“Şehitler” Üzerinden Olmasın…
Mahmut YILBAŞ
Şemdinli Aktütün Sınır Karakolu’na, Pkk’nin bilmem kaçıncı baskınında da şehit verilmesi, terörü, yine Türkiye’nin ana gündem konusu yaptı.
Bu saptama, gerçekten uzak, yanlış bir görüş müdür?
Hayır, asla değildir!
En azından bazı kesimlerde terör, sürekli gündemlerini oluşturmaz.
Bu kesimlerin ilki siyasettir.
Bu kesimi, sadece iktidar olarak görmemelidir. Böyle bir yaklaşım, yanlış olur.
Bir ülkede siyaset denildiğinde, sadece iktidar anlaşılır ve kasdedilirse, o ülkede açık rejimden söz edilmesi doğru olmaz. Bizim gibi ülkelerde, devlet erkinin tamamını kullanmak amaç ve çabasında olanlar bulunabilir; bu açıdan da iktidarın sorumlu görülmesi gereklidir ve doğru olan da budur. Ancak, Türkiye’de siyaseti sadece iktidara indirgemek, yalnız terör olaylarında değil toplumsal yaşamın her alanında baskıcı bir yönetim anlayışını kabul etmek olur ki; bu da, demokratikleşme istek ve mücadelemizi anlamsız kılar.
Bu itibarla siyasetçinin, iktidar ve muhalefetiyle, her alanda sorumluluğa ortaktır. Bu terörle mücadelede de böyledir.
Siyasetçinin görevi sadece terörle mücadelede verilen şehitlerin cenaze törenlerine katılarak, topluma mesaj vermek, televizyon ve gazetelerde eleştiriler yapmak değildir.
Türkiye’de, siyasetçi terörle mücadelede, oy kaygısından, sorumluluk yüklenmemektedir. Tam tersi, yine oy kaygısıyla, terör örgütünün, yakından ve uzaktan hoşnut olacağı, hiç olmazsa kızdırmayacağı yaklaşımları tercih etmektedir.
Bazıları işi daha ileri boyutlara vardırmakta, terör örgütünün temsilcisi gibi davranarak onun adına hareket etme durumuna düşmekten hiçbir kaygı duymamaktadır.
İkinci kesim ise medyadır.
Televizyon ve gazeteler, bir meydanda bomba patlayınca, bir karakola saldırı yapılınca, teröre ekranlarında ve sayfalarında yer vermektedirler.
Başka zaman terörü hatırlatan, basında bir haber, bilgi arada bulasın.
Terör olayları oldukça da kalemi ele alanlar, ekranlara çıkanlar da hep belli kişilerdir. Bunlar, çoğu ya iktidarın, ya askerin ya da terörü bir siyasi mücadele gibi gösteren odakların adamı oluyorlar.
Aktütün Sınır Karakolu’na Pkk’nin son baskınından sonra yaşananlarda da şablon yine aynıydı. Ekranlara asker emeklileri sırayla çıktılar. Çoğu, askerin terörle mücadelesine toz kondurmamak için bilinen kalıpların dışına çıkamadılar. Meslektaşlarına, “Yahu bu karakol kaçıncı defa basılmaktadır. Pkk bu cesareti nerden bulmaktadır” demediler, diyemediler. Diğer ekran kuşları ise, yabancı dillerden çevrilmiş kitaplardan ezberledikleri terörle mücadele bilgi ve yöntemlerini Türk milletine yutturmak gayretkeşliği içerisinde oldular. Görüşlerini; kimileri askerlere, kimileri de iktidara saygı mesajlarıyla noktaladılar.
Bu stratejistler, uzmanlar, kime ve neye hizmet ettiklerini hiç düşünmezler. Yeter ki çıkıp birşeyler söylenmiş olsun… Eğer bunlar belli bir misyonla yükümlü ve görevli değillerse, yaptıkları laf salatasından ve söz gargarasından başka bir şey değildir.
Buradan tüm televizyon yöneticilerine çağrıda bulunuyoruz. Bu kandırmacılara artık bir son verelim. Adam gibi programlar yapalım, millete sunalım. Millet neyin doğru neyin yanlış olduğunu görsün, anlasın.
Terörle mücadelede olumlu bir katkımız olsun diyorsak, bunu yapalım!
Biz, bütün boyutlarıyla terörle nasıl mücadele ettiğimizi ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğini biliyoruz ve tartışmaya hazırız!
Görevde bulunanları veya emekli olanları tartışmaya çağırıyoruz.
Tüm stratejist geçinenlere, bilimle uğraştığını iddia edenlere “etki ajanları ve sözcülerine” ve uzmanlara, gazetecilere bu açık davetimizdir.
Bu çağrımız özel ve resmi bütün televizyon kanallarına ve yazılı basınadır.
Alışılmışın dışına çıkma cesareti gösterebilecekleredir.
Gelin sanal tartışmaları bir tarafa bırakalım, gerçekleri konuşalım. Bunun önünü açalım, fırsat yaratalım, bir şans verelim.
Şehitlerimizi rahat bırakalım!..
Ne onlar üzerinden eleştiri yapalım;
Ne de onlar üzerinden savunma!..
Kaş yapacağız diye göz çıkartmaktan sakınalım.
Sorgulanabilir olunalım, ama kızmadan…
Hem kurumlar ve hem kişiler olarak…
Bir de halkımız, şehitler verildikçe terörü hatırlamaktadır.
Terörle mücadelede en büyük sorunumuz da budur.
Halkımız terörle mücadeleyi, şehit cenazelerinde “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyerek slogan atmak sanmaktadır.
Elbette acılarımızı paylaşacağız, haykıracağız.
Ama görevimiz vatandaş olarak sadece bu değildir.
Vatandaş olarak, özellikle terörle mücadelede siyasi sorumluluğumuz bulunduğunu unutmamalıyız!
Halkımız, terörle mücadelede 24 yıldır başarı sağlanamamasının hesabını kimseden, hele siyasetçiden hiç sormamaktadır.
Şehitlere “kelle” diyenlere bu vatandaşın, oy verme çağında ergin olanların, %47’si hiç düşünmeden oyunu götürür verirse kime, kimin ne diyeceği olabilir ki.
Hele terörle mücadele etmeyen iktidarlara, şehit ve gazilerimizin yakınlarının da oy verdiğini düşünmek, herhalde acıların en büyüğü olmalıdır.
Teröre karşı doğru dürüst bir siyasi tercihte bulunamamanın bedeli artık anlaşılmalıdır. Halkımız, evladı şehit olmadan da, kendini sorgulamalı, doğru siyasi tercihler yapmalıdır.
Vatan evladının kanının akıtılmasını durduramayanlara, bir torba erzak karşılığında “evet” demenin hem “günah” hem de bir “siyasi suç” olduğu artık fark edilmelidir.
Sen, ben ve o, siyasi tercihinde dürüst davranmazsa, suç kimde olacaktır?..
Allah’ın parmağı yok ki gözlerimizi çıkarsın…
Ne eleştiri, ne savunma “şehit” üzerinden olmamalıdır.
Yapılması acizlik, çaresizliktir…
Sorumlulukla da bağdaşmaz…
Herkes görevini doğru dürüst yapsın, bu yeterlidir.