KONGRELER
(NUTUKTAN)
|
| ERZURUM VE SİVAS KONGRELERİ |
1-ERZURUM KONGRESİ (4 TEMMUZ 1919)
Vilayatı Şarkıye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin, 3 Mart 1919 günü, bir çalışma kurulu meydana getirilerek kurulmuş olan Erzurum şubesi, Trabzon ile de anlaşarak 1919 yılı Temmuzunun onuncu günü Erzurum'da bir Doğu İlleri Kongresi toplamaya girişti. Benim, daha Amasya'da bulunduğum günlerde, Haziran içinde, doğu illerine delege göndermeleri için öneri ve çağrı mektubu yolladı. İllerden delege getirtilmesi için, o günden başlayarak benim Erzurum'a varışıma değin ve ondan sonra da, bu konuda olağanüstü çaba gösterdi. Ama, o günlerin koşulları içinde böyle
bir amacın gerçekleştirilmesindeki güçlüğün büyüklüğü, kolaylıkla anlaşır.
Kongrenin toplanma günü olan 10 Temmuz yaklaştığı halde illerden gerekli
delegeler seçilip gönderilmiyordu. İllerin her birine bildirimler yapmakla birlikte, bir yandan da kapalı tellerle valilere, komutanlara gereği gibi bildirimler yapıldı. Sonunda, on üç gün gecikme ile yeterince delege toplanması başarıldı. Ben askerlikten çekilince, bütün Erzurum
halkının ve Vilayatı Şarkıye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin Erzurum
Şubesi'nin bana karşı pek açık olarak gösterdikleri güven ve yakınlığın
bende bıraktığı unutulmaz izlenimleri burada açıkça anmayı bir ödev sayarım. Bu beş kişi: Raif Efendi, Emekli Binbaşı Süleyman Bey, Emekli Binbaşı Kazım Bey, Albayrak Gazetesi Müdürü Necati Bey, Dursunbeyoğlu Cevat Bey idi. Söz konusu ettiğim yazıda, Rauf Bey'inde Çalışma Kurulu İkinci Başkanlığına seçildiği bildiriliyordu. O günlerde, Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Raif Efendi ve üyeler Hacı Hafız Efendi, Süleyman Bey, Maksut Bey, Mesut Bey, Necati Bey, Ahmet Bey, Kazım Bey ve yazman Cevat Bey idi. Erzurum Şubesi, İstanbul'daki Genel Merkez Başkanlığı'na ulaştırmaya çalıştıkları bir telle: "Genel Merkez adına söz söyleme yetkisinin bana verildiğinin telle bildirilmesini" de rica ettiler. Bundan başka, bizim Erzurum Kongresi'ne girmemizi kolaylaştırmak için, Kongreye Erzurum delegesi olarak seçilmiş olan Emekli Binbaşı Kazım ve Dursunbeyoğlu Cevat beyler delegelikten çekildiler. Erzurum Kongresi 1919 yılı Temmuzunun 23'üncü
günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda açıldı. İlk günü, beni başkanlığa
seçtiler. Kongre üyelerini durum ve bir ölçüde, düşünülenler üzerinde
aydınlatmak için yaptığım konuşmada: Tarihin, bir ulusun varlığını ve hakkını hiçbir zaman tanımazlıktan gelemeyeceğini, bunun için de yurdumuzu, ulusumuzu kötüleyici yargıların yüzde yüz değerden düşeceğini söyledim. Yurt ve ulusun kutsal varlıklarını kurtarma
ve koruma konusunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yaptıracak gücün,
bütün yurda bir elektrik ağı gibi yayılmış olan ulusal akımdan doğan yiğitlik
ruhu olduğunu söyledim. Ve ulusun kaderinde sözünü yürütecek bir ulusal iradenin ancak Anadolu'dan doğabileceğini belirttim ve ulusal iradeye dayanan bir ulusal kurul meydana getirmesini ve gücünü ulusal iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını ilk çalışma ereği olarak gösterdim. Erzurum Kongresi 14 gün sürdü. Çalışmasının
sonucu, düzenlediği tüzük ve bu tüzüğün içindekileri herkese duyuran bildiridir. İzin verirseniz bu ilkeleri ve kararları, benim daha o zaman nasıl anladığımı açıklayayım: Ulusal sınırlar içinde bulunan vatan parçaları
bir bütündür; birbirinden ayrılamaz ( Bildiri, madde6; Tüzük, madde 3'ün
ayrıntıları; Tüzük ve Bildirinin 1'inci maddeleri okunup incelensin).
