17 Mart 2000 tarihinde İngilizlerin Lordlar
Kamarası’nda, Lord Pearson’un vermiş olduğu bir önerge tartışıldı. Önerge,
İngiltere’nin Avrupa Birliği (AB)’nden çıkması durumunda doğacak sonuçların
irdelenmesini öneriyordu. Oturum, bütün gün sürdü. 24 soylu parlamenter
önerge üzerinde konuştu, bazıları 2-3 kez söz aldı. Bu oturumun tutanakları
65 sayfa tutmaktadır.
Lordlar Kamarası’nda, zaman zaman sıcak sahnelerin yaşandığı bu önemli
oturum açıldığında ilk sözü, AB’ye karşı olan önerge sahibi Lord Pearson
aldı. Şimdi sizlere, Lord Pearson’un konuşmasının bir bölümünü sunuyorum.
Çok sayıda saygıdeğer konuşmacının katılacağı bu oturumda, tartışılacak
önergeyi vermiş olmaktan dolayı büyük onur duyuyorum. Aynı zamanda, bunun
çok ağır bir sorumluluk yüklemiş olduğunu da biliyorum. Çünkü, milyonlarca
İngiliz, oluşan Avrupa Birliği Süper Devleti’nden çıkmak istiyor ama,
onların adına konuşacak bir ses bulamıyor. Kendilerinin rızası olmadan,
zor kazanılmış bağımsızlıklarının Brüksel’deki ahtapot tarafından yavaş
yavaş yenilip yutulmakta olduğuna her gün tanık olmak, onları giderek
artan bir düş kırıklığına uğratıyor. AB’ye katılımda değil rızaları olmak,
onların görüşleri bile alınmadı. Sürekli kullanıldılar ve hep aldatıldılar,
daha da ötesi onlar bu gerçeğin henüz tam farkında değiller.
Bugüne kadar, İngiltere’nin AB’de kalıp kalmaması ya da ayrılması konusunda
ciddi bir ulusal tartışma yaşanmamıştır. Dolayısıyla bu önergemiz, eğer
kabul edilirse, çok geç kalınmış böyle bir tartışmanın başlamasına öncülük
edecektir.
Şimdi milyonlarca İngilizin AB’den ayrılmak istediğini söyledim. Bunu,
kamuoyu yoklamaları yapan araştırma şirketlerinin bulgularına dayanarak
söylüyorum. İşte bu araştırma şirketlerinden biri olan Mori, 1977 yılından
beri tam 20 kez hep aynı soruyu deneklere sordu:
“Şimdi bir referandum yapılsa ve size, ‘İngiltere AB’de kalsın mı yoksa
çıksın mı?’ sorusu sorulsa, nasıl oy verirdiniz?”
Soylu Lordlarımızı şaşırtabilir ama, her kamuoyu yoklamasında sorulan
bu soruya, verilen ‘Çıkalım’ cevabı, 1987’den beri hiç yüzde 41’in altına
düşmedi! 1977’den günümüze kadar da, yüzde 46 ortalamasını tutturdu. Ekim
1999’da yapılan son kamuoyu yoklamasında, yüzde 42 ‘AB’de kalalım’ derken,
yüzde 45 ‘Çıkalım’ dedi. Elbette başka araştırma sonuçları da var. Örneğin,
Sosyal Davranışlar Araştırması’nın Kasım 1998’deki kamuoyu yoklaması,
halkın yüzde 53’ünün AB’den çıkma yanlısı olduğunu göstermiştir.
Bugünkü AB’nin temelini oluşturan Roma Anlaşması ile ilgili son ciddi
tartışmayı, 1975 yılında yapılan referandum kampanyası sırasında yaşamıştık.
O zaman bizler, o günkü adıyla Ortak Pazar’da kalmak için oy vermiştik.
Bizim oyladığımız Ortak Pazar, bugün Avrupa Birliği denilen hayvandan
çok farklıydı. Daha da ötesi, 1975’de bizlere, eğer Ortak Pazara’a katılma
yönünde oy verirsek, egemenliğimizi kaybetmeyeceğimize dair söz verilmişti.
Dönemin İşçi Partili Başbakanı Harold Wilson, bu ülkedeki her eve yolladığı
iki mektupla, herkesi aldattı.
İşte, birinci mektubu:
“Ortak Pazara’a üye olmakla, ulusal çıkarlarımızı geliştirme ve korumada
çok daha etkin bir konuma geçmiş olacağız. Egemenliğin özü budur.”
Bundan daha da beteri, ikinci mektubu:
“Ortak Pazar’da görülen ekonomik ve para birliği girişimi, İngiltere’deki
isthdamı tehdit eder nitelikteydi. Bu durum bizi, Sterlin için sabit kur
belirlemeye zorluyabilir ve sonuçta, sanayidaki büyümemizi kısıtlayıp,
işsizlik sorunu yaratabilirdi. İşte şimdi, bu tehlike uzaklaştırılmıştır.”
Hepimiz biliyoruz ki, bu tehlike uzaklaştırılmamış ama, Başbakan’ın vermiş
olduğu güvence, Ortak Pazar için ‘Evet’ oylarını önemli bir ölçüde artırmıştı.
