KARGALAR!..

-         Nedir bu gürültü!

-         Kargalar!..

-         Ne olmuş kargalara?..

-         Bostan bize kaldı diye bayram yapıyorlar…

-         Sen kimsin de?..

-         Bostan bana teslim!..

-         Bostanın bekçisi misin?

-         Bekçisi değil, korkuluğuyum!..

-         Kargalar da bunun için bayram ediyorlar ya!..

-         Anlamadım!

-         Kargalar anladılar!..

-         Neyi anladılar?..

-         Korkuluk olduğunu!..

-         Ama biz hep bostanın tam ortasında dururduk! Bizi gören kargalar bostana girmezlerdi!

-         O günler geride kaldı. Artık varlığınıza kargalar aldırmıyor…

-         Niçin? Biz hep böyle idik. Bizde bir değişiklik olmadı ki!..

-         Siz değil, kargalar değişti!..

-         Nasıl?

-         Birileri, kargalara korkuluk olduğunuzu öğretmiş!..

-         Bu ne demek oluyor?

-         Kargalar artık korkmuyorlar!.. Bir şey yapamazlar demişler, sizler için!..

-         Kimler?

-         Sizi korkuluk yapanlar!..

-         Ama biz bostan koruyucusuyuz; bizden korkmalı, bostandan uzak durmalılar.

-         Kargalar “biz korkuluklardan bugüne kadar boşuna korkmuşuz, onlar bizim gibi canlı değilmiş” diyorlar, artık…

-         Bu doğru mu?

-         Hala fark edemediniz mi?..

-         Neyi?

-         Hareket edemeyişinizi!

-         Korkuluk hareket eder mi?..

-         Edemezse neyi nasıl koruyabilecek?..

-         Adımız var ya!..

-         Korkuluk denmekle koruyucu olma dönemleri çok gerilerde kaldı…

-         Ama, bize hala korkutma işi veriliyor ya!..

-         Kim veriyor?..

-         Bostan sahibi!..

-         Kargaların artık korkuluklara aldırmadığını, bostancı bilmiyor mu?..

-         Nereden bilecek ki?

-         Bostana gelip gitmiyor mu?..

-         Bostancı değil başkası geliyor, üstümüze başımıza bakıp gidiyor…

-         O da kim oluyor?

-         Bostanın yarıcısı…

-         Sahibi değil mi?

-         Hayır değil…

-         Bostanı o mu ekip dikiyor?

-         Hayır!

-         Kim eker peki?..

-         Bostancı!

-         Yarıcı ne yapar?

-         Bostan toplar!..

-         Bu nasıl olur?

-         Bana burada böyle duracaksın dediler!.. Ben de denileni yapıyorum, başka bir işe karışmıyorum.

-         Kargalar da onun için mi sana artık aldırmıyorlar…

-         Ah bir bilebilsem, bir konuşabilsem!..

-         Engel mi var?

-         Onu da bilmiyorum!..

-         Bostancıya sorsan!..

-         Bostancı benimle konuşmaz!..

-         Niçin?

-         Çünkü aramızda yarıcı var!..

-         Sende ona söyle…

-         Yarıcı beni hiç dinlemez…

-         Nereden biliyorsun?

-         Geçende bir şey istedim, düşünürüz dedi, gitti…

-         Ne istemiştin?

-         Kış geliyor üstümde başımda hiçbir şey yok demiştim de…

-         Doğru ya!.. üstündekiler parça parça. Başın da açık, şapkana ne oldu?..

-         Kargalar!..

-         Kargalar mı?

-         Bostanı bıraktılar, benimle uğraşmaya başladılar…

-         Neden?..

-         Beni buradan kaldırıp başka bir yere dikmek zamanı geldi diyormuş, yarıcı…

-         Nereye dikeceklermiş?

-         Bostanın mevsimi geçmiş…

-         “Tütün” kırma “üzüm” toplama zamanıymış! Beni oralara taşıyacaklarmış…

-         Yahu! bu yarıcının, bostancı dışında başka bir ortağı daha bulunmasın…

-          O da, ne demek?..

-         Koruyucusu, korkuluk olanlara kargaların neler yaptığı ortada da!..

-         Bu defa kargalar “tütün”lüklere, “üzüm” lüklere dadanacaklar…

-         Çare!..

-         Bostancı da…

-         Nasıl?

-         Yarıcının ortaklığına son vermeli…

-         Başka?..

-         Bostana korkuluk değil, bir bekçi bulmalı…

-         Ya ben?

-         Sen mi?..

-         Evet ben…

-         Korkuluktan bekçi olmaz ki…