17 Ocak 2005

DOSTUMUZU, MÜTTEFİKİMİZİ VE KOMŞUMUZU ARTIK TANIMAMIZIN ZAMANI GELDİ

Cem BAŞAR
 
Türkiye’nin diplomasi lügatında yer alan üç sözcük, İkinci Dünya savaşından sonra bize hayli sorun yaratmıştır. Bu üç sözcük şunlardır. “DOSTUMUZ”, “MÜTTEFİKİMİZ” ve “KOMŞUMUZDUR”.
Bu üç sözcük yüzünden elli yıldır, kimin dostumuz, kimin müttefikimiz olduğunu anlayamadık ve sonunda Yunanistan örneği düş kırıklığına uğradık. 1985-1999 yılları arasında terörün tırmandığı günlerde gazetelerde sıkça şöyle haberler okurduk. “Bomba korken yakalanan terörist verdiği ifadede bir KOMŞU ülkede eğitildiğini söyledi” Haberi okuyanlar bu veya benzeri haberlerde, bu KOMŞU’nun kim olduğunu yıllarca öğrenemediler. Çünkü Dışişleri diplomatik ilişkilerin bozulmaması için söz konusu ülkenin ismini gizli tutulmasını tasfiye etmişti. Ta ki Aptullah Öcalan, bir Yunan elçiliğinde yakalanıp, yargılanması sırasında Yunanistanın PKK terör örgütünü nasıl beslediğini anlatıncaya kadar bu gizlilik sürüp gitmişti.
Bu arada NATO müttefiklerimizin elli yıl boyunca bize attıkları kazıklara da MÜTTEFİKLERİMİZ diyerek yuttuk.
Şimdi sıra Avrupalı dostlarımıza geldi. En zayıf noktamız olan AB üyeliğini istismar ederek Türkiye Cumhuriyetini kendileri istedikleri ölçülerde parçalamak için kılıktan kılığa giriyorlar.
Kısacası bunca yıl kimin dostumuz, kimin düşmanımız olduğunu öğrenemedik gitti.
Bütün bu “DOSTLARIMIZ” ve “MÜTTEFİKLERİMİZ” yetmiyormuş gibi şimdi bir de hasbelkader AB üyesi cüce Kıbrıs Rumları ortaya çıktı.
Artık bir gerçeği görmemizin zamanı geldi, hatta geçiyor. “Türkün dostu Türktür” deyimi bile geçersiz, ne yazık ki aramızda bile bize, yani Türk’e dost olmayanlar var.
Ne ise biz gelelim şimdi şu günlerde yaşadıklarımıza, gazetelere şöyle bir göz attığımız zaman neler görmüyoruz ki. AB’nin öne sürdüğü şartlar bile bizi yok etmeye yeter.
Şu sıralarda AB uğruna Yunanistana toz kondurmuyoruz. Hatta ne Cem’in ”Sirtaki’si” ne de Tayip Erdoğan’ın “Kumbaros’u” bizi Yunan meğeli idea’sının elinden kurtaramayacak. Yunanistan bütün iyi niyetli görüntüsüne rağmen kendi oyununu oynuyor.
APO olayından sonra Yunanistan bir dostmuş gibi gözüküyor ama, bu görüntü bize ve dünyaya tevcihli. Yunanistanda ise her şey farklı. “Eski hamam eski tas”. Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı gerçek duygularını 17 aralık 2004 günlerinde Yunan Devlet televizyonu ERT’i izlemek kafi.
Aralık ayı içinde tesadüfen gördüklerimizi şöyle sıralayalım.
• Pontus Rumları ile ilgili bir açık oturumda sözde Türk vahşeti, uydurma Pontus soykırımı işlendi. Bu arada ailesini Mustafa Kemal’in askerlerinin öldürdüğü Pontuslu bir ailenin yetim kızın anıları ile ilgili bir filmin Türkiyede çekilmesi için AB’nin para verdiğini, filmin Trabzonda çekildiği ve figüran olarak gizli hıristyan olan sözde Pontuslu figüranlar kullanıldığını öğrendik.

• ”Küçükasyada Yunanlılık” adlı bir belgeselde Trabzonu ziyaret eden Yunanlı turistleri gördük. Sanki hepsi tek tek seçilmiş gibi hepsi de Pontus nesli. Trabzon ve civarında dolaşırken gördükleri her güzel binanın dedelerine ait olduğunu üstüne basa basa ilan ettiler.

• Bir diğer programda 6-7 Eylül 1955 konusu işlendi. Olaylarla ilgili fimler gösterildi ve Türkiye aleyhine işlendi. Öyle işlendi ki sanki “Türkiye AB’ye uygun değil..”der gibi. Bu programda iki kişi oturum masasında yer almışlardı. Biri İstanbulda Patrikhanenin fotoğrafçısı iken, Türkiye aleyhinde yıkıcı faaliyetlerde bulunduğu için Bakanlar Kurulu kararı ile sınır dışı edilen Kalumenos, diğeri de 30 yaşları civarında Mustafa Yavuz adlı biri. 5-7 eylül olaylarına tanık olmuş gibi öyle anlattı ki insanın inanacağı geliyor. Belli ki birileri senaryoyu hazırlayıp okuması için eline vermişler. Tahminimize göre Mustafa Yunanistana iltica etmiş bir solcu örgütün militanı.

• Bu arada eski Başbakanlardan Rallis, bir açık oturumda AB konusu Türkiye’nin en zayıf tarafı olduğunu. Bu durumdan fırsat kaçırmadan yararlanılması gerektiğini ve özellikle Yunanistanın deniz sınırlarını 12 mile çıkarılabilmesi için, Türkiyenin imzalamadığı “Deniz Hukuku” anlaşmasını imzalaması için tüm imkanlar kullanılarak baskı yapılması ve daha da önemlisi Yunanistanın deniz sınırlarının bir emri vaki ile genişletmesini önlemek için TBMM’de yasalasan “Casus Belli” savaş durumunun yeni bir yasa ile kaldırılmasının sağlanmasını önerdi. Kostas Rallis Yunanistanın NATO’ya dönmesine Türkiyenin yeşil ışık yaktığı günlerde Başbakandı ve NATO Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı General Rogers ile birlikte bu işi kotarmışlardı.

• Ve nihayet Yunanistan’ın birkaç aydan beri tüm dünya üzerinde işlediği bir konu da İMROZ adasının dolaylı şekillerde ifade edilen Türk işgali altında olan bir Yunan adası olduğudur. Son günlerde Kıbrısın Rum kesiminde gösterilen Yunan yapımı “Ege’de Yunan Adaları” belgesel dizide, İMROZ adası bir Yunan adası olarak tanıtılıyor ve belgeselde gördüğümüz Yunanlı seçme turıstler, Trabzonda olduğu gibi ada üzerindeki binaların ve arazilerin ailelerine ait olduğunu tekrarlayıp durdular. Bu arada adanın Yunanlılığı ile ilgili şiirler ve şarkılar okundu.

Bu saydıklarım çok kısa bir süre içinde tanık olduğum olaylardır. Bu işlenen konuların arkasında yatan gerçek sanırım Yunanistanın AB’yi fırsat bilerek TRABZON, ISTANBUL ve BOZCADA Rumlarını Avrupa mahkemesinde Türkiye aleyhinde dava açmaları için zemin hazırlıyor. Tabi bu arada Patrikhane ve Heybeli ada ruhban okulu da en fazla işlenen konudur.