Çayda gelecek kaygısı
20 yıl önce 1 kilogram çayla 1 kilogram şeker ya da zeytinyağı alınırken şimdi 5 kilogram çayla 1 kilogram şeker, 10 kilogram çayla ancak 1 kilogram zeytinyağı alınabiliyor
AHMET ŞEFİK/ÖMER ŞAN
TRABZON/RİZE - Dünyadaki çay üretim alanları toplamının yaklaşık 2 milyon 461 bin hektar olduğu tahmin ediliyor. Bugün 45 ülkede çay üretimi yapılırken 1990'dan bu yana dünyadaki üretim alanlarında ciddi genişlemeler olduğu belirtiliyor.
Dünyanın en büyük çay üreticisi, 943 bin hektarla Çin. Bu ülkeyi Hindistan, Sri Lanka, Kenya ve Endonezya izliyor. Türkiye 77 bin hektarla altıncı sırada. Ancak kayıtsız alanlarla birlikte bu alan 90 bin hektara kadar çıkıyor. Kuru çay üretiminde ise Hindistan yaklaşık 845 bin tonluk üretimi ile birinci, Çin, Sri Lanka ve Kenya'dan sonra Türkiye 200 bin tonu aşan kuru çay üretimiyle beşinci konumda.
Türkiye üretimde olduğu gibi tüketimde de dünyanın belli başlı ülkelerinden biri. Kişi başına çay tüketiminde İngiltere ve İrlanda'dan sonra üçüncü durumda.
Yaklaşık 220 bin ailenin doğrudan uğraştığı çay tarımı, Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun'da yapılıyor. Türkiye'nin yaş çay yaprağı üretimi geçen yıl 1 milyon 182 bin tona ulaştı. Alımlarda, özel sektörün payı sürekli bir yükseliş gösteriyor. Ama sektörün devi Çay İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü (Çay-Kur). 1996'da yüzde 25'lik bir paya sahip olan özel sektör, 2005'te bu oranını yüzde 49'a kadar yükseltti.
Türkiye'de 1938'de yaygın çay üretimi başladı. 1970'li yıllara kadar üretici açısından temel geçim kaynağı oldu, ancak bu yıllardan sonra gerek üretimin artması ve üretim alanlarının plansız gelişmesi, gerek uygulanan istikrarsız politikalar ve gerekse fiyatlandırma uygulamaları ile üretici açısından ciddi sorunlar yaşandı.
Gümrük tehdidi
Çayda temel sorunların başında üretim-tüketim dengesizliği geliyor. Çay-Kur ve özel sektörün toplam kuru çay üretimi 220 bin tona ulaştı. İç piyasa isteminin üzerinde olan bu miktar, kaçak çay girişleri ile ciddi sorunların yaşanmasına neden oluyor. Çayda yüzde 145 uygulanan gümrük sayesinde şimdilik Türk çayı korunurken Dünya Ticaret Örgütü ve AB uyum politikaları sonucunda gümrüklerde önemli düşüşlerin yaşanması bekleniyor. Bu durumda Türk çayının dışarıdan gelecek, maliyeti daha düşük çayla rekabet şansı azalacak.
Bu nedenle Türk çayının gerek içte ve gerekse dışta rekabet şansını arttırabilmesi için ürün çeşitlemesine gitmesi, kaliteyi ve verimi arttırması gerekiyor.
Öte yandan, piyasaya kaçak yollarla ya da ihraç kaydıyla giren çayların iç piyasada tüketilmesi, hem devleti zarara uğratıyor hem de zaten üretim-tüketim dengesizliği yaşayan Türk çayını zora sokuyor.
Değişim için kaynak
Türk çayı konusunda yaşanan en büyük sorunlardan biri de çaylık alanların yenilenmesi. Yaklaşık 50 yıllık bir ömrü bulunan çaylık alanların ortalama 5 yıllık bir sürede yenilenmesi gerekiyor. Bunun için de çiftçinin sübvanse edilmesi şart. Ama ne yazık ki bugüne kadar bu önemli sorunun çözümü konusunda ciddi bir kaynak sağlanamadı.
Hem çaylık alanların yenilenmesi hem de dekar başına verimin arttırılması ile ürün maliyetlerinde önemli düşüşler sağlanabileceği belirtiliyor.
Çay sektörünün devi Çay-Kur, bünyesindeki 40'ın üzerinde fabrika ile dünyanın da en büyük kuruluşları arasında. Sektörde özel sektörün ağırlığı giderek etkisini gösteriyor. Yüzlerce irili ufaklı işletme ve fabrika bu alanda hizmet veriyor. Ancak özellikle özel sektörden kaynaklanan bir kalite sorunu var.
Denetimin yeterince yapılamaması Türk çayına olan ilginin düşmesine neden oluyor. Piyasada yabancı kaynaklı ya da sermayeli çayların payı giderek artıyor.
