11 Nisan 2005

AB ULUSLAR HAPİSHANESİNE HOŞGELDİNİZ

Yılmaz DİKBAŞ
 

İrlanda, Avrupa Birliği (AB)’ne 1973 yılında katıldı. 1 Mayıs 2004 tarihine kadar AB’nin 15 üyesi bulunmaktaydı. Genişlemeyi hedefleyen AB’nin mimarları, üye sayısının artmasına olanak sağlayacak Nis Anlaşması (Treaty of Nice)’nı hazırladılar. İrlanda bu anlaşmayı, Haziran 2001’de referanduma götürdü. Seçmenlerin yüzde 34,7’si ‘Evet’, yüzde 45,4’ü ‘Hayır’ oyu verince, Nis Anlaşması reddedilmiş oldu. ‘Hayır’ kampanyasının öncülüğünü, Dublin Trinity Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr.Antony Coughlan yürütmüştü. Sonuçtan hiç hoşlanmayan AB’nin mimarları, ortaya çıkan bu demokratik sonucu kabul etmek istemediler. İrlanda’ya, bu sonucu değiştirmek amacıyla hem para akıttılar hem de siyasi baskı uyguladılar. Sonuçta, ikinci bir oylamanın yapılmasına karar verditildi. Ekim 2002’de yapılan ikinci referandumda, ‘Hayır’ oylar bu kez yüzde 37,1’de kalırken, ‘Evet’ oylar yüzde 62,9’a çıktı ve Nis Anlaşması İrlandalılar tarafından da kabul edilmiş oldu.
1 Mayıs 2004 tarihinde 10 yeni üye AB’ye katıldı: Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Latviya, Litvanya, Malta ve Kıbrıs Cumhuriyeti.
İrlanda’da , Haziran 2001 referandumunda ‘Hayır’ kampanyasının öncülüğünü yapmış olan Prof.Dr.Antony Coughlan, AB’nin 10 yeni üyesine Nisan 2004’ün son haftasında açık bir mektup yazdı. Aşağıda bu mektubu okuyacaksınız.
Prof.Dr.Antony Coughlan mektubuna, Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vaclav Klaus’un 21 Nisan 2004’de söylemiş olduğu şu sözleri aktararak başlıyor:
`Herkesin bildiği gibi, birkaç gün içinde, Devletimizin bağımsız ve egemen varlığı sona erecektir.”
Ve, işte mektubun devamı.
AB hapishanemizin eski mahkumları olarak, aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza hoşgeldiniz diyorum. Yeni katılanların, bizlere bu siyasi hapishanenin duvarlarını yıkmakta yardımcı olacağına güvenebiliriz. Aynı zamanda, ulusal demokrasi ve siyasi bağımsızlıklarını kaybetmekle şimdi karşı karşıya kalan 10 yeni ülkenin, bu değerlerinin ellerinden gitmesini arzu etmediğimizi bildiririz.
Geçen yıl, 10 ülkenin ‘Katılım Anlaşması’ ile ilgili yapılan referandumlarda, demokrasi çarpıtılıp yozlaştırılmıştır. Kamunun parası, yaygın medya ve referandum kuralları, korkunç boyutlarda AB’ye katılımdan yana kullanılmıştır. Avrupa Komisyonu, kendi gücünü artırma ihtirasıyla, tüm ağırlığını referandumda ‘Evet’ yanlılarından yana kullanmıştır. Anlaşmaların kabul sürecinde hiçbir yetkisi bulunmayan Avrupa Komisyonu, bu tutumuyla hiç kuşkusuz AB yasalarını çiğnemiştir. Sonuçta, Katılımcı ülkelerdeki seçmenler, nasıl bir anti-demokratik, gözünü güç elde etme hırsı bürümüş kurumsal bir canavarla bir araya geleceklerinin farkına varmadan oy sandıklarına gitmişlerdir. Bu halkların uğrayacakları kaçınılmaz düş kırıklıkları çok daha acı olacaktır.
Yeni katılan 10 Üye ülke, hem ekonomik hem de politik yönden çok kötü koşulları kabullenmişlerdir. Bu ülkeler şimdi, AB’nin 1957 yılından beri kabul ettiği, yaklaşık 80 bin sayfa tutan, yasalarını ve kurallarını kendi yasalarına uygulamak zorundadırlar. Hazırlanmasında hiçbir rol almadıkları bu yasalar ve kuralların çoğu, onların farklı koşullarına hiçte uymamaktadır.
15 AB Üyesinin oluşturduğu toplu emperyalizm, yeni 10 Üyeye çok açık bir biçimde şöyle dayatıyor: AB’ye alınmanızın bir koşulu olarak, en yakın zamanda ulusal paralarınızı kaldırıp Euro’ya geçeceksiniz. Bu dayatmayı yapanlar; İngiltere, Danimarka ve İsveç’in ulusal paralarını kaldırmamış olmalarını, Euro’ya girmemelerini gözardı etmektedirler. AB’ya katılan 10 üyeden Doğu Avrupalı olanlar eski Sovyetler Birliği’nin yörüngesindeyken, Ruslar hiçbir zaman onlara Ruble’yi dayatmamıştı. Oysa, 15 AB Üyesi bu yeni üyelere Euro’yu kabul etmeleri için dayatmaktadır.
AB üyeliği, ulusal Meclislere karşı sorumlu olan Hükümet üyelerinin konumunu değiştirmekte, onları AB düzeyindeki uluslar üstü yasama organlarının denetimine bağlamaktadır. Bugüne kadar, Hükümet üyeleri yasa çıkarmak için ulusal Meclislerin desteğini almak zorundaydılar. Bundan böyle, 450 milyon Avrupalıyı ilgilendiren yasa ve kararnameleri, kapalı kapılar ardında, adına AB Bakanlar Konseyi denilen 25 kişilik oligarşi çıkaracaktır. Hem de toplu olarak hiç kimseye karşı sorumlu olmadan! Böylece bu kişiler çok büyük bir siyasi gücü ellerine geçirirken, çıkarılan tüm yasa ve karanamelere uymak zorunda kalan vatandaşlar da siyasette iğdişleştirilmiş olacaklardır. AB’ye katılan 10 Üye ülke halklarının tüm bu olanların farkına varması ve demokrasilerini yeniden kurmak üzere direnişe geçmeleri sadece zamana bağlıdır.
25 Üyeli AB’nin politik dinamizmi, 15 Üyeliğinkinden çok farklı olacaktır. Yeni üyeler, Ulus Devleti savunan ve Avrupa devletlerindeki ulusal demokrasiyi onarmak isteyen uluslararası hareketi daha da güçlendirecektir.
AB’nin genişlemesi, kesin olarak, Avrupa Federalizm’inin sonun başlangıcıdır. Gelin, hep beraber bunu kutlayalım...
Mektup burada son buluyor...
İrlandalı Prof.Dr.Antony Coughlan, AB’yi bir hapishaneye benzetiyor, kendisini bu hapishanenin eski mahkumlarından biri olarak görüyor ve 1 Mayıs 2004 tarihinde yeni katılan 10 Üyeye, “aramıza hoşgeldiniz” diyor.
Peki, 10 yıldır Brüksel’de TÜSİYAD’ın sürekli AB temsilcisi olarak bulunan ve demokrasi, eşitlik, özgürlük, şeffaflık, uygarlık sözcüklerini hiç dilinden düşürmeden AB çığırtkanlığı yapan Dr.Bahadır Kaleağası’na biz ne söyleyeceğiz?
Bizde, içeri yeni düşene, “Allah kurtarsın” denilir..