PAZAR
EKONOMİSİNİN HUDUTLARI YOK MU?
Mahmut YILBAŞ
İnanç ve güven, kapitalizm ve pazarın iki temel
kaynağıdır. Alışveriş, insanların en azından birbirine güvenmesini gerektirir.
Pazar, bu alışverişlerin odağıdır.
Pazar, verilen sözlerin kurumsallaşmasıdır.
İşlem ne kadar karmaşık ve önemli olursa olsun,
temelde olan kural şudur: "Bir şey alan,
bir şey verir."
Böylece,
Pazar ekonomisi aslında "Bir söz
verme rejimidir", ve verilen söz de yerine getirilmelidir.
Bu olmadığı zaman sistem kökünden
yok demektir.
Bu yüzden Pazar ekonomisi yüksek
düzen (istikrar) ve iş birliği gerektirir.
Sistem, birlikte hareket edilmediği zaman çalışmaz
hale gelir.
Temel yanılgı, Pazar
ekonomisini "Amansız Rekabet"
koşuluna dayandırmaktan kaynaklanmaktadır.
Rekabet
sonuçtur, mekanizmanın ürünüdür. Temel ve merkez veçhesi değildir.
Pazar
ekonomisinin esası: Serbestçe, özgürce gerçekleşecek tercihlerin koordinasyonu
olmalıdır.
Ancak,
çevrede olup bitenler çok farklı. Pazar ekonomisi diye; dolandırıcılık,
sahtekarlık ve zorbalık almış başını gidiyor.
Zorbalık
ve dolandırıcılık, özgürlüğün (Demokrasinin) zıddı ve karşıtıdır.
İnsanlar aldatılırsa serbest
pazardan söz edilemez.
Olup bitenler, soygun ve hırsızlık
olarak nitelendirilmelidir.
Bu tür düşünceler,
modern Pazar ekonomisinin realiteleri karşısında kimilerine romantik, Poliannaca ve hatta gülünç gelebilir, ancak 1 - 2 milyar
insan açlık ve sefaletle boğuşurken, gerçekte, kimse arkasını dönemez, yer
kürenin her tarafında birilerinin çıkan için işlenmekte olan insanlık suçuna gözlerini
kapayamaz.
İyi çalışabilen bir
Pazar, "sorumluluk"
duymalıdır. Bu sorumluluk, sadece bir "bölüm"
için değil, "bütün" için
olmalıdır.
"Bütün" adına çalışmayan Pazar, toplumda kabul ve saygı yaratamaz.
Bunu sağlamak için, Pazar
ekonomisi çok sağlam ve çalışan resmi ve gayriresmi
kurallara bağlanmalıdır.
Resmi düzenlemeler, kurumlar
tarafından eksiksiz olarak ya pılmalı
ve uygulamalarda titiz olunmalıdır.
Hayali ihracat...
Banka boşaltmak...
Vergi kaçırmak...
Monopolleşmek. ..
Pazar ekonomisini temelinden sarsan ölümcül
rahatsızlıklardır.
Kurallar konmaz ve konulabilenler de ciddi olarak
uygulanmazsa "paraşüt", "balina" ve “sauna” operasyonları ne işe yarar ki...
Toplumu, yolsuzluklarla mücadele ediliyor diye
oyalamaktan başka anlama gelir mi?
Gayriresmi yaptırımlar, bireylerin, yani
toplumun kendiliğin den oluşan tepkileridir.
Birey ve toplum, soyguncu ve zorbaların kendilerini
aldatmalarına, soymalarına tepki koyabilmeli, sivil tavırlar geliştirebilmelidir.
Mafya ekonomisine karşı, halkın
sosyal dışlama tercihlerini biçimlendirme (tüketici refleksi-tepkisi), örgütlü
dayanışma (tüketici örgütlenmesi) gibi toplumsal tutumlar geliştirme gereğine
inanması ve bu yönde hareket etmesi ön plana çıkabilmelidir.
Pazar
ekonomisinde kurumsal, toplumsal ve ekonomik kurallar, bir sistematik içermez
ise, gelişigüzel uygulamalar soygun ve zorbalığı meşrulaştırmaktan başka bir
işe yaramamaktadır.
Aksine
kurallar, soygun ve zorba adına, yararına olmaktadır.
Toplum
tümüyle çalma, çırpma ve aldatmaca kıskacı altında ezilmektedir. Aldatmaca,
soygun ve zorbalık toplumun tüm kesitlerini hükmü altına almaktadır.
Pazar
ekonomisi, nihayet, "Melekler" düzeni anlamına gelmemelidir.
Kadın ve erkek olarak
insanlar tarafından yürütülen bir Pazar yeri, hele "ne yaparsan ve nasıl
yaparsan yap" anlayışı ile yönlendirilirse, bir düzen olmaktan çok
toz-dumandan göz gözü görmez hale gelir.
Pazar ekonomisi "Hudut-Tanımaz" lar için mutlaka yaptırımlara sahip olmalıdır.
Serbest alışveriş ile hırsızlık,
Dürüst ile çalan, Polis ile mafya,
Arasındaki farkı ve işlemleri,
Pazar-ekonomisi ayırt edebilmeli ve gereğini sağlayabilmelidir.
Bunun için:
Hukuk, mahkeme ve güvenlik başta gelir.
Pazar ekonomisi, köy düzeni değildir.
Karmaşık toplumlar tarafından kurulur ve işletilir.
Uygar toplumların işidir, çalan ve aldatanların
değil.
İşte Türkiye!..
Ne medya ne gensoru…
Kuralsızlık, önüne ne çıkarsa süpürüp götürüyor.