03-02-2006
DOĞU AKDENİZDE FIRTINA KOPMAK,
GEMİ DE KARAYA VURMAK ÜZERE
Doç. Dr. Oya Akgönenç
İnatla Yapılan Hatalar:
Sanki, birileri inatla ve belli hataları
tekrarlayarak, tüm itiraz ve ikazlara kulaklarını tıkayarak, yapılmaması
gereken her şeyi tek tek yapıyor.
Sonuçlar, kötüden de öte ama sanki,
ülkede aynı lisan konuşulmuyor. Herkesin ne dediğini, Hükümet anlamıyor,
dinlemiyor. İktidarın yaptığını da millet anlamıyor ve inanamıyor. Tehlike göz
göre göre, geliyorum diyor. Kimse bir şey yapmıyor.
Doğu Akdeniz, Türkiye’nin ilgi alanı,
stratejik önemi büyük olan bir bölge. İçinde pek çok ülke için önemli olan
Kıbrıs bulunuyor. Kıbrıs’ta Türklerin kazanılmış,
tarihsel, askeri, hukuki ve jeopolitik hakları var. Şimdi aniden
bunların hepsi kaybedilme noktasına getirilmiş, adeta bu muhteşem uçak gemisi
(Kıbrıs dışarıda öyle tarif edilir) de karaya oturmak üzere. Rumlar, geminin
ganimetini yağmalamaya hazırlanıyorlar. Bütün bu gelişmelerde büyük hatalar var
ama hatanın tümü ne yazık ki içerden ve dışarıdan Kıbrıs’ı yönetenler de. Bu iş
adeta bir yanlışlar zinciri:
Herşeyden önce işin başından beri kullanılan taktik, metot
ve Sloganlar yanlıştı. İnsanları
etkilemek için seçilen sloganlar ticaret kafası ile uygulanmaya
kondu, yoksa milli diplomasi kuralları ile değil.
örnek vermek gerekirse:
“çözümsüzlük çözüm değildir”. Söylemi. Bu boş ve saçma bir
slogandı. İçi bomboş olan bu slogan hiç bir şeyi çözmedi, olanı da daha kötüye götürdü.
Çünkü esasta, çözüm için üretilmemişti. Sadece kulağa hoş gelsin, insanları
kandırsın diye söylenmiş bir sözdü. Öyle de oldu. Türkiye’de çok tuttu. Sonuçta
tam kimin kandırıldığı da elbet bir gün ortaya çıkacaktır.
“bir Evet ile Dünya’ya bağlan”, sloganı. KKTC’de çok tuttu.
Aslında bu koskoca bir yalandı. İnsanların
hayallerini, ümitlerini sömürmeye yönelik, modern satış tekniği ile hazırlanmış
ama siyaset ve dürüst devlet idareciliğine hiç uymayan bir deyimdi. Referandum
sırasında KKTC’de bol,bol kullanıldı ve sonucu etkiledi. Kıbrıs hala dünya’ya bağlanamadı, hala ambargo
ve kısıtlamalar devam ediyor ve hala mali yardım gelmiyor. Yalan balonu
patlamış durumda.
“Evet deyin, dünya’ya barışçı
ve uyumlu olduğunuzu kanıtlayın” söylemi, ne kadar da gerçeklerden uzak bir yaklaşım ve deyimdi.
Bu, KKTC halkına sürekli empoze edildi. Kısaca, gizli bir suçluluk hissi aşılandı onlara. Halbuki bu kasıtlı ve yanlış
bir taktikti:
Referandumun sonunda, Kofi Annan yaptığı açıklamada bu olay aynen şöyle tarif edildi:
“ Türk tarafı Referandumda Evet diyerek bağımsız
bir devlet olmak iradesini gösterememiştir”. Evet, doğru okudunuz,
Türklerin jest olsun diye yaptığı veya politikacıların dayatması ile yaptığı
oylamaya işte böyle bir yorum getirdi. (B.M. Mayıs 2005 kayıtlarında konuşmanın
tümü okunabilir.)
Kıbrıs Üzerinde Hatalar
Zinciri:
Sonuçta, dönem başkanı Tony
Blair dahi Türklerin hazırlayıp, gönderdiği bu deklarasyonun
hiçbir hukuki hükmünün olmadığını belirmiştir. Ona karşı da verecek bir cevap
bulamamışlardır.
Varılan Sonuç:
Kendi düşüncesinden başkasını beğenmeyen ve
kabul etmeyen bir anlayış ile hükümet edenler, Türkiye’yi bugün son derece kötü
bir noktaya sürüklemiş bulunmaktadırlar.
İşin daha da vahim yönü, AB ilişkilerini
idare eden komisyon ve onun başında olan kişilerin tecrübeleri de ortadadır.
Bazı
konular, mesela Kıbrıs gibi, AB koşulları gibi, Güney Doğu Anadolu olayları ve Orada ki Komşularımızla olan
durumlarımız gibi konular çok önemli
Milli Konulardır. Bu Milli konularda geniş bir mutabakat yelpazesi, şarttır,
çünkü sonuçlarına milletçe katlanılacaktır. Durum böyle iken ve Türkiye’de
Kıbrıs konusunu bilen anlayan ve gerçekçi analiz yapan bunca uzman ve
akademisyen varken neden hiçbirisine başvurulmamıştır?
Elli yılını bu işe adayan Sn. Denktaş’la neden
bir konuşma bile yapılmamıştır.? Bırakın fikrini almayı, Sn. Denktaş tamamen dışlanmıştır.
Hatta, Denktaş’ın 22 Aralık 2005 te Ankara’da TBMM
konferans salonunda verdiği konferansa,
davetli oldukları halde, ne bir bakan ve nede bir Dışişleri bakanlığı
mensubu katılmıştır. Acaba bunun
anlamı nedir? Topluma nasıl açıklayacaklardır? O toplantıda, Sn Denktaş, “Türkiye’den, KKTC Türkleri için
Merhamet” rica etmiştir. Mevcut iktidar partisinden ise sadece
10 kişi toplantıya katılma cesaretini göstermiştir. Durumun hazin ve utanç verici garabetini
görmemek imkansız. Böylesine azimli ve deneyimli bir lidere gösterilen
bu denli saygısızlık ise kabul edilemez bir noktaya erişmiştir. Bunlar, hem
diplomatik, hem görgü ve terbiye kurallarına aykırı, devlet adamlığına
yakışmayan büyük hatalardır.
Böylesine önemli konularda, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin kendi içinde kurulmuş olan Dışişleri Komisyonu veya
Avrupa
Konseyi Komisyonu üyeleri bile işe karıştırılmamakta ve fikirleri
sorulmamaktadır. Bu duruma ne hatası denebilir, acaba, Gaflet ve Delalet mi
demek gerekir?
Bütün bu faktörlere bakarak denilebilir ki,
gidişat çok kötü. Yakında, bazı yeni ve büyük tavizlerin verileceği belirtileri her
verilen demeçten anlaşılıyor. Kısacası, tecrübesiz yöneticilerin elinde rotasını kaybetmiş gibi
sürüklenen bu muhteşem “uçak gemisi” de göz göre göre
karaya oturmak üzere.