Girdi maliyetlerinin yüksekliğinden şikâyetçi olan Antalyalı üreticiler, ürünlerini satamadıklarını ve borç batağında yaşadıklarını söylediler
Ya ucuza gidiyor ya da çöpe
* AKP'nin politikalarıyla artık bıçağın kemiğe dayandığını söyleyen Antalya'lı üretciler sıkıntılarını biriktirdikleri kalın, kara kaplı defteri açmaya hazırlanıyor. Kendi tarlalarında çalışan ırgatlardan daha kötü durumda olduklarını belirten üreticiler, girdi maliyetleri yükseliyor, satış fiyatı düşük. Şimdi bir de dolar yükseldi. Girdilerin hepsi dolara bağlı. Ama ürün para etmiyor. Yok pahasına satılıyor. İyice perişan durumdayız. 3 yıldır borçtan kurtulamadık. İlaç bayilerine, komisyonculara borcumuz var. Ürün elde kalıyor. Emeğimiz çöpte, ceplerimiz boş. Teşvik yok, destek yok. Kredi almak zor. Faizler yüksek. Bu böyle nereye kadar gider bilmiyoruz
GÜRSU KUNT
ANTALYA - Tarım sektörünün yıllardır bilinen sorunları, AKP hükümetiyle birlikte, bıçağın kemiğe dayandığı noktaya ulaştı. Derdini anlatmaya çalışan Mersinli bir narenciye üreticisinin yaşadıklarının benzeriyle karşılaşmak istemeyen üretici, şimdilik sesini yükseltemiyor. Ancak üreticinin, içten içe biriktirdiği öfkesi, sektörde bir büyük patlamanın habercisi gibi. Kara kaplı defterini açmaya hazırlanan üreticinin listesi oldukça kabarık. Sıkıntılar şöyle dile geliyor:
''Atatürk, köylü milletin efendisi dedi. Üretimin gücüyle, üretici bir zamanlar önemliydi. Ama şimdi ne üretebiliyoruz, ne satabiliyoruz... Kendi tarlamızda çalışan ırgatlardan daha kötü durumdayız. Girdi maliyetleri yükseliyor, satış fiyatı düşük. İlaç, tohum, gübre, mazot, bunların hepsi para. Şimdi bir de dolar yükseldi. Girdilerin hepsi dolara bağlı. Ama ürün para etmiyor. Yok pahasına satılıyor. İyice perişan durumdayız. 3 yıldır borçtan kurtulamadık. İlaç bayilerine, komisyonculara borcumuz var. Ürün elde kalıyor. Emeğimiz çöpte, ceplerimiz boş. Teşvik yok, destek yok. Kredi almak zor. Faizler yüksek. Bu böyle nereye kadar gider bilmiyoruz,''
Tarla bitkileri, sanayi bitkileri, yaş sebze ve meyve üretimi yapan tüm üreticiler için durum aynı. Büyük alanlarda, teknolojiyi kullanarak üretim yapanlar dahil, durumundan memnun olan yok. Küçük üreticinin çoğu arayışta. Babadan kalma tarlaların, verimli toprağın satılması pek çoğu için tek çözüm. Her yıl yüzde 10-15 artan sera alanı oranının, 2003'ten bu yana yüzde 2-3'e düşmesi de durumun bir başka göstergesi. Artık seracılığın kâr getirmemesi, karın doyurmaması da bu konuda bir diğer etken.
'MEMNUN ÜRETİCİ YOK
Son birkaç yıl içinde tarımdaki çöküşün iyiden iyiye hızlandığını vurgulayan Antalya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Vahap Tuncer , durumundan memnun üreticinin kalmadığını söyledi. Tuncer, ''Yaş sebze ve meyvede girdi fiyatları yüzde 16 arttı. Yüzde 8 enflasyon dikkate alındığında, üreticinin fiyat düşüklüğü nedeniyle yaşadığı zararın ikiye katlandığı ortaya çıkıyor. Enflasyon hedefi yüzde 8 olmasına rağmen, hükümetin üreticiye verdiği ortalama faiz oranı yüzde 23 civarında. Üretici son yıllarda daha yüksek maliyete üretip, daha düşük fiyata satıyor. Bu da giderek küçülen sektörün, çöküş sürecini hızlandırmakta'' diye konuştu. Tuncer, son 1 yıl içinde tarım sektöründen kopan, 1.5 milyon insanın da bu durumun en önemli göstergesi olduğunu ifade etti. Ağırlıklı olarak sera üretiminin yapıldığı Antalya'da, domates, salatalık, capia biber, yeşil biber fiyatlarının yüzde 15-20 arasında düştüğüne, çarliston biber, dolmalık biber, fasulye, patlıcan fiyatının da yüzde 20 arttığına dikkat çeken Tuncer, ''Bu artış üretici için sevindirici bir durum değil. Çünkü, kış mevsimi soğuk geçti. Üretici, daha az ürün elde etti. Ancak bunun için ısıtma maliyetlerini yükseltti. Sonuç olarak yine üreticinin cebine para girmedi'' dedi.
