TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILIŞI
|
Mart 1920 ortasından itibaren Türkiye'de olaylar birden bire büyük hız kazanmıştı.16 Mart'ta İstanbul işgal edilmiş ve bu işgalin, hazırlanmakta olan barış anlaşmasının imzalanmasına kadar süreceği bizzat işgali yapan güçlerin yayınladıkları bildiride açıkça ilan edilmişti. "Ya bar ış anlaşması olarak önünüze getirilecek olan anlaşmayı itirazsız kabul edip imzalarsınız, ya da işgali kaldırmayız." Diyorlar ve İstanbul'u bir koz, Ege'ye çıkarılan Yunan'ı maşa olarak kullanıyorlardı. Tüm bu gelişmeler ise bir "master plan" ın adım adım uygulanmaya konan aşamalarıydı. İstanbul'un işgali beklenen bir darbeydi ve Mustafa Kemal bu darbenin geleceğini aylar önce sezmiş ve defalarca dile getirmişti. Bir tedbir olarak da, bu yüzden meclisin İstanbul'da toplanmaması gerektiğini "Sivas Komutanlar Toplantısı" dahil pek çok ortamda savunmuştu. Sonuçta, beklenmeyen değil, beklenen olmuştu; önemli olan bundan sonra alınacak olan tavrın ne olması gerektiğiydi. İşgalin muhatabı üç kurum mevcuttu: Mebuslar Meclisi Hükümete gelince, İstanbul işgal edildiğinde, Sadrazam Salih Paşa kabinesini kuralı henüz 8 gün olmuştu. İşgalle birlikte hükümet kendini büyük bir krizin ortasında buldu. Bir taraftan her gün onlarca yurtsever aydın işgalciler tarafından tutuklanırken, öte yandan işgalcilerin hükümet üzerindeki baskısı da yoğunlaşıyordu. Yüksek Komiserler 26 Mart'da bir ortak nota vererek, hükümetin Kuva-yı Milliye'yi bir isyan hareketi saymasını, mensuplarını da asi ilan etmesini istediler. Salih Paşa böyle bir baskıya boyun eğip, böylesi bir demeç vermektense, 2 Nisan günü Saray'a istifasını vermeyi tercih etmişti. Hükümet, istifa ederek tavrını ve tepkisini ortaya koymuş oluyordu. Meclis ve hükümetin bu baş eğmez ve cesur tavrı karşısında tüm gözler Saray'a çevrilmişti. Acaba Vahdettin kimi sadarete getirip, nasıl bir hükümet kurduracak ve işgalcilere karşı nasıl bir politika izleyecekti? Vahdettin, ülkedeki tüm yurtseverlerin, kurum ve derneklerin, "o gelirse felaket olur" dedikleri Damat Ferit Paşa'yı Sadaret'e getirdi ve tamamen "teslimiyetçi" bir politikaya döndü. Sadaret mühürünü 5 Nisan günü alan Damat Paşa'nın ilk demeci "Anadolu isyanını bastırma konusundaki kesin kararlılığı" ile ilgiliydi. Hiç vakit kaybetmeden tüm çaba ve çalışmaları da bu yolda oldu. Padişah Vahdettin'in buyruğuna uyarak 10 Nisan'da Kuva-yı Milliye'yi asi ve yasadışı ilan etmekle kalmadı, bu asillerin katledilmelerinin şeriat yönünden gerekli (meşru) olduğuna ilişkin fetvalar da aldı ve yayınladı.Ertesi gün de Vahdettin Meclis-i Mebusan'ı kapattığını ilan etti. ( 11 Nisan 1920) Böylece taraflar belli olmuştu: Bir tarafta, koşullarının ne olduğu aşağı yukarı belli olan bir barış anlaşmasını imzalamayı hazır olan; ülkeyi atalarından kendilerine kalmış bir mülk olarak görüp o mülk üzerinde tek ve mutlak mülkiyet sahibi olduğuna inandığı için, her türlü tavizi de keyfince verebileceğini sanan bir padişah ve onun kukla hükümeti; diğer tafrafta ise, üzerinde yaşadığı coğrafyayı bin senedir yurt bilmiş, ordan bir tek karışını kimseye vermeyeceğine "Milli Misak-Ulusal Ant" ile yemin etmiş Kuva-yı Milliye'ciler ve yurtseverler. Taraflar tavırlarını bu kadar net ortaya koyunca, bir çatışmanın kaçınılmaz olduğu kesinleşmişti. Ama bunun için, halk adına böylesi bir kararı alacak ve uygulayacak bir meclise ihtiyaç vardı. İstanbul'da Meclis-i Mebusan 18 Mart günü... "güvenli bir ortamda görev yapma olanağı doğuncaya kadar meclis görüşmelerinin ertelenmesi..." kararını alınca, o güvenli ortamın Ankara'da mevcut olduğunu ifade eden Mustafa Kemal, Meclis'in Ankara'da açılmasını temin için 19 Mart'da tüm valiliklere, bağımsız sancaklara, Kolordu Komutanları'na gönderdiği telgrafla derhal yeniden seçimlere gidilmesini temsil heyeti adına istedi. Ayrıca Meclis-i Mebusan üyelerini Ankara'da açılacak bu meclise davet etti. TELGRAF Memleket işlerini idare etmek ve denetlemek
üzere, Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.
