Yeni bin yıla girdiğimizden beri, olaylar
anlaşılmaz oldu. Gelişmeler düz mantık kurallarına bile uymuyor. Nedenler
sonuçlarıyla örtüşmüyor. Birinden biri yanlış ama, hangisi? Belki de asıl
sorun, olayları yönlendirenlerde. Bu, ya tarih bilgisi eksikliği olmalı
ya da erdem yoksunluğu.
Son beş yıllık politika1ann içinde insan yok. Ama hepimiz insanız. Robotlaşma
aşamasına henüz gelemedik! Avrupa, ABD'nin “dev aynası”na dokunmuyor.
İlkesiz Blair'den başka, ona destek veren Avrupalı yok. Avrupa, usta pehlivan
gibi. Son oyununu, kendine saklıyor. Ama ABD İmparatorluğu gittikçe tükeniyor.
Aynı yanlış politikayı, küçük ölçekte biz yaşadık. Son 20 yıldır, şirket
mantığı ile devlet yönettik. Şirketler, kar amaçlıdır. Oysa devlet kar
etmez. Yalnızca ulusun çıkarını gözetir. Kimi sektörde sürekli verir,
uzun süreçte kazanır. Kiminde alacağına şahin kesilir, affetmez, Devlet
affederse, halk acınacak duruma düşer.
Bugün ABD, uluslararası şirketlerin terminatörü. Bu role öyle koşullanmış
ki, ateşe yaklaşan pervane böceği gibi. Yaklaştıkça yanıyor, yandıkça
daha çok yaklaşıyor. Afganistan kolay ülkeydi. Defteri çabuk dürüldü.
Amaç, önümüzdeki dönemin olası süper gücü Çin ve Hindistan'a komşu olmaktı.
İşlem tamamlandı. Sıra Irak' a gelince, bu kez işler çatallaştı.
Kolay mı? Burası, Ortadoğu. Yok, yok! Çünkü Ortadoğu terimi, İngiltere'ye
göre. Burası dünyanın merkezi. Bu toprakları anlayabilmek için; tarih
doktorası gerek Öyle Kurukafa ve Kemikler gibi, mezarlık mantığı ile olmaz.
Üç büyük dinin yanında sonradan türeme mezhebin lafı mı olur?
Boş verelim. Onlar, ölü ideolojiler ile hareket edebilir. İnsanlığı, sırtına
binilesi eşek gibi de görebilir. Bu politikalar; katı, acımasız ve çağ
dışıdır. Karşıtlarını, kendisiyle birlikte getirir. Hiçbir zaman geniş
kitlelere, insanlığa mal olamaz. Sonunda, bir kör kuyuda unutulup gider.
Gelibolu belgeselini izledik. Emeği geçenlerin eline sağlık. Uzun ve yorucu
bir çalışmanın ürünü. Ama içinde Çanakkale ruhu yok! O uzak diyarlardan
gelen insanlar, herhalde dostluk için toplanmadılar.
Amaç, uzak ülke insanlarının dostluğu olsaydı, Çanakkale'ye gerek yoktu
ki. İstanbul Boğazı'nı geçmek üzere, Ahırkapı önlerinde bekleyen gemiler
için, bir platform yapılırdı. Orada buluşan denizciler, çok daha renkli
ve çeşitli dostluklar kurardı.
Konuyu küçümsemiyorum. Tersine, değerinin başkalaştığım düşünüyorum. 'Ulusal
dayanışma'ya çok gereksinim duyduğumuz bu günde, konuyu genel psikoloji
çerçevesinde ele almak, fazla lüks. Oysa Çanakkale; emperyalist İngiltere
ve Fransa'nın, Türkler üzerinde ölüm kustuğu yerdir. Yoksa ne anlama gelirdi
şu dizeler. "Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtmede yer." Çanakkale,
Anadolu'nun ilk kez vatan olarak algılanışıdır. Ve Mustafa Kemal'in yeniden
doğuşu. Kurtuluş Savaşı'nın ön hazırlığı, Türk ulusunun ölmediğinin kanıtıdır.
Türk ordusunun, doğru komuta ile neler başarabileceğinin göstergesi. Ve
de emperyalistlerin, boy ölçüsü'nün alındığı yerdir.
Osmanlı çökerken, şair Ziya Paşa, “Kanun diye diye, kanun tepelendi” demişti.
Günümüzde, özgürlük diye diye, özgürlükler zıvanasından çıktı. Azınlıkların
özgürlüğü var da, Türkiye'de Türklerin özgürlüğü, hakları yok mu? Türkiye,
kimsenin yedek vatanı değildir. Türkler Türkiye'de, onuruyla ve özgürce
yaşamak için vardır. Kimseye keyif bağışlamak için değil!..
Mersin'de Türk Bayrağı'nı yakma girişimi, bu hassas tabloya bir örnek
Türk ordusu, yerinde ve haklı tepkisini gösterdi Sözde vatandaşlara, bu
"sabrı yanlış anlamayın! dedi. Yazık, kullanılıyorlar! Aynı oyunu,
1878 - 1918 arasında Ermeniler konusunda izlemiştik.
Bugün Sivil Toplum örgütlerine büyük görev düşüyor. Yüksek sesle ve içtenlikle
tavır koymaları gerek. Değilse, dilleri altındaki baklayı çıkarmasınlar.
Ama sonsuza dek sussunlar. Türk insanı alçak gönüllüdür. Hiçbir ülkede
olamadığı kadar, yetinmesini bilir.
Ulusal değerler söz konusu olursa da, kimse tutamaz. Bu boyutta, Cumhurbaşkanımızdan
sade yurttaşımıza kadar, herkes aynı çizgidedir. Bu duruş Türkiye'nin
gücüdür, gurur tablosudur.
Osmanlı çökerken Türkler, kendi kendine şu soruyu sormuştu: Ben kimim?
Sonra kendini tanımış, ayırmış ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuştu. Günümüzün
kaygısı ise başka bağışlayın ama, bu destursuz ve zevzek gidiş, nereye
varır? Korkarım böyle giderse, bir gün Türkiye'de şu soru sorulacak:
Sen kimsin?
|