Tuncer, sektördeki geri gidişle ilgili olarak da şu örneği verdi: ''Tek mahsul ekiminden geçen yıl bir dekardan 10-12 bin YTL'lik ürün alınırken, bu yıl 10 bin YTL'lik ürün alındı. Çift ekimde ise geçen yıl 12-15 bin YTL'lik ürün satışı yapılırken, bu yıl bu rakam 5 bin YTL'de kaldı. Ancak tek mahsullü ekimler, serada ısıtma ihtiyacı duyulan, maliyeti yüksek grubu oluşturuyor. Yüzde 20-25 girdi yüksekliğini de dikkate alırsak, hem tek mahsul, hem de çift mahsul ekimde, 1 dekardan geçen yıla göre yüzde 50 daha az gelir elde ettiği ortaya çıkıyor.''
PAMUK TARLALARI AZALDI
Bir sanayi bitkisi olan pamukta, ekili alanların giderek azaldığını da belirten Tuncer, ''Pamukta, üretim maliyetleri giderek arttı. Ancak ürüne istenilen fiyatın verilmemesi ve destek sağlanmaması, üreticiyi pamuktan uzaklaştırdı'' diye konuştu. Tuncer, 10-15 yıl önce 400-450 bin dekar olan Antalya'daki pamuk ekili alanların şimdi 80 bin dekarda sınırlı kaldığına dikkat çekti.
Pamuğun 2005 üretim maliyetinin 90-95 Ykr olmasına karşın destekleme fiyatıyla birlikte, bu maliyeti ucu ucuna karşılaması, ancak enflasyon oranı dikkate alındığında, yine zarar etmesi, pamuk üreticisi için bir başka gerçeği oluşturuyor. Pamuk, mısır gibi ürünlerdeki yeni bir sorun ise ilaçlamayla ilgili. Havadan ilaçlamanın yasaklandığını, ancak bunun kademeli olarak hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Tuncer, şöyle devam etti: ''Mısır, pamuk gibi ürünlerde, yerden ilaçlama konusunda bilgi sahibi olmayan ve araçları da olmayan üreticiler, karara hazırlıksız yakalandı. Ürünlerini başkalarına ilaçlatmak zorunda kaldılar ve bunlar üretici için yeni bir maliyet demek. Bu karar gözden geçirilerek önümüzdeki yıldan itibaren kademeli olarak uygulanmalı.''
ZİRAİ İLAÇ KALINTISI HÂLÂ SORUN
2001 yılında başlayan zirai ilaç kalıntısı sorununun, her yıl farklı şekilde ve farklı bir ülkede karşımıza çıkmaya devam ettiğini de belirten Tuncer, sorunun son olarak Rusya'yla yaşandığını, mayıs ayında da giderildiğini anımsattı. Ancak, Tuncer'e göre ilaç kalıntılarının kökten çözümü için daha ciddi ve kalıcı önlemlere gereksinim var. Bunun için de üretimin kayıt ve kontrol altına alınmasını sağlayacak mekanizmaların yaratılması gerekiyor.
SÜRECEK
Zeytinci 'gölge' istemiyor
OZAN YAYMAN
Akdeniz'de âdettir, çocuk ana karnındayken, ilkin gidilip adına bir zeytin ağacı dikilir. Zeytin kadar bereketli, onun kadar köklü, zenginliğe kucak açan, barışın simgesi, dostluğa köprü olsun diye. Akdeniz'de kim kutsal sayılan zeytin ağacıyla taçlandırılmadı ki?
Efsanelerde, ''ölmez ağaç'' ya da ''hayat ağacı'' olarak adlandırılan zeytin, dibe vuran tarım sektörünün itici gücü olmaya aday.