Mustafa Kemal 19 Mart 1920'de yeniden seçim yapılmasına ilişkin olarak Heyet-i Temsiliye adına ilgililere bir emir göndermiş ve seçilecek kişilerin Ankara'da toplanmalarını istemişti ama, Ankara'da toplantıların yapılabileceği bir bina bile yoktu. İttihat v Terakki Kulübü için yapılmakta olan bir binanın inşaatı hızlandırıldı, inşa halindeki bir ilkokulun kiremitleri buraya aktarıldı ve hızla bitirilen bina pek sade bir suretle döşenerek toplantılar için uygun hale getirildi. Kurulacak meclisin adı ne olmalıydı? İlgililer arasında bir süre bu konu tartışıldı. Kimileri bu Meclis'e "Kurultay" denilmesini istiyordu. Mustafa Kemal ve bazı arkadaşları "Meclis-i
Kebir-i Milli" adını kabul ettiler. Kısa bir süre sonrasında da "Türkiye
Büyük Millet Meclisi" adı benimsendi. 153 ANADOLU MÜFTÜ VE DİN ADAMINCA İMZALANAN KARŞI FETVA Dünyanın düzeninin sebebi olan Müslümanların Halifesi (Allah onun azametini ve hilafetini kıyamet gününe kadar uzatsın) hazretlerinin hilafet makamı ve saltanat merkezi olan İstanbul, Halife'nin rızası hilafına olarak, Müslümanların düşmanları olan hasım devletler tarafından fiilen işgal edilerek İslam askerleri silahlarından soyulup bazıları haksız yere öldürülerek, Hilafet merkezinin korumasını üstlenen, bütün istihkamlar, kaleler ve diğer harp vasıtalarını zabt ve resmi muameleleri yürütme ve Müslüman askerleri techize memur olan Babıali ve Harbiye Nezaretine el konularak, Halife'yi, milletin hakiki faydalarını temin edecek tedbirler almasından fiilen yasaklama, Sıkıyönetim İlanı, Divan-ı Harbler teşkil ederek İngiliz kanunlarına uygun olarak muhakeme ve cezalandırma suretiyle Halife'nin hükmetme hakkına müdahale ve yine Halife'nin arzusu hilafına olarak Osmanlı memleketinin bir parçası olan İzmir, Adana, Maraş, Antep ve Urfa havalesine düşmanlar tarafından tecavüz edilerek, namuslarına tecavüz ederek mukaddesatlarını tahkir ettikleri taktirde yukarıda açıklandığı gibi hakarete maruz kalan ve esir olan Müslümanların kurtulması hususunda mümkün olan gayretlerini sarf etmek bütün Müslümanlara şart olur mu? Cevabı budur: Allah en iyisini bilir. OLUR (Düşman saldırdığı zaman onunla savaşmak herkese farzdır. Bu durumda kadının kocasının izniyle, kölenin de efendisinin izniyle savaşması gerekir. "Kenz ve Bezzaziye adlı eserlerde." Eğer bir Müslüman kadın doğuda baskına uğrarsa batıdakilerin onu esaretten kurtarmaları gerekir. "Bahru'u - Raik adlı eserde" 2- Bu şekilde Hilafetin meşru haklarını
gasp edilen gücünü almak ve tecavüze kalan memleketleri düşmandan temizlemek
için cihad edip savaşan Müslümanlar dinen bağı (devlete isyan etmiş) olurlar
mı? 3- Yukarda yazıldığı şekilde Hilafetin
gasp edilen kararını geri almak için düşmanlara karşı açılan savaşta vefat
edenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? 4- Bu şekilde cihad edip dini görevlerini
yerine getiren Müslümanlara karşı düşman tarafından Müslümanlar arasından
silah kullanıp adam öldüren kişiler en büyük günahı işlemiş ve fesat çıkarmış
olurlar mı? 5-Düşman Devletlerin zorlaması ve kandırması
