Görkemliliğin Ardındaki Karanlık

 

Adnan Binyazar

 

Mart ayının son günlerini Birleşik Arap Emirlikleri'nde, Dubai ile Ras al Khaimah kentleri arasına düşen bir tatil yerinde geçirdim. Ne denli hayranlık duysa da, insanın gözü yaşadığı yerlerde oluyor; gidilip dönülen yerlerden ancak bellekte görüntüler kalıyor.

Dubai geniş yollardır, yüksek mi yüksek yapılardır, görkemli alışveriş merkezleridir... Buralar Avrupa ken derinin ışıklı vitrinleriyle donatılmış. Dubaili sanki hiçbir şey üretmiyor, üretilene aracılık ediyor. Reçel bile isviçre'den...

Türkiye'den oralara ne gittiğini merak ettim. Bir yaşlı kadının çantasına sokuşturmaya çalıştığı bir kalıp "Duru" sabunundan başka bir şey görmedim. Cumhuriyet'in "yerli malı" politikasının ne anlama

geldiğini açıklamaya yetmez mi bu?..

 

Sokaklarda boş gezene rastlanmıyor. Bir kişinin işini beş on kişinin yaptığı yerler yok değil. Filipinler'den, Tayland'dan, Pakistan'dan, Afganistan'dan, Sri Lanka'dan, özellikle de Hindistan'dan gençler akmış Birleşik Arap Emirlikleri'ne.

Ayak işlerinde çalışanların çoğu onlardan. Sömürge hayatı yaşamış ülkelerin çocukları kayıtsız şartsız bir itaat anlayışıyla sarılıyorlar işlerine.

 

Kadın, bir toplumda uygarlık düzeyinin ölçüsüdür. Her şeyi onun düşünsel hayata katkıları, davranış özgürlüğü belirler.

Dubai'deki kadın görüntüsü ise şöyle...

Nerdeyse elli altmış metre yükseklikteki cam tavanından gün ışığı sızan, bizim mutfak tezgâhlarında bile kullanamadığımız değerde mermer döşeli bir zemin getirin gözlerinizin önüne. O zeminde, göbeğinin her noktasında yediklerinin tarihi yazılı, başında kefiyesi, sırtında patiska akı entarisiyle bir Arap erkeği... Karikatürü tamamlamak için, Arap'ın eline uzunca bir tespih verin. Düzgün kesilmiş sakalını da unutmayın. Adam, iki adım önde, anaç bir kaz gibi yürüyor. Onun arkasına kapkara çarşaflara bürünmüş, yüzleri kara peçeli üç dört kadın dizin...

 

Çarşaf, kadının yalnızca onurunu değil, bedenini de küçültüyor; oysa Arap kadınları ufak tefek değil.

Arada türbanlılar, çarşaflılar olsa da, kasalarda, tezgâhlarda genellikle saçı başı açık, giyimli kuşamlı, makyajı yerinde kadınlar oturuyor. Çoğu Arap olan devlet görevlisi kadınlar ise kapalı. Turistik alanlarda çalışan yabancıların saçları açık, kıyafetleri tek tip.

Oda hizmetlerini ise yalnızca erkekler yapıyor.

 

Kadın, ona bağışlanmış güzelliği gizlemeye dayanamaz. Gizlemek bir yana, onu daha da açığa vurmak için, süslenmeyi, giyimi kuşamı yaratıcılığının zaferi olarak hayatına sokmuştur. Bu ortamda bile, kimi kadınlar iki üç emcik boncukla da olsa, kendini çekici kılacak bir şeyler bulmuşlar...

 

Dubai... Dışı göz alıcı, içi karmaşalar zindanı...

Kenti dolaşırken, görüntülerin karanlığı içinde, yüzüne peçe gerip kara çarşafa büründürerek kadının güzelliğini, yaratıcılığını, beceri gücünü, zekâsını öldürmenin bir uygarlık düşmanlığı olduğunu düşündüm. Yapıların baş döndürücü yüksekliği ise, bana Romalı devlet adamı

 

Cato'nun bir sözünü anımsattı:

"Uygarlığı yüksek yapılarda arayanlar ahmaklardır!"

 

Cumhuriyet Gazetesi - 06.04.2008