05/07/2006
ABD DOSTUMUZ VE STRATEJİK ORTAĞIMIZ MI?
Prof.Dr. İbrahim Arslanoğlu
1950'lerden beri hemen hemen gelip geçen bütün iktidarlar ve dışarıdan güdümlü
medya, Türk halkına, ABD'nin dostumuz ve stratejik ortağımız olduğu
telkinlerini yaptı ve bunda büyük ölçüde başarılı da oldular. Ancak ABD
yetkililerinin Türkiye'ye karşı uyguladığı akıl-mantık, vicdan ve ahlaka
aykırı politikalar, bu dostluğun ve ortaklığın sorgulanmasını gündeme
getirdiğini düşünüyorum. Bu sorgulamaya yol açan olaylardan
bazılarını birlikte hatırlamaya çalışalım.
1. 1973 yılında Nikos Sampson, Kıbrıs'ta darbe
yaparak Makaryos'u devirip, kıbrıs
adasına Yunan bayrağını çekerek enosisi
gerçekleştirdiğinde, Türk ordusu adaya müdahale yapmak zorunda kaldı ve Türkler
adanın kuzeyinde Rumlar güneyinde toplanarak fiilen iki kesimli devlet ortaya
çıktığı zaman ABD, Yunanistan'a ve Rumlara bir yaptırımda bulunacağı yerde
Türkiye'ye silah ambargosu uyguladı.
2. 1990'lardan sonra Sovyetlerin
dağılması ve bağımsız devletlerin ortaya çıkması sonucu Ermenistan ile
Azerbaycan arasındaki Karabağ sorunu sebebiyle iki
ülke arasındaki savaş sonunda Ermeniler, Karabağı ele
geçirmekle kalmadılar Azerbaycan topraklarına da girerek işgal ettiler. Bu
durumda suçlu Ermeniler olduğu halde Kıbrıs örneğinde olduğu gibi
cezalandırılan yine Azeriler oldu. Çünkü ABD, Ermeniler yerine Azerilere
ambargo uyguladı.
3. ABD'nin Irak'a
müdahalesinden sonra 1 Mart 2003 yılında tezkerenin TBMM'de reddilmesinden
sonra bunun intikamını almak için ABD ordusu, 4 Temmuz 2003'te Irak'ta 11 Türk
askerinin başına çuval geçirdi.
4. PKK Kongre Gel' adlı bölücü
örgütü ABD terör örgütü olarak kabul etmesine rağmen Türk yetkililerin ABD'nin
bu örgüte müdahale etmesi veya Türk ordusu tarafından müdahale edilmesine izin verilmesini
defalarca istemesine rağmen bugüne kadar ABD yetkililerinin bu konuda birşey yaptıkları görülmedi.
5. ABD Büyükelçisi Edelman, Fener Rum Patrikanesi
için vereceği resepsiyon davetiyesinde, Fener Rum patrikhanesinden ekümenlik olarak bahsetti. Başbakanlık müsteşarının resmi
görevlilerin bu toplantıya katılmamaları yönünde yazılı uyarısı üzerine "
isteyen gelir, istemeyen gelmez" diyerek küstahça bir tavır takındı.
6. ABD, Türk hükümetinden PKK
için eve dönüş yasasını çıkarmasını istemektedir. Felluce
katliamına AKP milletvekillerinin bir kısmının tepki göstermesine karşı, aba
altından sopa göstererek, ermeni soykırımını gündeme getireceğini bildirdi.
7. ABD'nin bugüne
kadar Türkiye'de ağır sanayiye yönelik herhanbir
faaliyete destek olduğu görülmediği gibi, Türk yetkililerini ikna ederek
Kayseri'de Atatürk döneminde açılmış olan uçak fabrikasının kapatılmasını
sağlamıştır. Seydişehir Aliminyum Tesisleri,
İskenderun Demirçelik Fabrikası ve Aliağa
Rafinerisi gibi tesisler, bize düşman olarak gösterilen Ruslardan
alınan kredilerle açılmıştır. ABD'de Türkiye'de ağır sanayi yerine Cocacola gibi fabrikaların açılmasına destek olmuştur.
