Tarih:8 Ağustos 2005
Saat: 18:20
Yer: Karanfil sokak; Dost Kitap evinin önü.
Konu: İzinsiz gösteri.
Olay: Sayıları yirmiye
yakın genç, üzerlerinde özel forma ve işaretler. Etnik özgürlük ve bağımsızlık
için sürekli slogan atıyorlar.Etrafdaki, kızlı-erkekli vatandaşlar kaçışıyorlar.Belli
ki korkuyorlar! Biraz ilerde motosikletli üç polis memuru. İkisi motosiklet
üzerine kaykılmış oturuyor. Onlarda otuz yaşlarında ya var yada yoklar.Yaşı
ilerlemiş biri, torunun elini tutmuş, belli ki çok üzgün “Ne oluyor, bu
ne haldir; dağdakiler Kızılay’a kadar mı indiler” diye bir şeyler söylemeye
kalkınca;Polisler “Sana ne bey baba! Çok üzüldüysen yetkili makamlara
dilekçe verirsin! Biz karışmayız. Hükümet müdahale edilmesini istemiyor”
diye karşılık verirler. Cevap, olayın kendisinden daha kahredicidir!
Demek durum anlatılanlardan daha vahim hal almış. Başkent’te durum böyle
ise, gözden uzak yerlerde, dağ başlarında, acaba neler oluyordu!
Çünkü olay yeri Kızılay’dı.
Adalet, İç işleri Bakanlıklarından en fazla üç yüz metre beride.
Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın da hemen yanı.
Biraz geride, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ve Genelkurmay var.
Ortalarında da Başbakanlık!
Kenardan birisi dayanamayıp topluluğa bir şey söylemiş olsa, belli ki
ortalığı savaş alanına çevirecekler, söyleyeni de belki linç edecekler.
Ancak, gösteri kanunsuz, her şeyiyle belli.
İdari, güvenlik ve askeri merkezlere bu kadar yakın bir yerde olup-bitenlere
sırt dönmenin,kayıtsız kalmanın anlamı ne olabilir ki?
Huzur ve güvenlikten sorumlu olanların, ne olup-bittiğini merak edip,
pencereden kafalarını dışarıya uzatmamalarına, varsa iki adamlarını gönderip
bir bilgi edinme ihtiyacı duymamalarına ne anlam verilebilir ki?
Peki, maksat nedir?
Söylenenler, hep laftan ibaret mi?
Halk birbirine mi düşürülmek isteniyor?
Buna, birileri cevap aramayacak mı?
Yoksa, hepten mi körerdik?
Bir ihtiyar ve on yaşındaki torunundan başka bu vatanın sahibi, demek
kalmamış!
Haram olsun,ana sütüne!
|