sonucu verilen, hak ve hakikat ile bağdaşmayan fetvalara Müslümanların
bağlanmaları ve dinen ona göre hareket etmeleri doğru olur mu? 16 Nisan 1920 Yeni seçilenlerle İstanbul'dan kaçabilen milletvekillerinin bir kısmı Ankara'ya geldikleri halde Büyük Millet Meclisi'nin hangi gün ve tarihte açılacağı belli değildi. Bununla beraber, hazırlıkların 23 Nisan'dan önce bitirileceği anlaşılınca Meclis'in 23 Nisan Cuma günü, bu günün kutsal bir gün olduğu da dikkate alınarak açılmasına karar verildi ve açılışla ilgili olarak 21 Nisan ve 22 Nisan tarihlerinde Mustafa Kemal tarafından iki genelge yayımlandı. Bunlardan birincisinde Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan Cuma günü Ankara'da açılacağı bildirildi. Bir gün sonra yani 22 Nisan 1920'de yayımlanan genelge ile de, açılış tarihinden itibaren bütün "Makamat-ı Mülkiyye ve Askeriye'nin ve umum milletin merciinin Büyük Millet Meclis'i olduğu" bildiriliyordu. (Dakika geciktirilmeyecektir.) 23 Nisan 1920'de Hacıbayram Camii'nde Cuma Namazı kılındıktan sonra, camiinin avlusunda büyük bir kalabalık toplanmıştı. En önde, yeşil örtülü bir rahlenin üstüne konulmuş olan Kuran-ı Kerim ve Lihye-i Saadet'i başının üstünde taşıyan bir kişi vardı. Törene katılmış olanların geçeceği yolun iki tarafına halk ve asker sıralanmış bulunuyordu. Yavaş yavaş yürüyen ve her tip insandan meydana gelmiş bir alay, tekbir getire getire Meclis'in toplanacağı binanın önüne geldi ve durdu. Burada bir dua okunduktan ve kurbanlar kesildikten sonra milletvekilleri bir araya geldiler. Meclis saat 14:45'de en yaşlı olan Milletvekili olan Sinop Milletvekili Şerif Bey'in bir söylevi ile açıldı. "Hüzzar-ı Kiram" diye başlayan bu söylevinde Şerif Bey, İstanbul'un geçici olarak yabancılar tarafından işgal edildiğini ve bu suretle "Hilafet Makamı'nın ve Hükümet Merkezi'nin" istiklalini kaybettiğini, bu hale boyun eğmenin ise "ecnebi esaretini kabul" etmek olduğunu, halbuki öteden beri özgür olarak yaşamış olan Türk Milleti'nin yine de aynı suretle yaşamak istediğini, esir olmayı şiddetle reddettiğini ve bundan dolayı bu meclisin toplandığını söyledikten sonra, "Milletimizin dahili ve harici istiklal-i tam dahilinde mukadderatını bizzat deruhte ve idare etmeye başladığını bütün cihana ilan ederek Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum" demişti. Ertesi gün yani 24 Nisan Cumartesi günü Mustafa Kemal Meclis huzurunda kapsamlı bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında Mondros Ateşkesi'nden 23 Nisan 1920 tarihine kadar geçen zaman içindeki olayları özetleyen Mustafa Kemal, aynı gün yapılan seçimle ve 110 oy ve oybirliğiyle Meclis Başkanlığı'na seçildi. Mustafa Kemal Paşa, 24 Nisan 1920'de Meclis Başkanı seçildikten sonra, Meclis'e teşekkürlerini ifade ederek "Gerek hayat-ı askeriye ve gerek hayat-ı siyasiyenin bütün edvar (devirler) ve safahatını (safhalar,evreler) işgal eden mücedelatında (uğraşma,savaşma) daima düstur-u hareketin (hareket kuralı) İrade-yi Milliye-ye (millet iradesi) istinad ederek (dayanarak) milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur."demiştir. Aynı konuşmasında, Meclis'in olağanüstü yetkilerle millet egemenliğine dayanarak toplandığını da belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa'ya göre, TBMM, kurucu meclis yetkisini haizdir. "Mevcut Kanun-u Esasi'yi kaldırır, yerine yenisini koyabilir." 