30 Mart 2005

BAYRAK YAKMA OLAYI İHANETİN SON GÖRÜNTÜSÜDÜR

Bahir M. ERÜRETEN
 

Türklüğü ve Türk ulusunu sevmek ve onu yüceltmek için çalışmanın, özetle bu ülkedekendini Türk saymanın, Atatürk Türkçülüğünde asıl değeri, kültür ve ülkü birlikteliğini, vatan ve dilbirliği sevgisi ile bütünleştirmektir. Kişinin etnik kökeniyle hiçbir ilintisi yoktur.
Ulusçuluğun ÖZÜ, kişinin, ülkesini ve mensubu bulunduğu ulusunu sevmek, bu istenci korumak ve yüceltmek için gerekli özeni göstermek, ulusal değerlere ve simgelere saygılı olmaktır.
Ulus, aynı vatan, aynı dil, aynı kültür ve ülkü bütünlüğünün, kendini vatandaşlık bilinci içinde, bu bütünün ayrılmaz bir parçası olarak algılamanın toplumsal oluşumudur.
Anayasamızda anlatımını bulan Atatürk milliyetçiliği; Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan Türkiye halkının tasada ve kıvançta, aynı seciye ve ruh ile benimsenmiş ayrışmaz birlikteliğidir. Gerçekten de bağımsız bir ulus oluşturmanın olmazsa, olmaz koşulu, yalnız biçimsel olarak değil, gerçek bir istenç ve duygusallık ile aynı yurdu vatan bilmek, aynı dili konuşmak kadar, geçmişinden gelen Yüksek Türk kültürünü" toplumsal birlik ve beraberliğin ayrılmaz bir duygusu olarak sevmek ve bağlanmaktır. Ulusal bayrak, ulusal marş ve diğer ortak ulusal değerler, bu bağlılık ve istencin onursal simgeleridir.
Yurdunu ve ulusunu seven ve ona bağlılığını yüreğinde hisseden bireyler, o ulusu oluşturan tüm değerlere saygı göstermenin gururunu yaşamıyorlarsa, kökenleri ne olursa olsun, bu kişileri ulusal bilinçten mahrum kişiler olarak algılamak gerekir. Son bayrak yakma girişimi de bu aymazlığı açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu olayda, işin birinci derecede görünenleri, ulusal bilinçten yoksun zavallı insanlardır. Onları bu fiile yönlendirenler asli faillerdir. Ancak onların arkasında da asıl azmettiriciler vardır ki, onlar da yıllardır, ayrılık teranelerini sürdüren aymazlar, gazete ve romanlarında Türklüğü, ulusçuluğu hor gören ve gösterenlerdir.
Sözde küreselleşmeyi, öncelikle ulusal bilinci yok etmekte arayan, kendini aydın olarak tanımlayan bu kişiler, ortaya çıkan haince olayların baş aktörleridir.
Türklüğü ve Türk ulusunu sevmek ve onu yüceltmek için çalışmanın, özetle bu ülkede kendini Türk saymanın, Atatürk Türkçülüğünde asıl değeri, kültür ve ülkü birlikteliğini, vatan ve dil birliği sevgisi ile bütünleştirmektir. Kişinin etnik kökeniyle hiçbir ilintisi yoktur.
Bu görüşümü, yakın tarihimizden somut bir iki örnekle bitirmek istiyorum. İlk örnek M. Tekinalp'tir (Moiz Kohen). Aslında Musevi kökenli bu aydın vatandaşımız, daha 1910'lu yılların başında, Selanik'te, Türklüğü ve Türkçülüğü özümsemiş, Türk harsının binlerce yıllık kültürel ruhunun özelliklerini, ziya Gökalp'in düşünceleri paralelinde yıllar yılı yazmış ve yaymıştır. Balkan Savaşı'ndan sonra geldiği İstanbul'da, bu çalışmalarını sürdürmüş, cumhuriyetin ilanından sonra da ömür boyu Türklüğün yüceltilmesi için elinden geldiğince özveri göstermiştir.
Atatürkçülüğü, Kemalist ideoloji olarak anlatan ve basımı 1936 yılında yapılan Kemalizm adı altında yayımlanan ilk kitap, onundur. Aynı metni, yine Kemalizm adı altında, Fransızca olarak o ülkede de yayımlamış. Türk devrimlerini ve Kemalizm’i Avrupa'ya o tanıtmıştır. Türkiye 'de gördüğü ilgisizliğe karşın 1944 yılında yayımladığı Türk Ruhu isimli kitabında da, Türklüğün binlerce yıllık tarihsel gelişimini en güzel bir biçimde bizlere öğretmiştir.
İkinci örnek A. Dilaçar'dır. Aslen Ermeni kökenli olan (Agop Dilaçar ) bu aydın vatandaşımız, bir Türkoloji uzmanı olarak, yüce önder Atatürk'ün "Türk dilini, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak için" öztürkçeleştirme devrimine katılmış. Türk Dil Derneği'ndeki uzun yıllar süren hizmetleriyle Türkçe’mize binlerce, Türkçe kökenli sözcükleri kazandırmıştır. Bu konularda, daha pek çok örnekler sayılabilir.
Şimdi de en yeni örneklere bir göz atalım. Kendini Türk kökenli sayan, örneğin Avrupalarda, Amerikalarda dolaşıp yabancı basına beyanatlar veren, Türklerin, Ermenilere bir milyon insanını öldürerek soykırım yaptığını, otuz bin Kürt'ü öldürdüğünü aymazca ilan eden bir romancı O. Pamuk, aynı şeyleri bir panelde yinelemekten çekinmeyen R. Berktay isimli bir profesör ve diğerleri Türkiye'yi dışa karşı küçük düşürme pahasına, hayal ürünü, üstelik bilmedikleri yanlış bilgileri, bilinmeyen çıkar uğruna söyleyenler.
Burada duralım ve düşünelim. Yukarıda verdiğim ilk iki örnek insan mı daha bize yakın, daha gerçek Türk, son verdiğim örnekteki Türklük karşıtı söz ve davranışları benimsemiş insanlar mı?
Bunun takdirini elbet okuyucular yapacak. Ancak ben inanıyorum ki, bayrak yakma, ayrılıkçı sloganlar atma gibi, ulusal bütünlüğümüzü parçalamaya yönelik eylem ve söylemlerde bulunanlar inanış ve davranışlarını bu ikinci örnekten, sözde Türk aydınların (!) söylemlerinden alıyor.