19/06/2006

İLK TANGOM…

 

İlk dansı sınıf öğretmenimizin eşi bayan Morehat ile yapmıştım.

Daha doğrusu ilk dans dersimi ondan arkadaşlarla birlikte, almıştım…

On dört yaşındaydım…

O güne kadar sadece bayramlarda hanım elini öpüp başıma koymak için, o da yakınlarımın, tutmuştum…

Fark etmişti, heyecanımı, daha doğrusu içimdeki fırtınaları…

Sakin olmamı, genç bir centilmen gibi davranmam gerektiğini hatırlatıyordu.

Başka bir şeyler düşünmemem gerektiğini, dansetmenin futbol, basketbol gibi bir oyun olduğunu, anlatmaya çalışmıştı, bana.

Sınıf öğretmenimiz Bay (Mr) Morehat’de piyanoda bir folksrot çalıyor, arkadaşlarda izliyordu…

Yine bir başka yıl, 29 Ekim Cumhuriyet Bayram’ı tatilinde İçel (Mersin) Silifke ilçesi Kızkalesi kumsalına, başımızda bir sonraki Sınıf öğretmenimiz Bay (Mr) Miller başkanlığında deniz gezisine gitmiştik. Bugün, bir saatte Tarsus’tan gidebileceğimiz Kızkalesi’ne, o yıllarda, otobüsle dört saatte ancak ulaşabilmiştik.

Çocukluktan delikanlılığa yeni adım attığımız yıllardı. Bir bölümümüz Kızkalesine yüzmeye kalkıştı. Sahile en fazla 2 mil uzaklıkta idi. Bay Miller’in “Hey boys!” diyen küçük bir hatırlatması, isteklerimizi dizginlemeye yetmişti.

O sırada sahile iki bot yanaşmıştı. Kızkalesi arkasında demirlemiş olan ABD harp gemisinden geliyorlardı, içi bahriyeli doluydu. Sahile çıktılar. Her iki bahriyeli koca bir fıçı taşıyordu. Biraz sonra, sahil boş bira kutularından geçilmez olmuştu. Arka arkaya boşalttıkları bira kutularını denize atıyorlardı.

Bir grup arkadaşla yanlarına yaklaştık. Kendilerine konuşmak isteğimizi hissettirdik. Bizim için çok iyi bir deney olacaktı. Bütün dikkatimizi kullanarak İngilizce bildiğimizi, vurgulamalar da yaparak, göstermeye başladık. Askerlerden hiç biri dönüp yüzümüze bile bakmadı. Doğrusu, çok bozulmuştuk! Bazılarımız bu dili, İngilizce’yi, çok iyi kullandığı iddiasında idik, çünkü sınıfın en gözdeleri arasında bulunuyorlardı. Hem üzülmüş ve hem de hayretimizi saklayamıyorduk.

Arkamıza bakmadan geri döndük. Birbirimizle konuşmuyorduk, ama, biliyorduk ki, kendimizi ve gördüğümüz eğitimi, içten içe sorguluyorduk.

Bay Miller’e durumu açtık, yüzü gerildi ve biraz bekledikten sonra, unutun bu tecrübeyi, yaşamadığınızı kabul edin, dedi ilave etti: Siz yabancı bir dil ve beraberinde bir kültür eğitimi alıyorsunuz. Ancak kendinize ait, sizin olan bir “kültürünüzde var.” Biraz önce gördüklerinizin konuştukları sokak dili ve hem de en kabasından. Ve açıkladı, onlar “Çirkin Amerikalı” dedi.

Bütün dünyaya, bugün “Çirkin Amerikalı” musallat olmuş, bela olmuş durumda.

Bunlar, bizim “magandalardan” daha yoz ve kültür yoksunu. Yani yoz mu, Yozlar! İki sözlerinden biri fuck you”dur.

Bütün dünya, ama başta, tabii soyları tükenmemiş ise, Mr. Miller ve Mr. Morehat’lar bu yozlaşmaya savaş açmalıdır.

Çünkü dünya ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri, kendini, değerlerini de yozlaştırmaktadır.