BEN KİMİM?..

 

 

Kim soracak?

Herkes…

Kime?

Kendisine…

Niçin soracak?

Hiç olmazsa bu kadar zahmette bulunulsun…

Neler sorulacak?

Serbest, işe gelindiği gibi…

Cinsine, cibilliyetine, mensubiyetine, meşguliyetine, mesleğine ve konumuna göre olabilir.

Haydi  gelin, bir soru-cevap örneklemesini birlikte yapalım, ne dersiniz?

İlk defa (iş)den başlayalım.

İşim var diyebiliyor musunuz?

Var ise, şanslılardansınızdır!..

Yok ise, vay halimize…

Demek ki, sistemin kurbanlarından birisiniz…

Çare;

Herhalde, kenarda- köşede oturup, olup biteni uzaktan seyretmek değildir.

Omuz silktikçe, bana ne dedikçe işler düzeleceğine; hem bireysel ve hem de toplumsal çıkmazlar derinleşiyor, içinden çıkılmaz hal alıyor, değil mi?

Peki yanıtınız nedir?

Bir çözüm bulamıyor, tek başınıza işin içinden çıkamıyorsunuz, değil mi?

Tabi ki bulamayacaksınız!

Çünkü, başından hata yaptınız; tıpkı diğerleri gibi…

Vatandaşlık hak ve sorumluluklarınızı hafife aldınız, küçümsediniz, göstermelik olarak gördünüz…

Ancak haklar, insanlar tarafından önemsenirse anlamlaşır.

Sahiplenilmeyen haklar bir müddet sonra kaldırım taşı olur.

Üzerinden gelen geçer, giden geçer.

Gün gelir, rengini ve cinsini beğenmeyenler tarafından değiştirilir.

Sen ve ben, sadece, seyirci olmaktan öteye geçemeyiz.

Sonra;

Orada, burada,

Kenarda, köşede…

İtilip kakılmak olur kaderimiz…

Ne adam yerine konuluruz,

Ne de sözümüz, sohbetimiz dinlenir.

Ne demişler?:

Kendisini fark etmeyenleri,

Başkaları, hiç fark etmezmiş…

Görünen o ki,

Dışarıda, içeride yaşananlara rağmen, hâlâ akıllanmadık…

Niye mi?

Elimizde bir avuç tuz, hâlâ oraya buraya koşuşturuyoruz…