Yetmişinde bile zeytin dikmeleri öğütlenen nesiller, istekli. Yeter ki, pamukta, incirde, üzümde, narenciyede ve daha pek çok kalem üründe verilen ödünler zeytinin de başına gelmesin. Yaşamı bilen, coşkuyla hisseden Akdeniz insanı ve onun kutsal ağacı sözü edilen.
Şöyle ki: ''Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı/ yetmişinde bile/mesela/ zeytin dikeceksin/hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil/ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için/yaşamak yani ağır bastığında...'' diye belletilen ve söz konusu olguyla büyüyen bir kitle sözü edilen. Bu olguyla şekillenen yaşamların zeytine uzak kalması düşünülecek şey değil.
Üretici, ''Tarım politikalarını yönlendirenler gölge etmesin yeter'' diyor.
Akdeniz havzasında zeytin ağacı kadar saygı gören başka bir bitki bulamazsınız. Bu mutlak... Akdeniz'deki Santorini Adası'nda daha geçenlerde buldu bilim adamları 39 bin yıl önceye ait zeytin dalı fosillerini. Geçmişi bu denli eski olan zeytini, köklerinden koparmaya kimselerin gücü yetecek gibi görünmüyor.
Güney turumuzda kendisini belli eden olgulardan birisi de, zeytinin anayurdu Akdeniz'de ekili ağaç alanlarının sınırlı olduğuydu. Bunu istatistikler de doğruluyor. Türkiye zeytinyağı ihracatının yüzde 93'ünü Ege Bölgesi gerçekleştirirken, Akdeniz Bölgesi'nin payı yüzde 6 dolayında. Ülke genelinde ekili zeytin ağacı sayısı her geçen gün artıyor. Son rakamlara göre Türkiye'nin 110 milyon adet zeytin ağacı var. Bu oranın büyük çoğunluğu Ege Bölgesi'nde. Akdeniz havzasından adını alan bölge ise binlerce yıl önce doğaya armağan ettiği bitkiden yeterince yararlanamıyor. Buna etken olarak, bölgenin özellikle son 20 yıllık süreçte geçirdiği ekonomik ve kültürel değişim gösteriliyor. Turizmin bölgenin en temel ekonomik gücü haline dönüşmesi, zahmetli bir bakım ve ilgi sürecini gerektiren zeytinciliği de ikinci plana itmiş durumda.
PRİM DESTEĞİ ŞART
Akdeniz Bölgesi'nde zeytin ağaçlarının yoğunlaştığı bölümler sit alanları. Buralarda herhangi bir yapılaşmaya izin verilmediği için, halk geçmiş geleneğini sürdürüyor. Bu durum mecburiyet ilişkisi olsa da bölgenin kültürel dokusunun korunmasına da etken oluyor. Üçağız ve Kekova'da sayıları binleri bulan zeytin ağaçları boy gösteriyor. Çünkü anılan yerler doğal ve arkeolojik sit kapsamında. İyi ki de sit statüsünde. Aksi durum, buralardaki zeytin alanlarının da betonlaşmasına neden olacak gibi.
Bölgede zeytinciliğin hak ettiği değeri bulması için destekleme primlerinin de arttırılması gerektiği vurgulanıyor. Tarım alanlarının, turizm yatırımlarına terk edildiğine dikkat çekilerek üreticinin bildiği sektörde kalması söz konusu, zeytinciliğin ise üretimine devam etmesi için, primle teşvik edilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. AB ülkelerinin zeytinyağı üreticisine kilogram başına 1.2 Avro destekleme primi verdiği buna karşın Türkiye'nin kilogram başına 10 kuruşluk destekleme primi dağıttığına dikkat çekiliyor.
Efsaneye göre Havva ile birlikte cennetten kovulan Âdem , 930 yaşına geldiğinde öleceğini hisseder ve Tanrı'dan kendisini ve tüm insanlığı bağışlamasını diler. Bu istemle oğlunu cennet bahçesine yollar. Bahçenin bekçiliğini yapan melek, oğulun duası üzerine ''iyi-kötü'' ağacından aldığı üç tohum verir ve öldükten sonra Âdem'in ağzına koyup öylece gömülmesini söyler. Âdem ölür, söylendiği üzere ağzındaki tohumlarla Tabor Dağı yakınlarındaki Hebron Vadisi'ne gömülür. Âdem'in ağzında yeşeren tohumlar kök salar ve Akdeniz'in simgesi sedir, servi ile zeytin filiz verir. Adı üzerinde efsane. Ama bir gerçek var ki, adı bereket ile dostluk ve barışla anılan zeytin ağacının, ülkemizdeki hikâyesi hâlâ sürüyor.
