DİYET…

 

 

Türk hikayeciliğinin klasiklerindendir, Kaşağı gibi…

Tüm Cumhuriyet kuşakları, bunları okuyarak yetişmiştir.

Son dönemlerde her nedense, bu iki hikayeyi birkaç kere, tekrar okudum.

Hele Diyet,  sanki, şu Avrupa Birliği (AB) meselesini anlatmak için yazılmış gibi geliyor, bana…

Öneririm, Diyet’i, bir kez, tekrar, siz de okuyun.

Hikaye’de kahraman demirci ustası Koca Ali, sanki Türkiye’nin kendisi

Türkiye, Koca Ali gibi namusuyla, alın teriyle, dürüstçe hayatını sürdürürken birileri tarafından AB kapanına, tuzağına düşürüldü. Tıpkı Koca Ali gibi.

AB’de, Koca Ali’nin “kol diyeti”ni ödeyen Hacı Mehmet’ e ne kadar benziyor.

Hacı Mehmet, sipahilerin korkusundan Koca Ali’nin kol diyetini ödemiş ve onu hizmetkarı yapmıştır. Devamlı horlamış, hayatını çekilmez hale getirmiştir.

AB’de Türkiye’yi her davranışıyla küçümsemekte, horlamaktadır.

Hiç olmazsa, Hacı Mehmet, Koca Ali’nin kol diyetini ödemişti; AB, buna bile yanaşmadan Türkiye’ye hizmetkar, uşak ve köle muamelesi yapmaktadır.

Türkiye’yi tepe tepe kullanmakta, ona her şeyi reva görmektedir.

Fark, Koca Ali hizmetkarlığı mecbur kaldığı için kabul etmiş; Türkiye ise bir “Ham” hayal uğruna, bu utanç verici duruma düşmüştür. Demirci ustası Koca Ali, hiçbir zaman horlanmayı içine sindirememiş, iç dünyasında hep karşı koymuştur.

Ömer Seyfettin, Koca Ali’nin bu durumunu şöyle anlatır; Diyet’inde:

“ Koca Ali susar; yüreğinin parçalandığını, göğsüne sıcak bir şeyler yayıldığını, kilitlenen çenelerinin çatırdadığını, şakaklarının attığını duyardı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri uğraşırken, mandıraya gidip gelirken, Salhanede koyunları yüzerken, müşterilere et keserken ‘ne yapacağım? ne yapacağım?’ diye düşünüyor, hiçbir şeye karar veremiyordu. Dünyadaki kimseye eyvallah etmeyerek azla yetinip, gururun mutluluğu için yaşamak isterken bu bela neydi?”

Ve hikaye;

“…kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba! Dedi”

“Koca Ali yine karşılık vermedi… Hızla döndü, bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu kaldı, ağır satırı öyle bir indir di ki… o anda kopan kolunu tuttu…

- Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi! diye hızla fırlattı. Sonra giysisinin kolsuz kalan yerini sıkı bir düğüm yaptı. Dükkandan çıktı” diye son bulur.

Düşündürücü yanı…

Bütün Cumhuriyet kuşakları, bu hikaye ile büyümüş olmalarına karşılık;

Ne yazık ki, hiç birimiz üzerinde herhangi bir iz bırakmamış demek…

Pısırık, uyuşuk, gurur ve onuru hatırlamayan kuşaklar, birbiri ardından, gelmiş geçmiş ve bugünlere ulaşılmış…

Diyet ödemeyi göze almayı bırakın, uşak kalabilmek için her türlü aşağılanma, erdem sayılmaktadır.

Uygulamaya gelince; onur ve başı diklik söylemlerine kulak asmayın; hepsi lafta;

Söyleyenleri, şimdi arada bulasın…

Olanlara bakın;

Yaşadıklarımız, artık dudak uçuklatıyor.

Askere kadar ulaşıldı…

Bundan sonra sıra kimde?!

Cumhuriyetin “2 nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü”nün “Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz” sözünü hatırlamak çok yersiz mi?

Herhalde, hiç de değil diye aklından geçirenler eksik değildir.