Sorgulama ve Adalet...

 

Aydın Aybay

 

Yargılama’nın son (nihai) amacı nedir? Mahkeme önündeki ya da (ceza yargısında olduğu gibi) yargılamanın mahkeme öncesi aşamasındaki bütün işlemlere bakılarak söylenirse, yargılama, genel olarak, haklıyı haksızdan, suçluyu masumdan ayırmak için yapılan kamusal bir faaliyettir. Bu faaliyetin “yürütülmesi” ödevi, bu meslek dalı için zorunlu olan bir öğrenimden geçtikten sonra, staj ve uygulama ile ustalık ve maharet kazanacak olan yargı görevlilerinindir. Bunlar, aynı zamanda “kamu görevlisi” statüsünde bulunan, yargıçlar ve savcılardır. Görevlerini yaparken, yasalarla belirlenmiş kurallara (“yargılama kurallarına”) sıkı sıkıya uymaya mecburdurlar. Bütün yargı işlerinde (yönetsel yargı, askeri yargı, anayasa yargısı) bu kuralları içeren ayrı yasalar vardır: Hukuk Yargılama Kanunu, Ceza Yargısı Kanunu, İdare Yargısı Kanunu vb. Bunlar, yargılama sürecinde yapılacak işlemleri ayrıntılı olarak, inceden inceye düzenleyen “mevzuat”tır. Yargıç olsun, savcı olsun, yargılama ile ilgili iş ve işlemleri bu “mevzuat”ın çizdiği sınırlar içinde yaparlar. Keyfiliği önlemek için, hakkında yargılama işlemi yapılacak bireyin karar aşamasından önceki evrede kendisini koruması ve savunması için gerekli olanakları sağlamak da yargının görevidir. Yargılama için gerekenden ve makul olandan fazla işlemlere başvurmamak, yargılama ile ilgili olmayan belgeleri (HUMK’deki terimle “münasebetsiz evrakı”) kullanmaktan kaçınmak ve dosyaya koymamak, sorgulamada gerçeği ortaya çıkarma amacının dışında, sorular sorarak, yapay bir itiraf elde etmeye çalışmamak, özetle yargılamanın sonuçlanmasını geciktirecek ya da saptıracak tavır ve davranışlardan kaçınmak hep bu kapsamdadır. Bütün bunların toplamı, yargılamanın son (nihai) amacına bağlıdır: Adil yargılama! Yargılama yasaları ile belirlenen çerçeveden en ufak bir sapma, adil yargılama amacını zedeleyen bir davranış olur.

 

Harcıâlem sayılacak bu hukuk bilgisini tekrar etmemin ve anımsatmamın nedeni, geçen bir yıla yakın bir süreden beri, ceza yargısı alanında ülkemizde cereyan eden “siyaset kokulu” adli bir olaydır. Mahkeme önüne çıkmadan savcılıkla yürütülen sorgulama iş ve işlemlerinde yukarda sözünü ettiğimiz “adil yargılama” ilkelerinden sapma olduğu, soruşturmaları yakından izleyen kimi çevrelerde ve medyada haklı olarak ileri sürülmektedir. Özellikle bu evrede hazırlanması gereken iddianamenin bir yıla yakın bir süre gecikmesi bu ‘sapma’nın somut bir örneği olarak zikredilmekte ve eleştirilmektedir. Bu konudaki iddia ve eleştiriler, doğal olarak, konunun mahkeme huzuruna intikal etmesi ile çözülecek ve aydınlığa kavuşacaktır. Bu olayla ilgili gelişmeleri izlerken, bundan 23 yıl önce (18 Kasım 1985), Cumhuriyet gazetesinde yine “Sorgulama ve Adalet” başlığı ile yayımlanan bir yazımı anımsadım. İngiliz yargısında görülen bir dava vesilesiyle yazdığım bu yazının konusu olan adli olay özetle şu idi: Kıbrıs’ta Aya Nikola’daki İngiliz üssünde görevli 7 çavuş, Ortadoğu’daki bütün merkezlerden yapılan telsiz haberleşmelerini izleyip saptayarak, bunları teybe alıp, İngiltere’deki “haberleşme merkezine” gönderiyordu. Haberlerin içeriği ile kendilerinin ilgileri yoktu; sadece telsizleri izleyip, konuşmaları ve şifreleri teybe alıyorlardı. İşte bu çavuşlar, iddiaya göre, yabancı üç ajana bavul dolusu gizli bilgi aktarmışlardı. Bunun karşılığında bu ajanların sağladığı imkânlarla eğlencelere, seks partilerine, eşcinsel ilişkilere, esrar içme gibi eylemlere katılmışlardı. Yapılan sorgulamada çavuşlar bütün bu suçları işlediklerini itiraf etmişler ve bu davanın görülmesi için Londra’nın ünlü ceza mahkemesine, Old Bailey’e sevk edilmişlerdi. Mahkeme huzuruna çıkarılan sanıklar, kendilerine imzalatılan itiraf belgelerinin zorla, “yasadışı baskılarla” imzalatıldığını savundular. Çavuşların her biri sorgulamalar sırasında maruz kaldıkları baskıları tek tek olaylar zikrederek anlattılar. Aralarından biri şöyle diyordu: “Öyle bir sorgulama yaptılar ki sonunda, Birinci Dünya Savaşı’nı sen çıkardın deselerdi, onu bile imzalardım”. Bu arada, çavuşların avukatı itiraf konusu olgularla ilgili bazı açıklamalar yaptı: Örneğin, seks ilişkileri iddiasının dayandığı bina, suç tarihinden çok sonra inşa edilmişti! (Bunların bir kısmını 18 Kasım’daki yazımda nakletmiştim). Sonuçta mahkemenin yargıcı öteki ayrıntıya bakmadan, jüriye şu talimatı (instruction) verdi: “Sizden istenen şudur: Gizli belgeler Rus ajanlarına verilmiş midir? Bu temel sorun üzerinde durmalısınız”.

 

Aralıksız 119 gün süren dava sonunda jüri, önce 5; ikinci aşamada 2 sanığın “suçsuz” olduklarına karar verdi.

 

Evrensel değeri olan bu karar üzerinde önemle durulmalıdır. Her dava ilişkisi ancak yasada belirlenmiş usullere uyulmak suretiyle saptanmış olgular üzerine kurulmalıdır. Kural dışı usul ve uygulamalarla alınan ifadeler, elde edilen bilgi ve belgeler “yok” sayılmalıdır. Yargılamanın amacı sadece haklıyı haksızdan ayırmak değil, bundan öte, adaleti gerçekleştirmektir. Suçluluk ithamı ile sanığı mahkeme önüne çıkaran sorgucunun, önce, kendi elleri temiz olmalıdır. Yedi İngiliz çavuşunu düzmece itiraflarına dayanarak mahkemeye sevk eden ve bu dava sebebiyle hazineden 4.5 milyon sterlin harcanmasına sebep olanlar için davadan sonra bir İngiliz gazetesinde şu yazı yer almıştır: “Şimdi yapılacak iş, kıdemli bir yargıcın, bu itirafları üreten sorgucuları sorgulamak üzere görevlendirilmesi olmalıdır”.

 

Cumhuriyet Gazetesi - 11.07.2008