KULAK ARKAMIZA BİLE GÖZ DİKMİŞLER…

 

Argo gelebilir…

Ne olursa, olsun!..

Sıkılma, utanma kim de kaldı ki!..

Birbirimizle yarışır hale geldik…

Sonra, kelimelerin günahı ne?

Bir de, Türkçe’nin en anlamlı deyimlerinden…

Tükenmişliği, bitmişliği, kalleşliği, ihaneti (ve edilmişliği) ifade eder…

Şimdi, şöyle bir etrafa bakalım;

Olup-bitenlere göz gezdirelim!

Başımıza gelmedik iş mi?..

Ayağımıza değmedik taş kaldı mı?

İftira, tehdit ve şantaj…

Hep işleri!

Nedir mi diyorsunuz?

Gazeteler, televizyonlar hep bunlarla dolup taşıyor…

İnsanlar popolarından bile çekinir hale geldi…

Geride ne bıraktılar, kulak arkasından başka…

Şimdi ona göz dikmişler.

Yok canım, yok!

Arkaya dolanan, dolanana…

Ne ar kaldı, ne namus!..

Al birini, vur diğerine…

İnsan içine çıkacak halleri kalmadı ama, aldıran kim?..

Yeğenler, evlatlar gencecik yaşta, vatan uğruna, gazi oluyor, şehit oluyor!

Ne yapıyorlar?..

Sadece iki damla gözyaşı!

O kadarlığını, timsahlar bile döküyor.

Bazılarında o bile yok!

Gözyaşını bırakın, cenazelere bile katılmıyorlar, katılamıyorlar…

Hain pusular, kalleş kurşunlar ülkenin umut ışıklarını söndürüyor; onlar düğün meydanlarında efelenip(!) havayı kurşunluyorlar...

Sıkılma kalmadı, utanma kalmadı, bir de boy boy poz veriyorlar. Aralarında vekilleri var, bakanları var...

Denir ya, “kenarına bak bezini al, atasına bak kızını al” diye…

Hepsi birbirinin benzeri, var mı birbirinden farkı?

Bir banka reklamında böyle denirdi.

Farkında olmadan, herhalde, bir gerçeği dile getirirlerdi.

Öyle de oldu, hepsi hortumladı, daha doğrusu hortumlama aracı oldular.

Şimdi de bütün ülke, tüm değerleri ile yıkımda…

Yemin etmişler!..

Kendileri söylüyor:

“İsmini bile kaldıracağız” diye!..

Mübarekler sanki işportacılar.

Yok canım, kurban olsun onlara.

Adamlar, hiç olmazsa alın teri dökerler, tezgahlarını kaçırırken…

Bunlar da, bu bile yok…

Bunların zabıtaları sanki tümden kayıptalar…

Sır olmuşlar, ortalıkta görünmüyorlar.

Mübarekler, sanki, kış uykusundalar!..

Arada bir göz kapakları aralanıyor, sonra, sanki açıldığına pişman olup, hemen kapanıyor.

Öyle bir derin uykuda ki; horlamaları ta Atlantik ötesinden dinleniyor.

Doğrusu, sanki uykuda olunduğunun bilinmesi isteniyor gibi…

Bu öyle bir trans ki, sanki bir daha uyanılmayacak…

Vallahi uyansalar bile, bundan sonra bir işe yarayacağı yok…

Fareler kileri boşalttılar, sadece birkaç kırıntı kaldı.

Uyandıklarında da, herhalde, işlerine son verilir…

Niye mi?

Yapacak hiçbir işleri kalmadı da...

Bir kulak arkasından başka…

Onu da, size, teslim etmeye kimsenin niyeti yok!..