23 Nisan 1920'de kurulan yeni Meclis, 1 numaralı kararı ile kendi kuruluşunu düzenlemiştir. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi kararına uygun olarak milli iradeye dayanan bir meclisin seçimi yapılmış, ancak kapatılan İstanbul Meclis-i Mebusan'ının bir kısım üyeleri de Anadolu'da başlayan Milli Kurtuluş Mücadelesi'ne katıldıklarından ve seçimle, yani milli irade ile geldiklerinden yeni kurulan Meclis'e katılma yetkisini 1 numaralı karar ile kazanmışlardır. Meclisin açılışını izleyen gün Mustafa Kemal Paşa'nın teklifi ile Meclis aşağıdaki esasları kabul etmiştir. "1) Mecliste beliren milli iradenin, yurt alın yazısına doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur. 2) Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama
ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır. 24 Nisan 1920 Tarihli TBMM'nin aldığı kararla, kesin zafere ulaşılıp İstanbul kurtarıldıktan sonra Padişah'ın durumu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce konulacak kanunla belirlenecekti. Bu takrirle (önerge ile) Mustafa Kemal Paşa, açıkça, Padişah'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve dolayısıyla Türk Milleti'nin buyruğuna bağlı olduğunu ve onun vereceği karara boyun eğeceğini ifade etmekte idi. 23 Nisan 1920'de kurulan Büyük millet Meclisi sadece yasama yetkisini değil aynı zamanda yürütme yetkisini de, milli iradenin merkezini teşkil eden Meclis'de toplamaktadır. Yeni kurulan Meclis, milletin tek temsilcisi sıfatıyla da kuvvetler birliği sistemini benimsemişti. Devrin zaruretleri icabı, aşırı bir Meclis Hükümeti sistemi kurulmuştu. Meclis Başkanı aynı zamanda Hükümet ve Devlet Başkanı idi. Ayrıca Devlet Başkanlığı diye bir makam yoktu. Hükümeti teşkil eden üyeler, Osmanlı İmparatorluğu devrinde olduğu gibi "nazır" unvanıyla değil "vekil" diye adlandırılıyordu. Bunlar bizzat Meclis tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilmekte idiler. Meclis, olağanüstü yetkilerle donatılmış olduğundan kuvvet ve yetki birliğini de bu niteliği ile temsil ediyordu. Meclis başkanı seçimi yapıldıktan sonra
hükümet kurma işi hemen ele alındı. Bununla beraber 2 Mayıs 1920 tarihine
kadar hükümet kuruluncaya kadar Mustafa Kemal'in başkanlığında yedi kişilik
bir "Geçici İcra Kurulu" tarafından yürütüldü. Erzurum Milletvekili Celalettin Arif Bey
3 Mayıs 1920 tarihinde ise ilk büyük Millet Meclisi hükümeti kuruluyordu. İLK HÜKÜMET 3 Mayıs 1920 tarihli ve 3 sayılı Kanun gereğince seçilen İcra Vekilleri Heyeti'nin aldıkları oy sayısına göre listesi şöyledir: TBMM ve Hükümet Başkanı Oybirliği ile Mustafa
Kemal (Ankara) TBMM Üyeleri 1-100 101-200 201-300 301-390
|