Yüzyıllardır bazı şeylerin değişmediğini görmek
çok acı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra "insan hakları"
nın uluslararası güvenceye alınması ne büyük umutlar
doğurmuştu. 'İnsanlığa karşı işlenen suçlar' lanetlenmiş, en büyük
cezalarla karşılanması karar altına alınmıştı.
Ama bütün bunların bir "siyasal
soytarılık", "stratejik maskaralık" olduğunun anlaşılması
için çok geçmedi. Soykırım gibi bir büyük insanlık
suçu bile, siyasal-stratejik çıkarların aleti haline getirildi.
Adamına göre soykırım, adamına göre suç, adamına
göre ceza.
Bundan 12 yıl önce Bosna'da büyük bir insanlık
suçu işlendi. Binlerce Bosnalı, Sırplar tarafından katledildi. Binlerce kadın
tecavüze uğradı. Yaşlı, çocuk demeden sayısız insan keskin nişancılar
tarafından vurulup öldürüldü. Tüm Avrupa bu vahşeti seyretti.
Bunlar içinde biri var ki, insan aklı almıyor. Srebreniça, Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli
bölge" ilan edilmiş, katliamdan kaçan binlerce sivil Bosnalı,
silahlarını teslim edip buraya sığınmıştı. "Güvenli bölge" de
güvenliği Hollandalı askerler sağlayacaktı. Ancak, Sırp askerler bölgeyi
kuşattılar ve Hollandalı askerlerden Bosnalı sivilleri kendilerine teslim
etmelerini istediler. Hollandalı askerler, Bosnalı sivilleri Sırplara teslim
ettiler. Sırplar, teslim aldıkları sivillerden 8 binini öldürdüler. Hollandalı
askerler de seyrettiler. Sonra Sırp kasaplarla şerefe kadeh kaldırdılar. Daha
geçtiğimiz aylarda bu Hollandalı askerlere, Hollanda'da şeref madalyaları takıldı.
Önceki gün toplanan La Hey Uluslararası Adalet
Divanı da Srebreniça'da 8 bin kişinin öldürülmesinin "soykırım"
olduğuna karar verdi ama Sırbistan'ın, bu soykırımda suçu olmadığına
hükmetti. Sırbistan'ın bu nedenle Bosnalılar'a
tazminat ödemesine de gerek yokmuş.
Bir yanda, doksan küsur yıl önce Osmanlı
döneminde yaşanan Ermeni olaylarını "soykırım" olarak
niteleyip bu olaylarla hiç ilgisi olmayan Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumlu
tutulması... Öte yanda, daha toplu mezarları taze Srebreniça
soykırımı sorumlularının aklanması. İşte, insan hakları kavramının,
mahkemeleşmiş son hali...
Bugünlerde bir başka katliamın kurbanları,
15'inci yıldönümünde anılıyor. Ermeniler, 25 Şubat 1992'de Karabağ'ın
Hocalı köyünde yaptıkları katliamda, bine yakın sivili öldürdüler. 200'ü kadın
ve çocuktu. Bu toplu öldürmenin yanı sıra sayısız köyde sayısız Azeri
katledildi. İki milyona yakın Azeri yerlerinden yurtlarından sürüldüler ve
Azerbaycan'ın diğer bölgelerinde göçmen oldular. Hâlâ da öyleler. Yağmurda,
çamurda, kar altında çadırlarda ve eski tren vagonlarında hayatta kalmaya
çalışıyorlar.
Dünya onlara kör, Avrupa sağır.
Dedik ya adamına göre soykırım, adamına göre
katliam, adamına göre suç ve ceza. Siyasal ve stratejik hesaplara göre, bir
soykırımı aklanabilir, bir başkası hiç görülmeyebilir. Çağdaş dünya bu mu?