Üretici tedirgin ve umutsuz
HİKMET ÇETİNKAYA
DYP İlçe Başkanı Mustafa Toklu aynı zamanda erik üreticisi...
Diyor ki:
''Yıllardır erik, zeytin, narenciye üretiyorum. Seki Yaylası'nda buğday, pancar, anason üretilirdi. Anason ve pancar bitti. Sadece buğday kaldı.''
Araya giriyorum:
''Neden?''
Mustafa Toklu:
''Devam edeyim... Daha söyleyeceklerim var...''
''Peki, devam edin!''
Toklu:
''Mısır da bitti. Pamuk vardı Kadıköy'de, Ören'de, Döver'de. İyi pamuk üretilirdi. Şimdi pamuk ekili tarla yok... Buğday üretiliyor dedim az önce. Satamıyoruz inanın. İneğe yem olarak veriyoruz tıpkı ekmek gibi.''
Üretici perişan, üretici yılgın...
Hemen hemen her yerde böyle...
Mustafa Toklu, sözünü bitiriyor, bu kez CHP İlçe Başkanı Emrah Doğu konuşuyor:
''Domatesin kasası (bir kasada 25 kilo oluyor) 1 YTL'ye gitti. Üretici borç batağında. Bu iktidar tarım kesimini eziyor. CHP olarak tarım raporu hazırladık. Fethiye 71 köy, 12 kasabadır. Eğer tarım gelişmezse esnaf perişan olur...''
Emrah Doğu, ''üretici bilinçlenmeli ve örgütlenmeli'' deyip ekliyor:
''İhracat olayı çok önemli. Üretici kendine sahip çıkmıyor. AB uyum yasaları içinde tarım da var. Ama bunu kimse yazmıyor. Tohum, gübre, ilaç ithal. Bir de banka borcu. Ne yapsın üretici?''
PANCAR ÜRETİLMESİ İSTENMİYOR
Emrah Doğu, çalışkan bir CHP'li. İlişkileri çok iyi. DYP'li ve MHP'liler de öyle. Fethiye'de çok farklı bir yapı var..
Emrah Doğu devam ediyor:
''2006 yılında tarımın t'si bile kalmadı. Yaylada pancar üretimi kalmadı. Neden mi? Seki'de üretilen pancarın satımı Burdur'da yapılıyor. Kantar orada...''
Soruyorum:
''Neden yaptılar bunu?..''
Yanıt:
''Bilerek. Pancar üretilmesin diye. Seki ile Burdur arası 2 saat. Ne ile gidecek pancar. Kamyonla? Astarı yüzünden pahalı. Köylü de pancar ekmiyor. Tarlasını satıyor, parasını yiyor.''
Bu arada aklıma incir sorunu geliyor...
Sohbet uzadıkça uzuyor...
Aydın yöresi incir üretir...
İnciri TARİŞ ve tüccar alır...
Nedir sorun?
''İşte bazı veriler...
Kuru incirde olduğu gibi çekirdeksiz kuru üzümde de dünyanın önde gelen ülkesi olan Türkiye, arz fazlası sorunu yaşıyor. Yaklaşık 1 yıl önce Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından gündeme getirilen bağ alanlarının sınırlandırılmasına yönelik 'Bağ Yasası' nın bir türlü TBMM'den çıkartılmadığı anımsatılarak, 'Her yıl, mevcut bağ alanlarına, gereksinim duyulup duyulmadığı düşünülmeden, kalıcı politikalar oluşturulmadan yenileri ekleniyor' deniliyor.
Türkiye çekirdeksiz kuru üzüm üreticisi ve ihracatçı ülkeler içerisinde dünyada ilk sırada yer alıyor. Ege Bölgesi'nde yaklaşık 100 bin üretici bu üründen geçimini sağlıyor. Her yıl 200 bin ton kuru üzümü ihraç eden ülkemiz, bundan da yaklaşık 200 bin dolarlık gelir sağlıyor. Çekirdeksiz kuru üzümün 25 tonu iç piyasada tüketiliyor. Yurtiçi üretim ile tüketim kıyaslandığında, yine her yıl yaklaşık 25 bin tonluk arz fazlası yaşanıyor.
