Müdafaa –i Hukuk
- Üstat, kafam karıştı..
- Anlamadım. Ne demek istiyorsun?..
- Kuvayı Milliyeciler, Vatanseverler, Milliyetçiler hakkında söylenenler…
- Ne söyleniyor da?...
- Çetecilik yapıyorlarmış…
- Başka?
- Milleti diğer milletlere karşı kışkırtıyorlarmış…
- Kimlere karşı?..
- Başta ABD’ye..
- Diğerleri ?..
- Var tabii… AB ve İsrail… Birde anti Hıristiyanlık yapıyorlarmış..
- Daha var mı?
- Şimdilik bu kadar…
- Demek dahası da var… Bir de. Kim bunları söylüyor?
- Malum gazetelerde ve televizyonlarda…
- Sen sorularının cevabını bulmuşsun; daha niçin kafan karışık?...
- Hangi soruların? Bulduğum cevaplar hangileri?
- Diyorsun ya, malum basın diye… Demek ki; milliyetçiler hakkında konuşanları tanıyorsun..
- Hayır, kimse ile oturup konuşmuşluğum yok…
- Öyle bir şey söylemedim. Huylarını, meşreplerini biliyorsun demek istedim de..
- Doğru; hep etnik kimlikten söz ederler… Türk değil, Türkiyeli olmaktan yana yazarlar… Türkiye’nin mozaik olduğunu tekrarlar… Halkların özgürlüğü için demokratikleşmenin vazgeçilmezliğinin altını çizerler. Birey için demokrasi değil, etnik yapılaşma için demokrasi gereklidir derler. Bir de kendileri sanki Hıristiyan’mış gibi EKÜMENİK iddialarının arkasında dururlar.
- Demedim mi, sorularının cevaplarını biliyorsun diye… Ancak, ben yine aklım erdiği ölçüde cevap vermeğe çalışayım, sonra beni dinlemedi dersin de..
- Doğrusu sizi konuşmakta pek istekli görmemiştim..
- İsteksizlik değil, ne kadar ilgili olduğunu görmek istemiştim. Şimdi, bana başka kimlerin bu tür düşüncelere sahip olduğunu söyle.
- İçte mi, yoksa dışarı da mı?
- Her ikisini de…
- İçerde; bölücü terör örgütü ve taraftarı olanlarla sempatizanları… Azınlıkların vakıf yöneticileri ve dini temsilcileri ile onlarla çeşitli çıkar ilişkileri içinde olanlar; ve bir de, çeşitli vakıf üniversitelerinde yuvalanmış, kendilerine aydın yakıştırması yapılan, ancak söylemleri ile etki ajanlığı işlevini yerine getirdikleri kanaatine neden olanlar. Dışarıda ise, bu düşünceleri üyelik kriterine dönüştürüp üyelik şartı olarak dayatan AB üyeleri; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında, ılımlı İslam planıyla Türkiye’yi ulusal kimliğinden uzaklaştırarak bölgede çıkarlarını garantiye almak ve İsrail’i Arap halkları karşısında güçlendirmek isteyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD); Ermenistan, Yunanistan, Kıbrıs Rum Devleti ve Irak Kürt liderleri Barzani ve Talabani...
- Geniş bir cephe… Peki, bu düşünceler sonuçta neye sebep olur?..
- Türkiye’yi parçalanmaya götürür…
- Demek ki; bu cephenin uğraşması Türkiye’nin hayrına değil; parçalanma vasatı, ortamını yaratacak şartların oluşmasını sağlamak. Bunu görüp de, karşı çıkanlar tekerlerine çomak sokuyor demektir. Bu engellerin ortadan kaldırılması, en azından etkisiz hale getirilmesi gerekir. Etkisizleştirmenin en kısa yolu ise karalamaktır. Bu konuda geniş ve güçlü imkanları bulunmaktadır. Televizyon ve gazeteler işbirliğine uygun bir yapıya getirilmiştir. İçerden ve dışarıdan mali destek görmektedirler.
- İçerde sermaye temsilcisi dernek ve vakıfların mali ve siyasi destek verdikleri biliniyor da, dışardan kimler para yardımı yapıyor?..
- AB fonları ile SOROZ vakıfları ana para kaynakları…Tabi başkaları da var. ABD’nin cumhuriyetçi ve Demokrat Partisi’nin yan kuruluşlarının kullandıkları devlet fonları bulunmaktadır. Başka ülkelerde örtülü eylemlerde kullanılmaktadır, bu fonlar… Bütün bu fonların kaynakları örtülü operasyon yapılmak istenen ülkelerin sivil toplum kuruluşları ile İşbirlikçilerine akmaktadır…
- Örnek verebilir misiniz?
- Ukrayna’da ‘Turuncu Devrim’ böyle bir örtülü operasyon sonucunda gerçekleştirilmiştir. Aslında Sovyetler Birliği ile Yugoslavya, böyle bir örtülü operasyon sonucunda parçalanarak yıkılmışlardır…
- Sovyetler Birliği’nin dayanamadığı bu oyunlara biz nasıl dayanacağız üstat?..
