DOKUNULMAZLAR!..
Kusura kalmayın, bu defa, sözü
biraz dolandıralım…
Dilerseniz de, birlikte yapalım.
Bugüne kadar hep 12’den girdik; yazılanlar yazıldı; söylenenler söylendi;
geriye de pek bir şey kalmadı!..
Peki, sonuç ne oldu?
Sıfıra sıfır, elde var, yine
sıfır…
Sıfırda da olsa, fazla
hayıflanılmayacak.
Eksiye gidiyor efendim eksiye…
Şey ördek gibi, kıçın kıçın yüzülüyor…
Vallahi kimse kılını
kıpırdatmıyor; bir yaprak oynamıyor…
Sanki; herkes kış uykusunda…
Bana dokunmayan yılan bin yıl
yaşasın deniliyor…
Yahu, bu, böyle, nasıl bir
pişkinlik?
Siz, arada sırada atıp tutanlara
bakmayın, o kadar da olur, “yumurta
ökçeli iskarpinleri ve omuzlarında sekoları ile
çeyrek külhanbey”
(Adana deyimi) gibiler… zora girdiler mi taban yağlamakta ustadırlar
billahi…
Öyle ama, karşı taraf yeni
cepheler açıyor, yeni güçler sevk ediyor.
Bununla da yetinilmiyor,
cephe değiştirtiliyor, yanlarına geçişler
yaptırılıyor, ellerini güçlendiriyorlar.
Bu da yetmiyormuş gibi, bir de gözdağı verdiriliyor…
Nemize lazım, durup dururken eşek
arısı kovanına çomak sokmanın ne alemi var? Daha yolumuz uzun, çok yapılacak
işler var…
Hani, bir de denir ya, “Çok söylersen
arsız edersin” diye. Madem ki ümitsiz vakıa, fazla üstelemenin alemi yok.
Kendi hallerine bırakmak en doğrusu, ne halleri varsa görsünler…
Bu sefer, biz biraz sohbet edelim;
ondan bundan konuşalım, laklakıyat yapalım…
İsterseniz, hem içimizi dökmüş ve hem de hoş vakitte geçirmiş oluruz. Gelin “kelime” oyunu oynayalım. Bir anahtar
sözcük bulalım ve ne çağrıştırıyorsa sıralayalım.
Sizden bir teklif yoksa, benim ki
hazır…
Diyorum ki gelin “dokunulmaz” sözcüğü bizlere ne
çağrıştırıyor, görelim…
Hadi başlayalım, birlikte
dokunulmazları ve niçin dokunulmaz olduklarını anlatalım...
İlki yine bizden olsun.
Ben diyorum ki her türlü “pisliğe”
dokunulmaz!
Nedeni malum. Bir kere çok
çeşitlileri var. “…k” olanı “leş” olanı var. Hele günümüzde türleri
ve yoğunlukları çok fazla arttı.
Bunlara niçin dokunulmaz?
Dokunulmaz, çünkü kokuşmuşlardır.
Etrafa dayanılmaz pis koku salarlar. Dokunmak şöyle dursun, yanlarına
yaklaşılmaz bile. Bunların yeri “…hane” ya da “çöplük” tür. O kadar çoğaldılar ki,
etrafta çöplük ve kokudan geçilmiyor.
Siz ne diyeceksiniz?
Mikrop mu?
Hangi türü?
Hepsi mi?
Ne?
Bir de kuş gribi virüsü mü çıktı?
Demek Türkiye’ye kadar geldi..
Geldi mi?
Yoksa getirdiler mi?
Bir de o eksikti.
Vay bu milletin başına gelenlere
bak…
Dahası da mı var?
Ne gibi?..
Etraf türlü, çeşitli mikroplardan geçilmiyor mu?
Demek, bir de bunları gözle
görmek, burunla kokularını almak mümkün olmuyor demek?
Peki ne yapmalı? Ne; bir de
parazit türleri mi var?
Peki bunlar ne yapıyorlar? En
ünlüleri “keneler” mi? Türleri ve
miktarları çok mu arttı? Niçin dokunulmazlar? Bacak arasıyla, gerilerde mi
bulunuyorlar? Yani oralara ulaşılamıyor mu?
Sıra tekrar bize mi geldi?
Bu defa “yılan” diyeceğiz.
İtiraz mı ediyorsunuz? Peki bunlar
zehirli değiller mi? Sürüngen olanları, zehirli olsalar da, insana bir şey
yapmazlar mı?
Bunların insan türleri daha mı
tehlikeli, diyorsunuz?
Canım, bizde onları kastetmiştik;
araya girdiniz.
Engereği var , kobrası var,
çıngıraklısı var, pitonu var, suda yaşayanı var, karada dolaşanı var, var oğlu
var. Çeşit çeşit. İsteyerek değil, kazara olsa bile, vay
dokunana… panzehirlerini de bulmak kolay değil. Görmüyor musunuz ilaç
fiyatlarını? Sokak ortasında kalır
kuyruğu titretirsiniz. Benden söylemesi, yılanlardan, hele insan kılığında
olanlardan, olabildiğince uzak durmak gerekir…
Diyeceksiniz ki; yılan oynatanlar
ne yapıyorlar, kendilerini nasıl koruyorlar? Onlar da yılanlarla yata kalka
yılangillerden olmuşlar. Ne kadar doğrudur, bilinmez ama, onlardan yılanlar
bile çekinirlermiş. Bu sebeple, yılan oynatanlardan da uzak durulmalı imiş.
Söylemesi bizden, artık gerisi size kalmış.
Ne dediniz, ne?
Yok kardeşim; yok.
Olur mu öyle şey, başımızı
sıkıntıya mı sokacaksın?
Sen ne yaparsan yap, bizim hiç
niyetimiz yok…
Olur mu öyle şey!.. sırası mı
yani? Aklınızdan zorunuz mu var?
Şu dediğine bakın…
Güya, biraz, hukukça, statüce
dokunulmaz olanlardan da söz etmeliymişiz!.. Onlara değinmeden “dokunulmazlık” konusu eksik kalırmış…
Kardeşim dedik ya,
bizim maksadımız dokundurmak değil, sözü dolandıracağız o kadar; dolandırıcılar
arasında elimizden başka şey gelmiyor, artık…
Biz, noktayı koyalım, yoksa sen, onu, bunu arkamıza
dolandıracaksın. Bak görmüyor musun karşıda ağız şapırdatıp duruyorlar. Orada, burada, her yerdeler. Şöyle veya böyle
onun bunun bendesi olmuşlar. Gözleri kararmış; millete acımayanlar, seni beni
mi düşünecekler… hem de tek değiller ki, birlikte dolaşıyorlar…
Dilin sürçer, ve bir de farkında
olmaksızın gaflete düşersen vay haline…