Sayın Ahmet Necdet Sezer,
Cumhurbaşkanı
Temelleri 25 Mart 1957’de Roma’da atılan Avrupa Birliği (AB )’nin Anayasası,
29 Ekim 2004 günü Roma’da AB’nin 25 Üye Devleti’nin devlet ya da hükümet
başkanları tarafından imzalandı. 12 Ocak 2005 tarihinde de Avrupa Parlamentosu’nda
oy çokluğuyla kabul edildi. AB Anayasasının yürürlüğe girebilmesi için,
25 Üye Devlet’in tümünün birden, ya referandum (halkoylaması) ya da meclis
kararıyla, Kasım 2006’ya kadar Anayasasyı onaylamaları gerekmektedir.
25 Üyeli ve yaklaşık 455 milyon nüfuslu AB’nin; yasama, yürütme ve yargı
organları bulunmaktadır. Anayasası, Euro adında parası, bu parayı basan
merkez bankası, bütçesi, bayrağı ve marşı bulunan AB, kendi ordusunu da
kurma hazırlıkları içindedir. Avrupa Birliği bu yapısıyla artık bir Avrupa
Devleti olarak algılanmakta, hatta bazı etkili çevreler bu yeni yapıya,
‘Süper Avrupa Devleti’ demektedirler.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Eğer Avrupa Birliği, bir Avrupa Devleti’ne dönüşmüşse, ki eldeki tüm veriler
bunu göstermektedir, bu yeni devlet aynı zamanda Egemen bir devlet olmalıdır
da. Böyle olunca da, ona katılan 25 Ulus-devletin de ayrı ayrı Egemen
olduklarından söz etmek mümkün olamayacaktır. Çünkü, Egemenlik, başkalarıyla
bölüşülmeyen, paylaşılmayan ve bir parçası dahi devredilemeyen bir güçtür.
Öyleyse, 25 Üye Devlet, Avrupa Birliği’ne katılırken, kendi ulusal egemenliklerinden
vazgeçmişlerdir. Bu durumdan çıkarılan kaçınılmaz sonuç şudur ki, Türkiye
de, AB’ne üye olduğunda, ulusal egemenliğinden vazgeçmek zorunda kalacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı,
Bugüne kadar yaptığınız sözlü ve yazılı birçok açıklamada, Türkiye’nin,
Avrupa Birliği’ne katılmasından yana olduğunuzu çok açık ve net olarak
ortaya koymuş bulunmaktasınız. Bu açıklamalarınızdan sadece üçünü aşağıda
hatırlatmak istiyorum:
• Yemin ederek göreve başladığınız 16 Mayıs 2000 tarihinde, TBMM’de yaptığınız
teşekkür konuşmasında şöyle diyordunuz: “Kendi içine kapalı kalması olanaksız
olan ülkemizin, Avrupa Birliği’nin benimsediği uygarlık değerleriyle bütünleşmesi
zorunludur.”
• 12 Ocak 2001 tarihinde Çek Cumhuriyeti’ndeki geziniz sırasında, Çek
Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in verdiği yemekte yaptığınız konuşmada şunları
söylüyordunuz: “Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’ün başlattığı
demokratik, toplumsal, kültürel ve ekonomik reformları süratle tamamlayarak
tam üyelik için hazırlanıyoruz. Avrupa Birliği’ne tam üyelik her dönemde
Türk halkının ve hükümetlerinin ereğini oluşturmuştur.”
• 8 Ekim 2004 tarihinde ise AB’den yana karalı duruşunuzu çok daha keskin
sözcüklerle şöyle açıklıyordunuz: “Biz, mutlaka Avrupa Birliği üyesi olma
hedefinden vazgeçmiyoruz. Bu hedeften geri dönmeyeceğiz. İnanıyorum ki
bir gün bu hedefe ulaşacağız.”
Sayın Cumhurbaşkanı,
Aynı zamanda hem ulusal egemenlikten hem de Avrupa Birliği’nden yana olmak
artık mümkün değildir!
Avrupa Birliği’ne katılmayı istemek demek, ulusal egemenlikten vazgeçmeye
razı olmak demektir!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Sizin, ulusal egemenlikten vazgeçme gibi ne bir yetkiniz ne de hakkınız
vardır. Size, göreve başlarken TBMM önünde, Anayasanın 103. Maddesine
göre andiçerken söylediklerinizi hatırlatmak istiyorum: “...milletin kayıtsız
ve şartsız egemenliğni koruyacağıma...Büyük Türk milleti ve tarih huzurunda
namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Türk Milletinin egemenliğini koruyacağınıza, namusunuz ve şerefiniz üzerine
andiçtikten sonra Avrupa Birliği’nden yana olmanız mümkün değildir!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Göreve başladığınız 16 Mayıs 2000 tarihinde, yemin ettikten sonra TBMM’de
yaptığınız teşekkür konuşmasının bir yerinde şöyle diyordunuz:
“Kuşku yok ki, egemenliğin asıl kaynağı kayıtsız ve koşulsuz sahibi Türk
Ulusu’dur ve ebeddiyen öyle olacaktır, öyle kalacaktır.”
Ama artık tüm Avrupa’da açıkça bilinmekte ve dillendirilmektedir ki; Avrupa
Birliği’ne katılan ulus-devletler, egemenliklerinden vazgeçmek zorundadırlar.
Bu nedenle, eğer Türkiye de, sizin arzu ettiğiniz gibi, bir gün Avrupa
Birliği’ne katılırsa, ulusal egemenliğinden vazgeçmek zorunda kalacaktır!
Yani, Türk Ulusu, egemenliğin ebeddiyen sahibi kalamıyacaktır!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Avrupa Birliği’nden yana olan konumunuzu açıklarken, aynı bağlamda Cumhuriyetimizin
kurucusu büyük Atatürk’ten söz etmenizi ve sanki, ‘Bağımsızlık benim karakterimdir’
diyen anti-emperyalist devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de Avrupa
Birliği yanlısı olabilirmiş gibi gösterme çabanızı anlaşılmaz olarak görmekteyim.
Atatürk’ün, bağımsızlık ve egemenlik üzerine söylemiş olduklarını okumamış
olmanızı elbette düşünmem bile mümkün değildir. Ancak, yine de , büyük
devrimcinin ulusal egemenlikle ilgili bir çift sözünü burada dile getirmeden
geçemiyorum:
• “Kayıtsız şartsız tabiri ile belirtilen egemenliği, milletin üzerinde
tutmak demek, bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun,
hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir.”
• “Egemenlik, hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve belirtide
ortaklık kabul etmez.”
Sayın Cumhurbaşkanı,
Cumhurbaşkanı olarak ne siz, ne de sizden sonra gelecek hiçbir cumhurbaşkanı,
Türk Ulusu’nun egemenliğinin bir zerresini dahi, Avrupa Birliği denilen
Avrupa Devleti’nin başkenti Brüksel’e ne verebilir, ne de verdirebilir!
Sayın Cumhurbaşkanı,
Çok türlü nedenlerle çok kaygılı günler yaşamakta olan Büyük Türk Milleti’nin
huzuruna çıkıp, Avrupa Birliği’ne katılmaya karşı olduğunuzu ilan etmenizi
Türk milletinin haklı talebi olarak düşünmekteyim.
Saygılarımla,
Yılmaz Dikbaş, Y.Müh.
|