Biz bu Kongrede özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri saptamaya çalışırken, Sadrazam Ferit Paşa da ajanslarla birtakım demeçler yayımlıyordu. Bu demeçlere "Sadrazamın ulusu curnal etmesi" dense yeridir. 23 Temmuz 1919 günlü ajansla, dünyaya şunu duyuruyordu: "Anadolu'da karışıklık çıktı. Anayasaya aykırı olarak Millet Meclisi
adı altında toplantılar yapılıyor. Bu işlerin sivil ve askeri görevlilerce
yasak edilmesi gerekir." Ağustosun yedinci günü Kongre toplantısını
kapatırken, kongre üyelerine:
(Delegelerin resimlerini görmek için tıklayınız) Kongre bildirisi, yurt içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine türlü yollarla bildirildi. Tüzük de komutanlara ve başka güvenilir makamlara şifre ile bölüm bölüm verilerek bulundukları yerlerde basılıp, çoğaltılmasının ve yayımının sağlanmasına çalışıldı. Bu iş, doğal olarak günlerce sürdü. Bununla ilgili olarak Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanı Salahattin Bey'den aldığım, 22 Ağustos 1919 günlü bir telde: "Tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayımını sakıncalı bulduğu, bir kez daha incelenmesi gereği" bildiriliyordu. İkinci madde; Birlik olarak savunma ve
direnme ilkesinin kabul edildiğine; Erzurum Kongresi'nin başarı ile sonuçlanması Mustafa Kemal Paşa'nın görevine son verildiği halde milli hareketin gelişmekte devam etmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın tevkifine muvaffak olunamaması ve nihayet Sivas Kongresi hazırlıkları, Hükümet'i Anadolu olaylarını dikkatle izlemeye zorlamıştı. Paris'e, Barış Konferansı'na gitmiş olan Sadrazam Damat Ferit Paşa da, ağustosta İstanbul'a dönmüş buluyordu. Ferit Paşa'nın gelmesi ile İstanbul'un Anadolu'ya karşı davranışı değişerek birden bire serleşmeye başladı. Damat Ferit Paşa Anadolu'da olup bitenleri "ihtilalci hareketler" olarak vasıflandırmıştı. İhtilal'i büyümeden bastırmak istiyorlardı. Bu sebeple Ağustos ayında Anadolu İhtilali'ne karşı gerçekten etkili tedbirler alındığını görmekteyiz. Bu tedbirler şunlardı: Anadolu'daki, milli hareketi ve kongreleri
halkın gözünde değersiz bırakmak amacıyla, Milli Meclisin toplanması için
seçim hazırlığı emri vermek. "Akşam yemeğinde Paşa yine Sivas yolculuğuna
bahsi intikal ettirerek, Mustafa Kemal Paşa'nın "Evet, bir de para meselemiz var" diye değindiği problem, ne yazık ki, Milli Mücadele'nin başında olduğu kadar, bütün mücadele boyunca temel problem olmakta devam edecektir. Meselenin nasıl bir çözüm şekline ulaştığını, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi Üyesi Cevat Dursunoğlu şöyle anlatmaktadır(114): "... O gün Mustafa Kemal Paşa'nın yanından gelen Kazım (Dirik), arkadaşlara Paşa'nın yola çıkmasını sağlamak için bizim para temin etmek vaziyetimiz olduğunu hatırlattı... Hiç birimizde de para yoktu. Hepimiz "kutilayemut" (ancak ölmeyecek kadar) yaşayabiliyorduk. Paşaya hiç olmazsa bin lira kadar bir para temin etmeliydik. İlk tedbir olarak çoluk çocuğumuzun ziynet eşyasına başvurmayı hatırladık. Kadınların göz yaşlarına bakmayacaktık. Fakat bunların da boynunda, kolunda ne varsa hepsi muhacirlikte ekmek parası olarak sarfolunmuştu. "Heyeti FaaLe"azasından emekli binbaşı Süleyman Bey hızır gibi imdadımıza yetişti. Her anlamıyla da kamil bir insan olarak tanıdığımız Süleyman Bey nasıl bir çıkmazda olduğumuzu görerek "Çocuklar, ben bu işin çaresini buldum. Benim tasarruf edilmiş dokuz yüz liram var. Ben altmış yaşını geçmiş bir adamım. Allah'ın