Özelleştirme baskısı
Çay üreticisinin en büyük garantisi konumundaki Çay-Kur'a yönelik özelleştirme baskıları gerek üretici, gerek özel kesim ve gerekse toplumun diğer kesimlerinden ciddi tepkiler görüyor. Üreticiler kurumun özelleştirme programına alınmasının bir felaket olacağını düşünürken sanayiciler de yabancı çay tekellerinin kurumun özelleştirmesinde asıl payı kapabileceği, onlarla rekabet şanslarının bulunmadığı gerekçesiyle özelleştirmeye karşı çıkıyor. Ancak kamu kesimi kadar olmasa da devletten destek istiyor.
Çay-Kur'un özelleştirilmesini isteyenlerin başında yabancı çay tekelleri geliyor. Bu tekellerin sektöre egemen olması halinde özel sektörün de kapısına kilit vurması ya da rekabet şansını kaybetmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu durumda üreticiler de Güney Asya'da çay plantasyonlarındaki yoksul üreticilere dönüşme kaygısı taşıyor.

 

'Çayda büyük oyun var'
ÇAYSİAD Başkanı Rahmi Üstün:
Çay Türkiye'de 750 milyon dolarlık bir pazara sahip. Bu miktar birilerinin iştahını kabartıyor. Çay üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor. Çayda bugün yaşanan en önemli sorun kaçak çay. Kalitesiz yaş çay yaprağı alımı, üretim maliyetlerinin yüksek oluşu, kuru çay satışlarındaki KDV'nin yüksekliği, yaş çay fiyatının geç açıklanması, enerji maliyetlerinin yüksek oluşu, Güneydoğu'da Türk çayının içilmiyor oluşu, piyasanın sağlıklı bir şekilde denetlenememesi, belgesiz üretim yapan firmaların haksız rekabeti, denetim yapacak bir üst kurulun bulunmaması, yasalar yapılırken özel sektörün görüşünün alınmaması, ihracatın desteklenmemesi, ithalattaki vergi ve fonların kaldırılmaya çalışılması, AB ile çay müktesebatının görüşülmesi aşamasında sanayicinin görüşünün alınmayışı ve çayla ilgili bir ihtisas gümrüğünün olmayışı. Her 1 kilogram kaçak çayda devletin 3 dolar civarında bir vergi kaybı söz konusudur. Yıllık 30-40 bin ton civarındaki kaçak çaydan devletin kaybı da 90 ile 120 milyon dolar arasında olmaktadır.
Tek Gıda-İş Sendikası Rize Bölge Başkanı Naci Bayraktutan:
Yaş çay üreticilerinin en temel sorunlarının başında yaş çay fiyatının düşük oluşu gelmektedir. Bu yıl yaş çaya verilen yüzde 11 oranındaki artışla maalesef üretici bir kez daha mağdur edilmiştir ki; yüzde 10 olarak gösterilmeye çalışılan ortalama enflasyonun gerçek boyutlarına baktığımızda bunu görebiliriz. Yani reel olarak çay, büyük bir değer kaybetti. Üreticilerimiz, devlet güvencesinde olduğu için ürününün tamamını Çaykur'a satmak istiyor.
Çay-Kur ürünün tamamını almadığı gibi, kota ve kontenjan uygulaması ile de sınırlama getirmektedir. Bu durum karşısında ise üretici doğal olarak özel sektöre yönelmektedir. Ama ürün bedellerinin ödenmesi aylar ve hatta yıllar sonrasına sarkıtılabilinmektedir.
Of Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Erdal Saral:
Son aylarda 35-40 bin ton civarında çay, kaçak yollarla ülkeye sokularak arz-talep dengesini bozdu. Bu kadar çay bu ülkeye nasıl kaçak olarak sokulur? Böyle giderse, tek ürüne bağlı çay üreticisi yaprağını satamayacak ve geçinemediği için toprağından göç edecektir. Sanayici fabrikasını kapatacak, işsiz insan sayısı artacak, yüzde 20-25'e kadar çıkacaktır. Kaçak çayın girişi böyle devam ederse geometrik olarak katlanarak artacaktır. Bu kadar çayın kaçak yolla Türkiye'ye girişinde kimin menfaatı var, kim bu kaçaktan nemalanarak bu ülkeye kurşun atıyor? Bunların bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gerekir.
Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç:
Yaş çay üreticilerinin en temel sorununu düşük fiyat, kota ve kontenjan uygulamaları oluşturuyor. İzlenen yanlış politikalar ve bu uygulamalar sonrasında kendini devlet güvencesinde hissetmek isteyen üretici zorla özel sektöre yönlendiriliyor. Özel sektör de bunu koz olarak kullanarak dilediğince alım politikası ve fiyat uygulaması yapıyor. Yaş çayına istediği değeri alamayan ve geçimini sağlayamayan üretici, bu kez çaylık alanlarını yarıcılık sistemiyle kiraya veriyor ve yaş çaydaki üretim daha da düşerek kalitesizleşmesine neden oluyor. 2006 yılı, yaş çay üreticileri için çok kötü bir kampanya dönemine sahne olmaktadır. Meydana gelen don olayı ile de yaş çay üretimi genelde yüzde 30 oranında zarar görmüştür. Buna karşın yaş çaya verilen yüzde 11 dolaylarındaki zam ile üretici bir önceki yıla oranla sıfır enflasyonu baz aldığımızda bile yüzde 20 oranında zarara uğramış ve dolayısıyla yaş çay fiyatı da bu oranda geri kalmıştır.
