02/09/2006
HAYIR HAYIR ASLA!..
Mahiye MORGÜL
Almanların 2. büyük dünya
savaşını Polonya’ya sudan bahaneyle saldırıp başlattığı ve İsrail adında ırkçı
ve dinci saldırgan bir devletin kurulmasının ilk adımı olan 1 Eylül 1939
tarihini Barış Günü diye ilan eden Birleşmiş Milletlerin başı İsrail’e hizmete
devam etmek üzere ülkemize geliyor.
Birleşmiş Milletlerin başındaki
Kofi Annan 5 Eylül’de İsrail’e hizmet
için bizi ikna etmeye geliyor. Tüm sesimle haykırıyorum. Onun isteklerini kabul
etmek ölüm getirir.
Kofi Annan AZRAİLİN TEMSİLCİSİDİR! İstekleri asla kabul edilemez!
HAYIR HAYIR ASLA!..
Nazilere karşı direnen
Macarların ünlü haykırışıyla:
Nem Nem ŞOHA!..
Bugün yaşadığımız savaşın
sorumluları 1940 lı yıllarda dünya sahnesindeydi.
Nazilerle ittifak halindeydi. Kuvvetle ihtimaldir ki Hitler manyağını onlar
yönlendirmiştir. Ki; yönlendirecekleri kişileri yetiştirmek Siyonizmin
bilinen yöntemlerindendir.
Ferruh Sezgin
imzalı “Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği üzerine bir analiz” başlıklı
yazıdan aşağıya alıntıladığım satırları lütfen dikkatle okuyunuz. “Irgun” yerine “PKK” diye düşünün ve bu gün bizimle PKK
resmi görüşmelere başlatılmak üzeredir!!!
…..
Bir "Yahudi-Nazi ittifakı"nın mümkün olabileceği hiç akla gelir
mi?.. Bu, çok kişi nazarında, bir kıyamet belirtisi dahi olabilir. Fakat, gelin
görün ki, Filistin'e yerleşmiş Yahudiler, hem de Avrupalı Yahudiler'in
fırınlarda ve gaz odalarında yok edildikleri günlerde, Nazi Almanyası
ile ittifak kurmayı "Siyonist menfaatler"in
icabı olarak görmüşler ve bunun gerçekleştirilmesini de Berlin'e tereddütsüz
teklif etmişlerdir.
Schoenman'ın
kitabında, İsrail'in eski başbakan ve dışişleri bakanlarından İzak Şamir'in, İrgun adlı meşhur Yahudi tedhiş örgütü
hesabına faaliyet gösterdiği dönemde -1941'de-
Nazi yönetimine yapmış olduğu bir askeri anlaşma teklifinden de söz
edilmektedir. Teklif, harp sonrasında, Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği
belgeleri arasında ele geçirildiği için "Ankara Belgesi" olarak
isimlendirilmektedir.
Ankara Belgesin'de, İrgun, Üçüncü Reich'a şunları teklif
etmektedir:
"Yahudi asıllı kitlenin
Avrupa'dan çıkarılması, Yahudi sorununun çözümlenmesinin ön şartıdır. Bunun
gerçekleşmesi ise bu kitlelerin anavatanları Filistin'e yerleştirilmelerine ve
tarihi sınırları içinde bir Yahudi devletinin kurulmasına bağlıdır. İrgun, Alman Reich'i ile onun
yetkilerinin Almanya'daki Siyonist faaliyetler ile Siyonist göç planları
konusundaki iyi niyetlerinin bilincinde olarak şu görüşlere sahiptir:
"1- Alman düşüncesine
uygun olarak kurulacak "Yeni Avrupa Düzeni" ile İrgun
tarafından temsil olunan "Yahudi milli hedefleri" arasında asgari müsterekler bulunması mümkündür.
2- Yeni Almanya ile İbrani
âlemi arasında bir işbirliği de mümkündür.
3- Milli ve totaliter temeller
üzerine oturacak bir Yahudi devletinin Alman Reich'ıyla
yapılacak anlaşma çerçevesinde kurulması, gelecekte, Orta Doğu'daki Alman
menfaatleri için de gereklidir.
4- İrgun, Yahudi milli menfaatlerinin Alman
Hükümeti tarafından tanınması şartıyla, halihazır savaş sırasında Almanya'nın
yanında aktif olarak yer almayı teklif eder."
Şamir
kanalıyla yapılan teklifin tercümesi şu: İrgun, Ankara Belgesi ile, Yahudi devletinin kurulmasının desteklenmesi
şartıyla "Naziler'in Avrupa Yahudileri'ni
yok etmesinin unutulacağını" resmen beyan etmektedir.
"Şeytan'la ittifak"
diye bir şey varsa, herhalde bundan başkası değildir.
Şeytan'la ittifakın mimarı ve
1940'lı yılların İrgun teröristi İzak
Şamir, İsrail Dışişleri Bakanı ünvanını
taşıdığı 1983'te Brüksel'de yaptığı bir basın toplantısında kendisine
yöneltilen "Türkiye'deki Kürtçülük faaliyetlerine İsrail nasıl
bakmaktadır?" sorusunu "Bu, kendi topraklarında bağımsız olmak
isteyen bir halkın sorunudur... Kürt topraklarını işgal altında tutan ülkeler
hiç söz dinlemediklerinden, söz konusu halk da amaçlarına ulaşamamaktadır"
biçiminde cevaplandırarak, Türkiyeyi nasıl oluyorsa,
kendi topraklarını işgal altında tutmakla" suçlamıştır. Türkiye'nin,
İsrail'le daha yakın ilişkiler kurmaya zorlandığı şu günlerde, İsrail
yetkililerini en çok sinirlendiren iki şeyden birincisi Şamir'in
sözlerinin kendilerine hatırlatılmasıdır.
Hatırlatıldığında İsrailliler'i sinirlendiren ikinci şey ise çok daha zor
yenilir yutulur cinstendir: 1991 yılının İsrail Dışişleri bakanı David Levy, Amerikalılar'ın
Kuzey Irak'a yaptığı gıda yardımlarını değerlendirirken, "ABD'nin Kürtler'e yiyecek yardımı yapmasının, olsa olsa, aç karnına değil tok karnına ölmelerine yarayacağını;
ABD'nin Kürtler'e yiyecek yerine silah yardımı
yapması gerektiğini" söylemiştir.
….
Yazının tamamı uzun olduğu için
alıntıyı burada kesiyorum.
Yeni bir
“ANKARA BELGESİ”ne doğru sürüklenmiyor muyuz?