rızasından, milletin selametinden başka bir dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı verdiğimizi ne Paşa ne de başka kimse bilmeyecek ileride Müdafaa-i Hukuk'un parası olursa verirsiniz, olmazsa helal olsun. Ben Devletin verdiği emekli aylığı ile geçinir giderim" dedi. Hepimizin gözleri yaşarmıştı. Bu adsız büyük bizi o günkü en büyük kaygımızdan kurtarmıştı. O gün Süleyman Bey parayı getirdi. Yüz lira kadar da aramızda toplayarak bin lira yaptık ve Kazım delaletiyle Paşa'ya ulaştırdık. Kazım dönüşte Paşa'nın çok memnun olduğunu sevinerek anlattı..." Bu para ile yol hazırlıkları yapılmış; ekmek, peynir ve zeytinden ibaret kumanyalar hazırlanmış, kafile üç otomobil ve üç at arabası ile 29 Ağustos 1919 günü Erzurum'dan Sivas'a doğru yola çıkmıştı. Ancak ne var ki, daha Erzincan'a gelmeden,
yolları ve dağları eşkıyalar tutmuştur. Rum Pontus Çeteleri bir taraftan,
Kürt aşiretleri diğer taraftan asker kaçaklarından oluşan çeteler diğer
yandan, bu dağları aralarında paylaşmışlar, geçitleri tutmuşlardır. Mustafa Kemal sorar: İşte, lastikleri doldurulmuş, karoseri
patlak, hurda halinde 3 otomobilden ve eşyaları taşıyan 3 at arabasından
oluşan bu konvoy, öndeki arabada Mustafa Kemal, yanında Rauf Orbay, Hoca
Arif Efendi, arkadaki arabada Süreyya yiğit, Hüsrev Gerede, Mazhar Müfit
Kansu, üçüncü arabada da Dr. Refik Saydam, Yaver Cevat Abbas, Yaver Muzaffer
Kılıç ve Yüzbaşı Osman Tufan ve ağızlarında koro halinde, yol boyu eksilmeyen
bir marş:
Nihayet 2 Eylül 1919 akşamı Sivas'a ulaşırlar. SİVAS KONGRESİ DELEGELERİ 1- Mustafa Kemal Paşa Kongre, Erzurum Kongresi kararlarını aynen kabul etti. Ancak, Erzurum Kongresi kararları Anadolu'nun belli bir bölgesi hedef tutularak alınmıştı: Sivas Kongresi'nde bu kararlar daha genişletilerek bütün Anadolu ve Rumeli'yi kavrayacak biçime sokulmuştur. Cemiyet adının da değişmesi gerektiğinden, kongre, memleketteki bütün "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adını kabul etmiştir. Derneğin adı "Şarki Anadolu Müdafaai
Hukuk Cemiyeti" idi, "Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti"
oldu. Bu iki cümledeki ayrılık, anlam bakımından
elbette pek büyüktür. Birincisinde İtilaf Devletlerine karşı düşmanca
bir durum alınacağı ve direnileceği söylenmiyor. İkincisinde bu yön açıkça
belirmiş oluyor. "Osmanlı Hükümeti'nin yabancı devletler
baskısı karşısında buraları (yani doğu illerini) bırakmak ve buralarla
ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa yönetim, siyasa, askerlik bakımlarından
nasıl davranılacağının belirtilmesi ve saptanması" yani geçici yönetim
kurma işi. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi kararlarının ve tüzüğünün görüşülmesini ve kabulünü bir günde tamamladı. Manda meselesinin görüşülmesine İstanbul Delegesi İsmail Hamdi Bey tarafından hazırlanıp, bir çok imza ile Kongre Başkanlığı'na verilen muhtıranın okunması ile başlandı. Rauf, Refet, Bekir Sami ve Kara Vasıf Beyler ile İsmail Fazıl Paşa manda tezini en çok savunan hatipler arasında bulunuyorlardı. Manda meselesinin görüşülmesinde bu tezi savunanların ileri sürdükleri fikirlerden bazıları şöyleydi: "Yirminci asırda 500 milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek münbit olmayan bir toprağı ve 10-15 milyon geliri olan bir millet için bir harici destek olmaksızın yaşama imkanı olamaz." "Bağımsız yaşamaya mali durumumuz uygun değildir." "Parasız, ordusuz ne yapabiliriz?Onlar uçak ile havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz. Onlar diretnot yapıyor, biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. Bu haller ile bugün istiklalimizi kurtarsak bile yine günün birinde bizi taksim ederler." "Eğer İzmir Yunanistan'da kalsa ve aramızda bir muharebe açılsa, düşmanımız, Yunanistan'dan vapurla asker getireceği halde, acaba biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyatımızı yapabileceğiz." "Bir de diyelim ki, biz harici ve dahili tam bir istiklal isteriz. Fakat kendi başımıza yapabilecek miyiz? Yapamayacak mıyız? Ondan evvel, acaba bizi kendi başımıza bırakacaklar mı, bırakmayacaklar mı, bunu düşünelim." "Manda'nın cisminden ziyade ismine itiraz edenler boş yere telaş ediyorlar, kelimenin ehemmiyeti yoktur. Ehemmiyet işin hakikatinde ve mahiyetindedir. Manda altına girdik demeyelim de isterlerse "devleti ebed müddet" (sonsuz süreli devlet) olduk diyelim." MUSTAFA KEMAL PAŞA ŞÖYLE DİYOR: Eylül'ün dokuzuncu Salı günü yapılan toplantıda güdüm konusuna dokunan Rauf Bey'in, tutanağa geçen sözleri şudur: "Bu güdüm sorunu üzerine şimdiye dek gerek basın ve gerekse başka çevrelerce bir çok sözler söylendi. Yüce kurulunuz, dış destek düşüncesini kabul buyurdu ise de bu desteği kimden isteyeceğimiz belirtilmedi. Amerika olduğu kapalı olarak anlatılıyorsa da, bence doğrudan doğruya adının söylenmesinde bir sakınca olamaz." Bu sözlere bakılırsa Rauf Bey'in görüşüyle, gerek Sivas Kongresi ve gerek Erzurum Kongresi genel kurullarının görüşleri arasında bir yanlış anlama olduğu kuşku götürmez. Rauf Bey'in konuşmasında yorumlanan bu anlayışın, gerek Erzurum ve gerek Sivas Kongreleri bildirilerinin yedinci maddesindeki yazılış özelliğinden doğduğu kanısına varılabilir. Gerçekten, bu maddenin yazılışında, belki güdüm isteme pek ileri giden ve sonu gelmez propagandalarıyla kamuoyunu bulandıranları susturmak ve belki bundan daha çok, onların savlarına bir karşılık olmak üzere bir çeşit özellik vardır. Maddede yazılanlar, mantık ışığında incelenince ve düşünülünce ne güdüm ve ne de Amerika'nın güdümcülüğünü isteme düşüncesini kapsamadığı anlaşılır. Bu noktayı açıkça göstermek için söz konusu maddeyi olduğu gibi hatırlatmak isterim: "Madde 7- Ulusumuz, bu çağın ülkülerini yüce bilir; teknik, sanayi ve iktisat durumumuzu ve bize gerekli olanları iyice anlar. Bundan ötürü, devletimizin ve ulusumuzun içte ve dışta bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğü korunmak koşuluyla, altıncı maddede belirtilen sınır içinde, ulusçuluk ilkelerine saygılı ve ulusumuzu ele geçirme amacı gütmeyen herhangi devletin teknik, sanayi, iktisat yardımını sevinçle karşılarız ve bu adaletlice, insanca koşulları kapsayan bir barışın da ivedilikle gerçekleşmesi, insanlığın esenliği ve dünyanın rahatlığı adına ulusal isteklerimizin en önemlisidir." Baylar, pek uzun ve tartışmalı geçen bu
güdüm görüşmeleri, güdüm isteyenleri susturacak ortalama bir çözüm yolu
bulunarak bitirildi. Hem de bunu öneren yine Rauf Bey oldu: "Amerika'da
yıllardan beri bize karşı yapılmakta olan kötüleyici propagandaların doğurduğu
düşünce akımını düzeltmek için her şeyden önce Amerika Kongresinden ülkemizi
inceleyecek ve gerçeği görecek bir kurulu çağırmak." Bu öneri oy
birliğiyle kabul olundu. Kongre Başkanlık kurulunun imzalarıyla bu yolda
bir mektup müsveddesi hazırlandığını hatırlatıyorsam da bu mektubun gönderilip
gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Doğrusu da bu mektuba özel bir
önem vermiş değildim. |