Trabzon Ticaret Borsası Başkanı Sebahattin Aslantürk:
Türkiye genelinde olduğu gibi, fındık ve çay gibi iki temel ürünün üretildiği Doğu Karadeniz'de tarım alanlarının veraset yoluyla parçalanması, küçük arazilerin tarımsal yönden ekonomik ve verimli olmayışı bu iki ekonomik ürünü olumsuz yönde etkilemektedir. Hemen hemen yok denecek kadar dış satımı bulunmayan, hatta iç tüketimde üretim fazlası olan çayda, bir de yurtdışından çeşitli yollarla kaçak girişler söz konusu olunca, ortaya hiç de iyi görünmeyen bir tablo çıkmaktadır. Oluşan stokların getirdiği baskı önümüzdeki yıllarda daha da artacak ve sektörü içinden çıkılamayacak bir kaosun içine taşıyacaktır. Bir zamanlar olduğu gibi devlet Çay-Kur eliyle aldığı yaprakları denize bile dökmeye başlayacaktır. Artık geçindirmeyen ürün haline gelen çayda sıkıntının ortadan kaldırılması, birim maliyetlerinin düşürülmesi, verim ve kalitenin arttırılarak organik olduğu bilinen, ancak bundan dünyanın haberi olmadığı Türk çayının mutlaka ihraç edilmesi gerekir.
Of Ziraat Odası Başkanı Mehmet Yüksel:
Bölgemizin tek geçim kaynağı olan çayda da sorunlar farklı değildir. Türkiye'de tarım nereye doğru gidiyor! Görmek mümkün değil. Hele de fındıkta yaşananlardan sonra... Yaptığımız hesaplamalar sonucunda 2006 yılı yaş çay yaprağı maliyeti 1.30 YTL/kg olarak saptanmıştır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, maliyeti 1.30 YTL/kg olan yaş çay yaprağının üreticiye nasıl yansıdığıdır. Üzücü olan, bu yıl üreticiye 1 kg yaş çay yaprağı karşılığı belirtilen maliyetin yarısının ödenmesidir. Çayın çok yıllık bir bitki olması nedeniyle kısa sürede sökülmesi ve yerine farklı bir ürün yetiştirilmesi imkânı yoktur. Bu nedenle; yöre halkı geçimini sağladığı çayın maliyeti ne olursa olsun üretimini yapmaya devam edecektir.
Çay üreticisi Ahmet Hacımollamehmetoğlu:
Karadeniz'de tarımdan başka iş sahası yoktur. Vatandaşlar çay, tütün ve fındık gibi ürünlerle geçimini sağlamaktadır. Sattığı ürünün parasını da alamayınca, hep beraber izliyoruz, görüyoruz. Benim tarım politikam şöyle olurdu; tarım alanlarını genişletirdim. Bölgedeki halkı kendi alanında tutardım. Çiftçiye sıfır faizli kredi verirdim. Ziraat mühendislerini köye gönderirdim. Çiftçiyi kaliteli ürün yetiştirmesi için teşvik ederdim.

 

Üretici tepkili
Çay üreticisinin karşı karşıya kaldığı en büyük sorun, diğer tarımsal ürünlerde olduğu gibi fiyattaki yetersizlik. Sözgelimi bu yıl geçen yıla göre yaş çay fiyatı kilogram başına yüzde 11 oranında arttırıldı. Enflasyon oranı yüzde 10 düzeyinde hesaplanarak bu fiyat verildi. Oysa gerçek enflasyonun hem de son bir buçuk aydır yaşanan örtülü krizle birlikte çok yükseklerde olduğu biliniyor.
Uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmada, sözgelimi bundan 20 yıl önce 1 kilogram yaş çaya 1 kilogram zeytinyağı ya da şeker alınabiliyordu. Şimdi ise 5 kilogram yaş çay ile 1 kilogram şeker, 10 kilo yaş çayla ise 1 kilo zeytinyağı alınabiliyor. Bu karşılaştırma, çaydaki gelir kaybının hangi ölçülere vardığını göstermesi açısından çok çarpıcı. Üreticinin en çok rahatsız olduğu konu ise kota ve kontenjan sistemi. Çay-Kur, işleme kapasitesi olmasına karşın üreticinin malının tamamını almıyor. Üretici çayının bir kısmını özel sektöre vermek durumunda kalıyor. Ama parasını almakta ciddi sıkıntılar çekiyor. Bu yıl neredeyse maliyetinin altında verilen fiyat, çaycıyı büyük gelir kaybına uğratmış durumda.
Üretici için başka bir sorunsa çaylıkların bölünmesi. Doğu Karadeniz'de tarım alanları dar ve engebeli. Nüfus giderek arttığı için bu küçük tarlalar bölünüyor. Artık çay, ailelerin büyük bölümü için geçim unsuru olmaktan çıkmış. Bu nedenle çay bölgesinde göç önemli bir olgu olarak halen yaşanıyor.