BİR ÇEŞİTLEME
Eşşeğe, Merkep de denir.
Karakaçan, halk arasındaki isimlerindendir.
Eşşek-lere
yük taşıtılır; ağır hafif ve cinsine bakılmaksızın!
Bir de üzerine binilir.
Koca koca adamlar, küçücük
Eşşek- lere yük taşıttırdıkları yetmezmiş gibi bir de
kendilerini taşıttırırlar…
Uzun, uzun kervanların başında hep eşşek-ler bulunur…
Hiç düşündünüz mü, kıymetli yükleri olan develere, niçin eşşeklere öncülük ettirirler.
Eşşek-merkep-karakoçan
günlük hayatımıza özellikle kırsalda, bu kadar girince, bir çok deyiş
üretmişiz.
Sadece söz mü söylemiş?
Hayır!
Toplum, kendini, yaşamını onunla özdeştirmiş
bile!..
Nasrettin Hoca fıkralarında Eşşek ve Eşşeklik
ön planda değil mi?
Keloğlan’da da öyle sayılmaz mı?
Örnekler çoğaltılabilir.
O kadar fazla ki!..
Hangisini seçelim?
Hepsi birbirinden anlamlı, mizah yüklü…
Eşşek üzerine söylenen fıkraları Türk halkının yaşam
biçiminin, onun hayata bakışının, çevresiyle içleşmesinin, bütünleşmesinin
anlatımlarıdır.
İşte, örneklerden biri:
-
Üzerine
binilmeyen eşeğe, torba takılmaz.
İnsanın çıkarına, menfaatlerine düşkünlüğünü anlatan
bundan özlü bir anlatım olabilir mi?
Bundan daha doğal ne olabilir mi, diyorsunuz?
Boyunlarınızda torba, var mı?
Affedersiniz, yani insan olmanın, yurttaş olmanın
karşılığını yaşamınızda alabiliyor musunuz?
Yoksa, hep yük mü taşıtıyorlar?
Eşşek-lerden
daha beter, durumda mısınız?
Herhalde, arada sırada öne bir tutam ot atılıyor, belki
boynuna torba takılıyor ki, hiç anırılmıyor.
Siz, hiç duydunuz mu, eşşek
sesi?
Anıran hiç yok değil mi?
Eşşek-ler ya sahiplerinden memnunlar ya da
anıracak halleri kalmadı!
Siz, hangisi dersiniz?
Gel de Çetin Altan’a hak verme!
Ancak, bir noksanlığı var.
Biz Eşeğiz; ama o da kıdemlimiz…
Değil mi, üstat…