ordu içinde neler yapıldığı karanlıkta kaldı” dedim. Etrafındakilere “Bakın çocuklar daha açık söylüyor düşündüklerini” dedi. “Kenan Evren döneminde halkın orduya güveni sarsılmıştı. Şimdi de bir paşa bir çeşit konuşuyor, öteki paşa bir çeşit konuşuyor, aralarında birlik yok. Sanki aralarında rol paylaşmış gibi, her iki tarafı da gözeterek çocuk piyesi oynuyor, bizi oyalıyorlar. Henüz paşa olmamış bir asker Kemal ortaya çıkmalı sizin gibi, Hügo Çavez gibi” dedim. Bu sırada rahmetli babam hasta yattığı odasının penceresinden bizi dinliyordu, beni çağırdı. Yanına gittim ve “İyi değilim, beni hastaneye götürün” dedi. Çok uzun araç konvoyu olan bir yolda arabamız sıkıştı, yolda uyumuş bir çocuk vardı, kimse onu ordan kaldırmamış, araçlar sıkışmıştı. Hasta babamla beraber inip çocuğu kenara kaldırdık ve yol açıldı. Rüyam burada bitti.

Hem Atatürk’ü hem Atatürk’ü çok seven babamı birlikte gördüğüm bir rüya idi.

Ne denir, hayırlara...