Datça. 28.9.2006
301 ve DÜŞÜNCE
ÖZGÜRLÜĞÜ
Emine M. Azboz
301 yangını sardı ülkeyi; düşünceler alev alev. Bu
maddeden yargılananlara yıllar öncesine gittim.
Yıl 1990. Laik eğitimi, dinselleştirerek
sırtından hançerleyen Eğitim Bakanın, devre dışı bırakmayı huy edindiği Türk
Eğitimin beyni Talim Terbiye Kurulu'nda görevliydim. Özgürlükler ülkesi
Hollanda'ya gittim. Buralara gelmişken eğitim sistemleri hakkında fikir edinmek
amacıyla okunan gezip görmek istedim. Gezdim. Gittiğim her yerde büyük saygı
gördüm.
O dönem tanıştım Seçil Arda ile;
oraya yerleşmiş, bir Hollandalıyla evli, ora vatandaşı bir siyasetçi. Benim
için basın toplantısı ve televizyon programı düzenledi; sağolsun. Toplantı
öncesi "Emineciğim. dedi, gazeteciler seni Türkiye aleyhine konuşturmak
için sıkıştırıp zorlayacak, tuzak sorular soracaklar. Aman dikkatli ol! Sakın
ola ki Türkiye aleyhine tek söz etme. Söylediğin bir tek sözcüğü manşetlere
taşırlar. Onlarca büyük yazar ve aydın olur, buralarda çabuk ünlenirsin,
ama......”
Doğal olarak ülkemizde her şey
dört dörtlük değil, şimdiyse...
Yine de iyisiyle kötüsüyle bu ülke bizim. Türkiye
vatanımız. Kendi aramızda her şeyi acımasızca eleştirip konuşuruz. Ama yurt
dışında, hele de yabancılara asla. Konuşursan "Düzeltmek için ne yaptın?"
diye sormazlar mı adama? Kimi aydıncıklar gibi "Sadece laf ettim, ele güne
karşı kötülemekten başka bir şey yapmadım" demek, utandırmaz mı insanı?
Kötülediği yer nasıl vatanı olur insanın, hakaret ettiği ulusun nasıl bireyi
olur insan? Bunu ün adına, aydın olma adına yapıyorsa, o başka... .
Görüp yaşıyoruz ki, kimi,
tutkuları yüzünden, aklın sınırlan dışına çıkıp haksız, hoyratça şeyler
söylüyor, çılgınca davranıyor. Bu, herkes gibi ben de yapabilirdim. "İyiliğe
iyilik herkesin harcıdır, kötülüğe iyilik er kişinin harcıdır." Ama o
vakit nasıl ulusun bireyi olma onurunu taşır, nasıl gönül rahatlığıyla gezerdim
yurdumda? S. Paul Satre, yaşamı boyunca Fransa yönetimine karşı olmuş muhalif bir
Fransız aydınıydı. Ama ömründe bir güne bir gün Fransa hakkında kötü bir tek
sözcük söylememiş, Fransızca'yı da büyük yazar olma uğruna kurallarını çiğnememiş.
Onca haksızlığa uğrayan Nazım Hikmet'in, yadellerde vatanını kötüleyen tek
satın yoktur, tek sözcüğünü duymamıştır kimse. Onları büyük yapan da bu.
Ülkesini karalayarak yücelen, ulusuna hakarete ederek büyük yazar, büyük aydın
olduğunu sananları tarih hiç yazmadı! Bir örneği yok. Bunun adı, bilgisizlik, aymazlık!
Düşünce özgürlüğünün arkasına gizlenip
ülke ve tarihi gerçekleri saptıranların yargılanmasına “Düşünce - yani hakaret etme
– özgürlüğü’ne sınır getirdiği gerekçesiyle arka çıkıp destekleyen sömürge
valisi artıkları, “demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü’nü tekellerinde
gördüklerinden, içişlerimize karışma cüretini gösterdikler; gibi hukukun üstünlüğünü
de hiçe saymaktalar. Sömürgecilerin torunlarında ne hak, ne hukuk ne ulus
onuru, ne uluslararası kuralara saygı!
Bu, yurttaşlarda öfkeyi körükleyip
ulusalcılığı tırmandırıyor; hoşgörülü olanında bile. Kafatasçılığı tırmandırıyor;
tehlikeli. Asıl kamuoyu vicdanını acıtıp kanatansa, ulusal davaları yeterince
savunmayan, bir güne bir gün şehit cenazelerine katılmayan ve şehit ailelerine
telefonla dahi olsa başsağlığı dilemeyen ve de yargı bağımsızlığını
zedeleyenlerin, Batı'ya şirin görünme adına yargılananlara arka çıkıp tebrik
etmesi, yargılama öncesi telefon
edip desteklemesi, beraat kararı sonrasında da “tebrik
etmesi" Allah bilir "yargıçlara" da telefon edip (?) telkinde
bulunmuştur. Üstelik hakaret; ödüllendirircesine Kültür Bakanının yurtdışında tanıtılacak
yazarlar arasında yer vermesi. Monteigne'nin “Yüksek mevkilerde sağduyuya az
rastlanır" demesi boşuna değil.
Dışardan baskı. İçerde boyun eğme. Niye? Bizi AB'ye alacaklarmış (?) da
ondan (!?)
Düşünce özgür olmalı. Doğru. Ancak sınırsız özgürlük
yoktur; düşüncede bile. Kişilerin ulusa "hakaret etme" özgürlüğü ise
hiç yoktur, olamaz da; konumları ne olursa olsun. Bu özgürlük adına bir hak
değildir, eleştiri de olamaz. Düşünceler özgürdür, ancak ulus, vatan söz konusuysa yasalarla sınırlandırılır, her
ülkedeki gibi bizde de. Özgürlük ile hakaret birbirine karıştırılmamalı. AB'ye
girmek için olmayacak ödün verilen Batı'da bile, büyük suçtur bu, cezayı
gerektirir. Ulusların tarihi, bunun örnekleriyle doludur; yapanı da ne tarih
affediyor, ne ulus nede uluslar
Kıbrıs’ta Rumların Türklere
yaptıklarını araştırıp yazdığı için "aforoz" edilen Rum araştırmacının,
vatanından kovulması daha dün! Şimdi KKTC'ye sığındı ve orada yaşıyor. Kurtuluş
Savaşı sırasında aynı şeyleri yapan Artin Kemallerin sonu ne oldu? Bir ulusa
hakaret, ne eleştiridir, ne düşünce özgürlüğü. Bireye yapılanı, birey
affedebilir belki, ya ulusa yapılan? Hele de yapan, kendi evradıysa ulusun...
Bu daha iç burkucu. Bu özgürlük değil, düpedüz kendini bilmezliktir,
densizliktir, aymazlıktır.
"Bilgiçlik, çok yüksek mevki ve
ünlerle bir araya gelince tehlikeli olur. -Bir de aşağılık kompleksiyle
birleşmişse.- İnsan ne ise, ne durumdaysa, eylemleri de ona göre olur" Filozoflarca
en iyi şey, ruh ve beden rahatlığıymış. Ama nerede, kimde bulabilinir ki bu
rahatlık? Ya, içinden Çıktığı yumurtayı beğenmeyenlerde?