06-02-2006
KÜRESELLEŞME:
Daha Çabuk, Daha Derin ve Daha Ucuz
Sömürmek
Mahmut YILBAŞ
Daha çabuk, daha derin ve daha ucuz sömürmek,
bugünkü küreselleşmeyi 19. yüzyıldan farklı kılan özellikler.
Küreselleşme,
insanlığın büyük bölümü için, yaldızlı söz olmaktan başka anlam taşımıyor.
Küreselleşmenin,
bazıları için ifade ettiği anlam, yer kürede yaşayanların çoğunluğu açısından
geçerli değildir.
Milenyumun başlangıcında, Amerika'da bile bilgisayar kullananların
sayısı nüfusun dörtte birinin biraz üzerinde.
Güney Asya'da
ise her yüz kişiden ancak biri bu imkana sahip.
Dünyada
milyonlarca insanın telefonu bulunmuyor.
Yüzlerce
milyon insan, köylerde dünya pazarlarından uzak, hiçbir bağlantısı olmadan
yaşamakta. Bu insanlar henüz küreselleşme sözcüğünü ya
duymamış veya bu düşünce akımından uzak, hayatlarını sürdürmektedir.
Ancak,
birçok açıdan zengin ile fakir arasındaki uçurum her gün büyümekte.
Küreselleşme
sürecinde "azgın kapitalizmin" eline öyle parasal güç geçti
ki, dünyayı sekiz şiddetinde deprem gibi sarsıyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma
Konferansı (UNCTAD) raporuna göre küreselleşme "gelişmekte olan
ülkelerde dış ticaret açığına, borçlanmaya ve istikrarsızlığa" neden
olmaktadır.
UNCTAD raporunda,
küreselleşmenin gelişmekte olan ülkeleri yoksullaştırdığı, büyüme hızlarını
azalttığı, sömürmeye yol açtığı üzerinde durulmakta.
Küreselleşme,
gelişmekte olan ülkelerde başta etnik ve dinsel çatışmalar olmak üzere her
türlü kavgayı körüklemekte.
Küreselleşme,
yani Yeni Dünya Düzeni, dünyadaki gelir dağılımındaki adaletsizliği süratle
korkunç hale getirmekte.
Zenginlerin dünya gelirlerinden aldığı pay;
% 75'ten %80'e yükselirken, yoksulların payı ise % 23'ten % 14'e düştü.
Dünya
nüfusunun nerdeyse yarısı dünya pazarları için nitelikli üretim yapamıyor.
Bir
milyardan fazla insan mutlak yoksulluk sınırı altında yaşıyor.
Küreselleşme,
servet ve sefalet farkını uçurumlaştırıyor.
Küreselleşme,
dünyadaki ekonomik büyümenin olumlu sonuçlarının ülkeler arasında
paylaşılmasını engelliyor. Yoksullar kulvar dışı kalıyor.
Küreselleşme,
katılımcı bir dünya pazarı yerine, birkaç ülkenin ve ticari kuruluşun hakim
olduğu üretim tekellerini yaratmakta.
Dünya üretiminin %77'si
sanayileşmiş yirmi beş ülke tarafından gerçekleştirilmekte.
Başta internet
olmak üzere tüm teknolojik gelişmeler birkaç ülke ve birkaç çok uluslu
şirketin tekelinde.
İnternet
kullanıcılarının % 93 'ünü dünya nüfusunun en zengin beşte biri teşkil etmekte.
Küreselleşme,
1990'larda insanları serbest rekabet ortamında ticaret yapılabileceği bir dünya
düzeni olarak benimsetilmeye çalışıldı.
Ancak,
son on yılda artan gelir ve üretim çarpıklıkları, üretim ve sermayenin birkaç
çok uluslu şirketin elinde tekelleşmesine neden oldu.
"Herkes için daha iyi bir dünya" sloganıyla yola çıkan
küreselleşmeciler, dünyayı daha çabuk, daha derin ve daha ucuz sömürmek için
yollarına devam etmek istiyorlar.
Ancak, bunun çok kolay olmayacağını, bugüne kadar yaşananlar
göstermiştir.Hak arayışlarına dayalı karşı koyuşlar derinleşerek genişleyecektir.
Ta ki dünya daha adil bir düzene kavuşuncaya kadar insanlık mücadelesinden
vazgeçmeyecektir.