8. ABD, kendisi çok uluslu
şirketleri kanalıyla bütün dünyayı ekonomik olarak işgal etmek için İMF ve
Dünya Bankası gibi kuruluşlar vasıtasıyla dayatmalarda bulunarak çeşitli
ülkelerde serbest ticaretle ilgili yasaları çıkartırken, hala Türk tekstil
ürünlerine kotalar uygulamaktadır.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün,
kısacası ABD bize sürekli sözde dost olmuş, bize karşı
uyguladığı politika akla-mantığa, uluslarası
hukuka, vicdana ve ahlaka aykırılıklar göstermiştir. Bu yazıyı okuyanlar
diyeceklerdir ki, "devletler arasında dostluk yoktur, çıkarlar
vardır.", Doğrudur, ancak İlişkilerde hep ABD'nin çıkarları gözetilmiş
Türkiye'nin çıkarları ise sürekli gözardı
edilmiştir.
Gerçi bazı ilerici yazarlarımız
her ne kadar 27 Mayıs İhtilalini Türkiye'deki güçlerin gerçekleştirdiğini
söylese de Prof. Fikret Başkaya Türkiye'deki bütün ihtilallerin ABD tarafından
yaptırıldığını iddia etmektedir. Bu konuda şahsen ben kesin birşey
söyleyememekle birlikte 2001'den sonra arda arda
yaşadığımız iki ekonomik krizde hem ABD ve hem de Avrupa Birliği'nin parmağının
olduğu kanısındayım. Çünkü ABD Irak'a müdahale etmek isterken Türkiye'yi
ekonomik olarak çökerterek, istediği gibi kullanmayı hedeflemiştir. Tezkerenin
reddi ile bu amacına tam ulaşamamıştır. Çuval hadisesi de amacına ulaşamamanın verdiği
bir hırçınlıktan kaynaklanmış olmalıdır. AB ise Türkiye'yi
küçük devletlere parçalayacak dayatmaları yapabilmesi için Türkiye'nin ekonomik
olarak çökertilmesine seyirci ve hatta destek olmuştur. Son günlerde AB
yetkililerinin Türkiye'yi ziyaretlerinde yaptığı konuşmalardaki gerçek
amacı anlamamak için herhalde ya aptal ya da hain olmak gerekir. Aklı başında bir ilkokul
mezunu bile gerçek niyeti anlamakta zorluk çekmese gerektir.
Kutadgubilik'de
"akılsız adamın düşmanı, kendi bildiği ve yaptığıdır" diye bir söz
vardır. ABD'nin düşmana ihtiyacı yoktur. Bunu şu anda işbaşında bulunan Bush ve ekibi düşmandan daha iyi bir şekilde yapmaktadır.
Konuyu fazla uzatarak
sizleri sıkmamak için çok kısa olarak ABD'li idealist filozof Ralph Waldo Emerson'un
düşüncelerine yer vererek yazıyı bitirmek istiyorum: " ABD demek
fırsat demek, özgürlük demek, kudret demektir. Bütün limanlar açıktır. Eğer
mümkün olsa bütün dünya ile serbest ticarete girişirim ve kimseden gümrük
almam" Emerson'un düşünceleri ile bugünkü ABD
yöneticilerinin uygulamalarına baktığımızda, onların 19. yüzyıl düşünürü Emerson'dan ne kadar geride olduklarını açık bir
şekilde görebiliriz. Ayrıca Hz. İsa " Eğer
birisi yanağına tokat vurursa, çevir ötekine de vursun" demektedir. Şu
anda kendisine Tanrı tarafından dünyayı fethetme görevi verildiğini
söyleyen Bush'un, ne kadar samimi bir
Hıristiyan olduğunu ve kendisi ile birlikte etrafındaki çetenin, Hristiyanlığı nasıl kendi çıkarları için kullandığını,
sizlerin takdirine bırakıyorum.