HARAMİLER!..
Kırk kişilermiş…
Ganimetlerini bir mağarada saklarlarmış.
Mağaranın kapısı “açıl susam açıl” demeden açılmazmış…
Gizli, şifreli söz buymuş…
Olur mu?..
Ünlü masaldır, bütün dünya halkları bilir…
Haramileri ve Ali Baba’yı…
Hangi dilde, adı ne olursa olsun, talan, soygun, hırsızlık yani zorla, hile ve düzenle başkasının malına el koyma insanlık kadar eski bir meslektir.
Hep hırsızlar, soyguncular yani haramiler olmuştur.
Ancak zamanımızdaki gibileri ne görülmüş ne de duyulmuştur!..
Soygun artık kurumsallaşmıştır!
Örgütlü olarak yapılmaktadır:
Bunun için örgütler kurulmakta, kurallar konulmaktadır.
Hatta ideolojiler üretilmektedir!
Halklar, topluluklar, milletler içerden ve dışardan nasıl soyulur, nasıl yoksullaştırılır diye.
Bunun için “yeni düzenler” düşünceler, teoriler piyasaya sürülmektedir.
Bunlara öyle cazip, çekici, insanları cezbedici isimler ve içerikler kazandırılıyor ki, insanlar isteyerek kendilerini hırsızlara, soygunculara, hortumculara, talancılara teslim ediyorlar.
İşte, küreselleşme ve globalleşme.
Diğer bir adı da “yeni Dünya Düzeni”.
Onlara göre dünya bir köy olacakmış.
Herkes ve her şey bir yerden, bir başka yere, hiçbir engel olmadan, gidebilecekmiş.
Ekonominin temeli rekabetmiş!
Bu soygunun yeni adı.
Üretimi engelliyor, Pazar serbest değil diyorlar…
Silah icat oldu mertlik bozuldu…
İnsanlara karınlarını doyuracak, şimdi üretim bile yaptırmıyorlar, işte Türk çiftçisinin, köylüsünün hali…
Öyle uygulanmaya başladı ki, sonunda “Vahşi” kapitalizme dönüştü.
IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, uluslar arası örgütleridir bunların.
Soygun reçeteleri stand-by’dır.
Reçetelerde neler var?
Özelleştirme bulunuyor:
Et balık, süt, yem, zirai donatım kurumu gibi yüzlercesi yok pahasına elden çıkarılmış.
Ülkenin atardamarları, Tüpraş, Erdemir, Telekom gibileri ise rekor(!) bedellerle satılıveriyor.
“Babalar” gibi satarız diye diye ortalıkta fink atıyorlar.
Şahbaz lafazanlar komünist ülkeler bile her şeylerini sattılar. Bir biz kaldık diye ekranlarda dolaşıyorlar.
Kendilerini pazarlayanlar, ülkenin pazarlanmasını istemekten, hiç, çekinirler mi?
Sosyal hakları kısıtlıyorlar.
Tarımdan teşviki kaldırıyorlar.
Köylü çiftçi kan ağlıyor…
Pancar, tütün, pamuk ekilmez oldu.
Ürünler para etmiyor, tarlada çürüyor.
Elin devlet-destekli tarım ürünleri her tarafta.
Dış ticarette bu kadar açık neden?
Kendi kendine yeten 7 dünya ülkesinden biri olmaktan çoktan çıktık. Ona buna muhtaç hale getirildik.
Borç üzerine borç; batağa saplanılıyor.
Faiz dışı dayatmalar…
Yatırım yok…
Zaruri harcamalar neredeyse sıfırlanmış…
Sonra gelsin işsizlik yoksulluk…
Sağlık, eğitim , sosyal güvenlik çökmek üzere…
Zengin daha zengin.
Fakir daha fakir oluyor.
Karşı koymak mı?
Kimin haddine!..
Yeltenen olursa haramiler zora baş vuruyorlar.
Cezalardan ceza beğen…
Kırk katır, kırk satırın sözü mü olur?..
Göklerden ateş yağdırıyorlar!..
İşte Irak!
İşte Afganistan!
Sırada kim var?
Suriye mi?
İran mı?
Derken Lübnan’ı benzetiverdiler.
Şimdilerde şerik arıyorlar…
Barışı korumak adıyla…
Elin ki ile gerdeğe girmeye çalışıyorlar…
Mehmet’e de nöbet veriyorlar…
Adamlar harami mi, harami!
Yezid mi, yezidler.
Kervan, mervan, soydukları yok.
Artık, ülkeleri soyuyorlar.
Demokrasi, özgürlük bahane.
Şimdi ki harami başları, Buş’lar (Bush), Bileyırlar (Blair)ve onların yerli işbirlikçileri.
Kahramanları Simbad ve Ali baba gibi masal değil bunlar. Dünyanın gerçek baş belaları.