‘Evet’ kampanyası, ‘Hayır’ kampanyasından çok daha fazla parasal destek
bulmuş ve çok daha iyi örgütlenmişti. İşte o dönemde, eski Muhafazakar
Partili Başbakan Sir Edward Heath ve Avrupaseverler’in öncülerinin tutumlarının
çok daha aldatıcı olduğunu görüyoruz. 3 Şubat 1999 günü akşam saat 8’de,
Radyo-4’de yayınlanan programdan daha yeni öğreniyoruz ki, Sir Edward
Heath bizi 1972’de Ortak Pazara’a üye yaptırmadan önce, 1970’li yılların
henüz başında, bu Avrupaseverler medyanın gücünü kullanarak İngiliz halkını
yumuşatıp yönlendirmişlerdir. Öyel anlaşılıyor ki, dönemin Başbakanı Edward
Heath, Ortak Pazara’a ‘Evet’ oyu için Dışişleri Bakanlığı’nın eylemli
destek vermesini emretmiştir. İster inanın ister inanmayın, İngiltere’de
Ortak Pazara’a ‘Evet’ kampanyasında, CIA’dan çok büyük paralar alınmıştır.
CIA’nın bu paraları Avrupa’daki kuruluşlar kanalıyla İngiltere’ye akıtmış
olduğu anlaşılmaktadır. CIA’dan gelen bu paralarla, diğer etkinliklerin
yanında, Londra’da Connaught Hotel, ‘Evet’ kampanyasının karagahı haline
getirilmiş, burada yapılan bir dizi kahvaltılı toplantıda, ‘Evet’ kampanyasının
eşgüdümü sağlanmıştır. İşte bu kahvaltılı toplantılardan birinde, BBC-TV’de
‘Bugün’ programının sunucusu Jack Dimanio’nun Avrupa karşıtı olduğu gerekçesiyle
işinden atılması planlanmış ve sonradan da uygulatılmıştır.
Bu bağlamda, çok ilginçtir, bugün bile hükümetimiz, AB’nin ekonomik ve
para birliğini hala, bir ekonomik proje olarak görmektedir. Oysa Avrupa’da
artık herkes, bunun bir siyasi proje olduğunu ve bir süper devlet inşaatının
çimentosu olarak tasarlandığını itiraf etmektedir.
İddia adiyorum ki, İngiliz halkı, bugünkü AB konusunda, kullanılmış, aldatılmış,
önemsenmemiş ve kendilerini umursamayan politikacılar tarafından aptalca
kandırılarak, Roma Anlaşması denilen yutan kuma doğru yönlendirilmişlerdir.
Hükümet ve muhalefet anlaştığı zaman, halkın seçme hakkı ellerinden alınabilir.
28 yıldır üç siyasi partimizin ve tüm siyasi medyamızın ağız birliği yapmış
olmasına rağmen, Brüksel’e karşı olan isyanımızın giderek büyümekte olması,
İngiliz halkı için büyük bir övgü nedenidir. Halkımızın büyük çoğunluğu,
ağız birliğiyle kendisine söylenenlere inanmıyor ve AB’den çıkmak istiyor.
Bu önergemizin başlatacağı araştırma ve ulusal tartışma en azından şunu
sağlamış olacaktır: Eğer tüm uyarılara rağmen, tutturduğumuz yolda ilerlemeyi
sürdürür ve AB ile tam bütünleşirsek, bunu gözümüz açık olarak yapmış
olacağız.
Bir yandan, ümit ediyorum ki, en ateşli AB yanlıları bile, kendilerine
olan güvenleri nedeniyle, böyle bir tartışmayı hoş karşılayacak ve önergemizi
destekleyeceklerdir. Öte yandan, önümüzdeki birkaç saatin beni düş kırıklığına
uğratacağından da korkuyorum...
Lord Pearson’un Lordlar Kamarası’ndaki konuşması sürüyor, ama biz burada
biraz durup soluklanalım.
Özetle, ne diyor Lord Pearson?
İngiliz halkı AB konusunda kendi başbakanları tarafından bile aldatılıp
kandırıldı, diyor. İngiltere’deki referandumda, AB’nin o zamanki adıyla
Ortak Pazar’a ‘Evet’ oyu çıkması için CIA, Londra’da rüşvet dağıttı, diyor!
Lord Pearson; AB’yi, bağımsızlıkları, egemenlikleri yiyip yutan bir ahtapota
benzetiyor!
Peki, Türkiye’de kayıtsız şartsız AB çığırtkanlığı yapıp, yalana dayalı
propagandayla Türk halkını uyutup aldatmak isteyenler ne diyor?
Milliyet gazetesi yazarı Osman Ulagay,
“Türkiye, AB’nin VİAGRASI olacak!” diyor. Utanmazca yapılan bu yoruma,
dolandırıcılık ve sahtecilikten hükümlü Mehmet Ali Birand da,
“Nefis bir benzetme ve daha da önemlisi çok doğru bir benzetme”
diyerek alkış tutuyor.
Türkiye’de Avrupa Birliği yanlısı propagandanın bayraktarlığını; Cizvit
Papazlarının eğitiminden geçmişlerin, uluslararası vesayeti kabul edenlerin,
Atatürk ve milli politika konularından hoşlanmayanların, Türkleri ve Türkiye’yi
hayasızca aşağılayanların ve dolandırıcılık ve sahtekarlıktan hükümlülerin
yapmasını, sizler neye yoruyorsunuz?
|