KEMENT…

 

 

Kovboy denildi mi atsız, tabancasız ve kementsiz düşünülemez…

Tabanca belde, tüfek kılıfında ve kement eğerinde olmalı.

İyi ata binecek, tabancasını süratli çekecek,  attığını vuracak ve kemendini de iyi kullanacak.

Birde inek, öküz ve at yakalamakta usta olacak.

Ata iyi bindiği gibi, terbiye etmesini bilecek…

Vesternlerin ana kurgusudur bunlar… 

Kimileri hastadır; yani kovboy film izleyiciliğinden bir türlü vazgeçmezler.

Pazar günleri, öğle üzeri televizyonların başında olurlar. TRT 1 kanalı bunların isteklerini karşılardı. Arada bir tekrar izlemeye razı olunurdu. Ancak son zamanlarda işin tadını kaçırdılar. Nerede 3. sınıf bir kovboy filmi bulunursa üst üste gösteriyorlar.

Anlayacağınız, bir çok şey gibi onun da tadını kaçırdılar. Şöyle koltuğa kurulup doya doya bir vestern izlenemez oldu. Uzun süre dört nala kovalamacadan  sonra “Kara Şimşek”in kementle yakalanması ile karşı koyuşunu ve kovboyu atından alaşağı edişini, bir zamandır ekranlarda göremez olduk. Özlenen dörtnala kovalamacı mı, yoksa Kara Şimşek’in kementlenmeye karşı, asilce karşı koyuşu mu? Özgürlüğünü kaybetmemek için iç güdüsel direnişi mi?

Ne dersiniz?.. Hayvanlar özgürlüklerine, bağımsızlıklarına insanlardan daha çok sahip çıkıyor, sonuna kadar direniyor. En azından kemente yakalanmamak için var gücüyle mücadele ediyor.

İşte yaban atı “Kara Şimşek”.

Bir de bize bakın!..

Kara Şimşekliğe soyunuyoruz.

Her at kişner...

Kişner de!..   

Attan ata fark eder.

Her kişneme, aygır kişnemesi olamaz.

Mahalleli yutar da, elin adamı yutmaz…

Başa geçirmişler, kemendi bir kere…

İstendiği kadar kişnensin

Kimse, artık tınmaz bile…

Şu Avrupa Birliği üyeliği hayali için girmediğimiz kılık, yapmadığımız şaklabanlık bırakmıyoruz…

Kapılarına en sıkı şekilde bağlayacaklarını (AB’nin hazmetme kapasitesi de göz önüne alınarak eğer Türkiye’nin tam üyelik yükümlülüklerini tamamen üstlenecek konumda olmadığını ortaya koyarsa, Türkiye’nin mümkün olan en güçlü bağ ile Avrupa kapılarına bağlanması sağlanmalıdır- Çer.Bel.Madde:2) söylüyorlar, yine de yılışıklıktan vazgeçmiyoruz.

Adamların bizi yakalamalarına gerek kalmadan; oramızı, buramızı, oralarına, buralarına peşkeş çekiyoruz. Kendiliğinden, hiçbir karşılık da almaksızın onun bunun üzerine çıkarcasına. Bu ne tür bir iptiladır ki ne eşi ne de menendi, ne görülmüş ve de duyulmuş. Kişilik yoksunu, benlik yoksunu bir manzara, her tarafımıza geçirilmiş kementleri, cankurtaran simidi olarak görüyoruz.

Böylesine, hiçbir alemde rastlanmaz.

Kovboyun kemendine karşı koyan bir at kadar bile olamıyoruz. O üzerine konulacak eğere ve sırtına binecek olana direnirken biz davetiye çıkartıyoruz.

Ne hale getirilmişiz demek!

Geme, eğere, mahpuza, biniciye ve kırbaca razı edilmişiz.

Neye karşılık?

Bir avuç yoncaya…

O da;

Hiç gelmeyecek yaza bırakılmış…