- Dayanırız!.. Çünkü bizim ‘panzehirimiz’ var.
- Ne demek oluyor? Panzehirimiz nedir?
- Kurtuluş Savaşımızı hangi inançla yapmıştık? Batılı işgalcileri hangi imanla yenip yurdumuzu onlardan temizleyip cumhuriyeti kurmuştuk?
- Biz millet olarak başka bir milletin boyunduruğunda yaşamayı içimize sindiremeyiz. Mustafa Kemal gibi bir önderimiz olunca, düşmanı yenip vatanımızı kurtardık.
- Milli mücadelede nasıl örgütlendik; bayramız, andımız yani yeminimiz neydi; millet olarak?
- Ya istiklal, ya ölüm dü..
- Erzurum, Sivas Kongrelerini kimler ne ad altında topladılar. 23 Nisan 1920 ilk Millet Meclisi üyelerini kimler yurt genelinde seçip Ankara’ya göndermişti?
- Anladım! Müdafaa –i Hukuk’tan söz ediyorsunuz…
- Evet!.. Bu küresel yeni Sevr saldırısına karşı, yine Müdafaa-i Hukuk anlayışı ile karşı konulabilir. Çünkü Müdafaa-i Hukuk demek…
- Ulusal hakları savunmak demektir!..
- Bak, bu defa sözü sen ağzımdan kaptın…
- Üstat, dayanamadım; bu kadar dil döktünüz, boşa mı gidiyor sanıyorsunuz?..
- Peki, söyle bakalım ulusal, yani, milli haklarımızın başında ne gelir?
- Üstat ilk önce bağımsızlık ve egemenlik hakkımız vardır.
- Bir ulusun bağımsız ve egemen olması ne anlama gelir?
- Kendi kendini idare etmesidir. Milletin çıkarlarının her şeyin üstünde tutulmasıdır. Ne yapılacaksa, ona, milletin karar vermesidir.
- Başka?..
- Türkiye, Türk milletinindir. Başkalarının topraklarında gözümüz yoktur, başkalarının da bizim topraklarımızda gözlerinin olmamasını isteriz; bunun için her türlü mücadele yapmamız en doğal hakkımızdır.
- Daha var mı?
- Benim aklıma gelenler bunlar, başka varsa siz söyleyiniz.
- Var tabii!.. Doğal kaynaklarımıza, madenlerimize sahip çıkmak; onları halkımızın çıkarları doğrultusunda işlenmesini sağlamak, haklarımızdandır. Yabancıların içişlerimize karışarak toplum ve devlet yapımıza müdahalede bulunmak istemelerini önlemek, haklarımızın başında gelir.
- Üstat, biz şimdi bağımsızlık ve egemenliğimizi kaybettik mi?..
- Niçin sordun da?..
- Yabancılar durmadan içişlerimize karışıyorlar… Madenlerimiz, küresel pazarlara teslim edilmiş… Devlet bütçemizi IMF hazırlıyor… AB istedi diye on beş günde on beş kanun yapmıştı meclisimiz…
- Evet, kendini bağımsız kabul eden bir ülkede bu olaylar yaşanmaz… Bağımsızlığı korumak için sihirli bir formül vardır!..
- Nedir o?
- Dışarıya, devlet ve iş dünyası olarak borçlu olunmamak. Bir de, sıcak para dediğimiz yabancı paraların kayıtsız kuyutsuz girip çıkmamasıdır…
- Bu duruma göre biz millet olarak bağımsızlığımızı, hepten kaybetmişiz. Demek, bunun için hep Müdafaa-i Hukuk gerekli diyordunuz!...
- Yıllardır çırpınıp durmamız bundandı… Ulusal hakları savunmak çağrımızın, sebepleri bunlardı…
- Doğru, doğruda mücadele edince de adama çete yakıştırması yapıyorlar. Yakıştırma ile yetinilmiyor, birçokları hakkında soruşturma açılıyor.
- Bir şeyi sen ve kendini vatansever olarak görenler çok iyi anlamadırlar! Bağımsızlık ve egemenlik için mücadele, kavga etmek değildir. Çağımız, düşünce temelinde fikirlerin benimsetilmesini, meşru görmektedir. Zaten doğrusu da budur. Müdafaa-i Hukuk, hukuktan kaynaklanan hakların meşru müdafaasıdır. Meşru müdafaa hem öz itibarıyla ve hem de üslup olarak haklılık sınırını geçmemelidir. Aksi halde, haklı iken haksız duruma düşülmüş olunur… İç ve dış şer odakları karşısında, halkımızı olup bitenler konusunda bilgilendirerek bu oyunu bozmak için çok dikkatli olunması gerekmektedir…
- Üstat teşekkür ederiz; her zaman olduğu gibi bu sohbetimizde de çok önemli konulara değindiniz…
- Sohbetimize son vermeden; bilgi ve aklın, ülkemizi tekrar bağımsız yapmada yegane güvencemiz olduğunu belirtmek isterim.
Sonraki sohbetimizde sağlık ve esenlik içinde buluşmak üzere…