Bu arz fazlası ürünü, yasa ve anasözleşme gereği satın almak, stoklamak zorunda kaldıkların belirten TARİŞ Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza Türker , geçen yıl gündeme getirilen Bağ Yasası'nın çıkmasını beklediklerini söylüyor. Türker, 'Dünya piyasalarında işlem hacmi itibarıyla birinci sırada bulunduğumuz bu üründe, rakip ülkelerdeki gibi herhangi bir destek ve Türk üzümü adına fiyat dalgalanmalarını dengeleyecek mekanizmalar olmaması nedeniyle arz fazlalığından hem üreticiler hem de ülkemiz zarar görüyür. Arz fazlalığının oluştuğu yıllarda meydana gelen aşırı fiyat düşüşleri hem üreticileri mağdur ediyor, hem de ülkemizin ihracat gelir kaybına uğramasına yol açıyor' dedi.
Ortaklarının 2006 yılı çekirdeksiz kuru üzüm üretimlerine yönelik yapacağı masraflara katkıda bulunmak amacıyla Petrol Ofisi'yle işbirliği anlaşması yaptıklarını da belirten Türker, ortaklarının kendilerine verilen kuponlarla istedikleri istasyondan mazot gereksinimlerini karşılayacaklarını, akaryakıt giderinin sezon sonundaki alım sırasında kendilerinden kesileceğini söyledi. Türker, mazot dağıtımının 30 Eylül 2006 tarihine dek süreceğini ve toplam 3 milyon litrelik kapasite belirlediklerini de bildirdi. Dünya ihracatında söz sahibi olduğumuz çekirdeksiz kuru üzümün Türkiye'de yüzde 90'ı Manisa'da yetişiyor. Manisa Ziraat Odası Başkanı Nuri Sorman , bu ürünle ilgili yaşadıkları sıkıntıları, şu sözlerle dile getirdi:
'Türkiye'de tarım, gelişmiş ülkelerdeki gibi desteklenmediği için, üreticilerimiz harman zamanında gerek ihracatçılar gerekse tarım politikaları nedeniyle hüsrana uğruyor. İhracatçılar kendi aralarında anlaşarak fiyat kırdırmaya çalışıyor. Üretici ürünü pazarlayacak alıcı bulmakta zorlanıyor. Oysa gelişmiş ülkelerdeki gibi stok müessesesi olsa ve üretici desteklense, arz-talep dengesi yerli yerine oturacak ve bugünkü sorunlar daha rahat aşılacak. Türkiye'de tarımsal üretim planlaması yapılmadığı için hava şartlarına göre üreticinin kaderi de değişiyor. Örneğin tarım sigortası düzenlemesi yaşama geçirildi ama prim miktarları yüzde 4'ten yüzde 9'a çıktı. Hükümet, 'Sigorta priminin yarısını ben karşılayacağım' dedi. Üretici yüzde 4'ün yarısı olan yüzde 2'lik bölümü yatırmaya hazırlanırken şimdi önüne yüzde 4.5'lik rakam kondu.'
Geçen yıl yaşanan don felaketinden ötürü rekoltenin 180 bin tonlarda seyrettiğini belirten Sorman, bir önceki yıl ise bu rakamın 250 bin tonlarda olduğunu söyledi. Geçen sezon, ihracatçının fiyat kırdırma politikasına karşı TARİŞ'le birlikte hareket ettiklerini vurgulayan Sorman, 'İhracatçılar sezonu kilogramda 90 yeni kuruşa kapatmaya hazırlanırken üreticinin birlikteliği sayesinde bu rakamların 1 YTL 70 yeni kuruşa dek çıkmasını sağladık. Önümüzdeki sezon için de bu birlikteliği ayakta tutmayı düşünüyoruz' dedi.
AB'nin tarım bütçesinin yarıya yakınını tarımsal desteklere ayırdığını, ABD'de bu rakamın 55 milyar doları bulduğunu da anımsatan Sorman, sektörde kayıt dışılığın önlenmesi için prim sisteminin gerekli olduğunu söyledi.
Sorman, Bağ Yasası'nın sıkıntıların giderilmesinde tek başına yeterli olmayacağını da belirterek 'Bu iş sadece bağı kontrol altına almakla olmaz. Çaresiz üreticinin karşısına alternatif bir ürün konulmalı. Örneğin pamuk desteklenmeli' diye konuştu.''
Aydın'da incir üreticileri, Fethiye'de narenciye, buğday, pancar ve sebze üreticileri...
MHP İlçe Başkanı Süleyman Taşkın , MHP'li Belediye Başkanı Behçet Saatçı...
Aynı şeyleri söylüyorlar:
''Destekleme kaldırıldı, üretici perişan oldu...''
SÜRECEK